Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, parti genel merkezinde düzenlenen Yeni Yol Grup Toplantısı’nda makroekonomik göstergeler, Temmuz ayı asgari ücret/emekli zammı tartışmaları, Ankara'daki zirve hazırlıkları ve adli mevzuat düzenlemelerine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Babacan, iktidarın iç güvenlik, maliye ve yargı politikalarını veriler üzerinden eleştirdi.

"Açlık sınırı 35 bin 759 liraya çıktı, ara zam yapmamak hak gaspıdır"

Konuşmasına TÜRK-İŞ tarafından haziran ayı sonu itibarıyla açıklanan açlık ve yoksulluk sınırı verilerini paylaşarak başlayan Ali Babacan, alım gücündeki gerilemeye dikkat çekti. 1 Temmuz'da asgari ücret ve emekli aylıklarına ara zam yapılmamasının yasal ve ahlaki bir sorun olduğunu iddia eden Babacan, şu doğrudan alıntıları paylaştı:

“Dört kişilik bir ailenin sadece gıda masrafları, yani açlık sınırı olarak tanımladığımız rakamın 35 bin 759 liraya çıktığını gördük. Yılbaşında bu rakam 30 bin 143 liraydı. Yani aralık sonu itibarıyla 30 bin 143 lira olan rakam, haziran sonu itibarıyla 35 bin 759 liraya yükseldi. Artış tam yüzde 18,6. Yani yılbaşından bugüne vatandaşlarımızın sadece gıda harcamalarına yüzde 18,6 zam geldiğini TÜRK-İŞ’in çalışması, araştırması tespit etmiş durumda.

Şimdi gelelim asgari ücrete. Asgari ücret biliyorsunuz yılbaşında belirlendi. Ve her yıl bu ülkede asgari ücrete 1 Temmuz’da ara zam verilirken, geçen yıl da bu yıl da ara zam vermeme konusunda iktidar ısrarcı. Şimdi asgari ücrete baktığımızda, yılbaşındaki 33 bin liranın satın alma gücü bugünün 40 bin lirası. Yani yılbaşında asgari ücretli bir vatandaşımızın 33 bin liraya aldığı gıda, bugün çıkmış 40 bin liraya. 1 Temmuz’da asgari ücrete ara zam vermemek, söylöyorum, söyleyeceğim; hak gaspıdır, kul hakkına girmektir. Bu kadar açık.

Yine en düşük emekli maaşımızın mutlaka güncellenmesi gerekiyor. Yılbaşında 20 bin lira olarak belirlenen, açlık sınırının dahi çok altında olan bir rakamın 1 Temmuz’da pas geçilmesi düşünülemez, kabul edilemez. Hep söyledik, söylüyoruz, emeklilerine insanca bir yaşam şartı sunmayan, emeklilerinin insan onuruna yakışır bir hayat sürmediği bir ülkeye demokrasi de denmez, hukuk devleti de denmez. Bir an önce bu hak kayıpları giderilmelidir."

"NATO’yu bizim kendi insanlarımızdan koruma derdine düşmüşler"

7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde başkent Ankara’da gerçekleştirilecek olan uluslararası NATO Zirvesi öncesinde kentte uygulanan güvenlik bariyerlerini, boşaltılan yurtları ve yürütülen gözaltı operasyonlarını eleştiren DEVA Partisi lideri, ceza muhakemesi usullerine yönelik tepkisini şu sözlerle dile getirdi:

"Zirve henüz gerçekleşmeden hepimizin dikkatini çeken çok farklı, çok garip gelişmeleri izliyoruz, gözlemliyoruz. Yapılan operasyonlarla yüzlerce vatandaşımız gözaltına alındı. Aralarında gazeteciler var, akademisyenler var, avukatlar var, çevre gönüllüleri var, sivil toplum temsilcileri var. Daha da vahimi, bu tutuklama talebine dayanak gösterilen ifadeler, gerçek bir hukuk garabeti. Savcılığın sevk yazısına bakıyorsunuz; 'Düzenledikleri eylemler' demiyor, 'İşledikleri suçlar' demiyor. Ne diyor? 'Eylem gerçekleştirebilirler belki de' diyor. Türkiye Cumhuriyeti yargısının bir savcılığının iddianamesinde yer alabilecek ifadeler mi bunlar? Hukuk ihtimallerle, varsayımlarla, belkilerle, potansiyellerle işlemez. Hukuk delille işler, kanıtla işler. 'Sen ya suç işlersen' diye hiç kimseyi gözaltına alamazsın.

AP Türkiye Raportörü Amor’dan NATO Zirvesi öncesi gözaltılara tepki: "Kabul edilebilir değil"
AP Türkiye Raportörü Amor’dan NATO Zirvesi öncesi gözaltılara tepki: "Kabul edilebilir değil"
İçeriği Görüntüle

Sadece havaalanının tadilatı, lüksleştirilmesi, daha gösterişli bir yer olsun diye harcadıkları rakam, kendi ifadeleriyle 10 milyar lira. Sadece havaalanı. Emeklilerimizin, çalışanlarımızın en zor şartlarda yaşadığı bir dönemde israfa tam gaz devam. Üstüne üstlük bu zirve nedeniyle şehri kapatacaklar, hayatı durduracaklar. Üniversitelerin yurtlarını boşalttırdılar. Üniversite yurtlarında bir tane öğrenci kalmayacak dediler. 'Tamamını gönderin, nereye gönderirseniz gönderin' dediler.

Esnafımız, KOBİ’miz, sanayicimiz bu bir hafta boyunca duran şehrin maliyetini, işlerin durmasının bütün külfetini tek başına üstlenmek zorunda kalacak. İnanın hicap duyuyorum. Her yerlere duvarlar, brandalar, olağanüstü şekilde Türkiye’deki bütün güvenlik güçlerinin Ankara’ya yığılması... Nedir bu ya? NATO, ülkeleri dış tehditlere karşı koruma sistemidir. Bunlar NATO’yu bizim kendi insanlarımızdan koruma derdine düşmüşler."

"Bu ekonomi yönetimi değildir, yoksulluğu yönetmektir"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın makro büyüme açıklamaları ile Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın sosyal yardım bütçelerini karşılaştıran Babacan, bütçe dengelerine ilişkin şu verileri paylaştı ve ekledi:

"Bakıyoruz her fırsatta Sayın Erdoğan büyüme rakamlarından bahsediyor. Oysa bir ülkede vatandaşlar yardım kuyruğunda bekliyorsa, ekonomi kâğıt üzerinde büyüyor ama insanların hayatında küçülüyor demektir. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre 2026 yılının ilk beş ayında tam 190 milyar lira sosyal yardımlar için harcandı. 2025 yılında e-Devlet üzerinden sosyal yardım başvurusu yapan vatandaşlarımızın sayısı 26 milyon 800 bin insan. Bakın, 86 milyonluk ülkede 26 milyon 800 bin kişi e-Devlet’ten sosyal yardım için başvurmuş, sadece 2025 yılında. Bu, Hazine Bakanlığı’nın verileri.

Önemli olan sosyal yardım ihtiyacı olan insanların sayısını düşürmektir. Herkesin kendi alın teriyle, kendi emeğiyle, çalıştığının karşılığını aldığı onurlu bir yaşam sürmesidir. Siz insanları fakirleştirin, yoksul duruma düşürün, yardıma muhtaç edin ondan sonra deyin ki 'Bakın şu kadar insana yardım ettik, şu kadar destek bütçesi ayırdık.' Bu ekonomi yönetimi değildir. Bu sadece fakirliği yönetmektir, yoksulluğu yönetmektir."

"12'nci Yargı Paketi'nin içeriği boş"

TBMM Genel Kurulu gündemine gelmesi beklenen yeni adli düzenleme serisini "teknik ve yetersiz" olarak nitelendiren Babacan, pakette çözüm üretilmeyen alanları sıralayarak konuşmasını tamamladı:

"Beklentilerin çok uzağında bir paket olduğunu gördük. Tabii bu yargı paketleri böyle numaralandırılmış geliyor ya seri numaralı 11, 12 falan diye… Bunlar bizim zamanında başlattığımız yargı paketleriyle uzaktan yakından alakası olmayan paketler. Bugün geldiğimiz noktada infazda eşitlik talebi var mı? Pakette yok. 31 Temmuz Kovid düzenlemesinden doğan mağduriyetlerle ilgili bir düzenleme var mı? Yok. Cezaevlerindeki kapasite sorunu var mı? Yok. Hasta tutuklu ve hükümlülerin durumu var mı? Yok. Aynı şekilde çek kanunundan kaynaklanan mağduriyetler var mı? Yok. KHK sonrası oluşan büyük haksızlıklar ve hukuksuzluklarla ilgili sorunların çözümü var mı? Yok. Uzun tutukluluk süreleri var mı? Yok. Adil yargılanma hakkına ilişkin yapısal sorunlar var mı? Yok. Yok, yok, yok. Bunların her biri doğrudan vatandaşlarımızın hayatına dokunan ve adalet duygusunu zedeleyen konular. Ve bunların hiçbirinde çözüm yok."

Kaynak: Anka Haber Ajansı