Ankara Tabip Odası (ATO) Yönetim Kurulu ve Halk Sağlığı Komisyonu, Türkiye’deki yoksulluk verileri ve bu tablonun toplum sağlığı üzerindeki yıkıcı etkilerine dair kapsamlı bir açıklama yaptı. TÜİK ve Eurostat verilerine atıfta bulunulan açıklamada, Türkiye’nin Avrupa’da yoksulluk riski bakımından zirvede yer aldığına dikkat çekildi.
"25 milyon kişi sosyal dışlanma riskiyle karşı karşıya"
ATO’nun açıklamasında, Türkiye’deki gelir dağılımı uçurumu ve eşitsizliğin alarm boyutlarına yükseldiği belirtilerek şu verilere yer verildi: “En zengin yüzde 20’lik kesim toplam gelirin yarısına yakınını alırken, en yoksul yüzde 20’nin payı yalnızca yüzde 6,4’te kalıyor. Eurostat verilerine göre 25 milyon insanımız yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında yaşıyor.”
Açıklamada, Eurostat verilerine göre Türkiye’nin, yüzde 29,8'lik yoksulluk veya sosyal dışlanma riski oranıyla Avrupa’nın zirvesine oturduğunun altı çizilerek, 25 milyon kişinin yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında olduğu ifade edildi. Açıklamada ayrıca 16,9 milyon emeklinin büyük bölümünün de asgari ücretin altında gelirle yaşamını sürdürmeye çalıştığı vurgulandı.

Açıklamada, “yoksulluk yalnızca gelir yetersizliği değil; sağlığa, eğitime, barınmaya, beslenmeye ve insanca yaşam hakkına erişimin kısıtlanması anlamına geliyor. Özellikle çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve güvencesiz çalışanlar bu derinleşen eşitsizlikten ve ekonomik krizden en ağır biçimde etkileniyor” denildi.
ATO’nun açıklamasında şunlar ifade edildi:
“Bugün Türkiye’de gelir dağılımındaki adaletsizlik alarm verici boyutlara ulaşmıştır. TÜİK verilerine göre en zengin yüzde 20’lik kesim toplam gelirin yaklaşık yüzde 48’ini alırken, en yoksul yüzde 20’nin payı yalnızca yüzde 6,4 düzeyindedir.
Eurostat verilerine göre Türkiye, yüzde 29,8'lik yoksulluk veya sosyal dışlanma riski oranıyla Avrupa’nın zirvesinde olup, 25 milyon kişi yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altındadır.
16,9 milyon emeklinin büyük bölümü asgari ücretin altında gelirle yaşamını sürdürmektedir.”
![]()
Yoksulluğun kadın ve çocuklara etkisi!
Yoksulluğun; çocuklarda yetersiz beslenme ve gelişim sorunlarını, kadınlarda güvencesizliği ve bakım yükünü, yaşlılarda ise sağlık hizmetine erişim sorunlarını derinleştirdiğinin altı çizilen açıklamada, “Gelir eşitsizliği arttıkça toplum sağlığı bozulmakta; kronik hastalıklar, ruh sağlığı sorunları ve sosyal dışlanma yaygınlaşmaktadır” denildi.
Bütün bu nedenlerle yoksullukla mücadele ve bölüşüm eşitsizliğini ortadan kaldırmak için planlı ve politika setlerine acil ihtiyaç olduğuna dikkat çekilen açıklamada; kamu hizmetlerinin erişilebilir, eşit ve ücretsiz olması, ekonomide ve vergide adalet sağlanması önerildi.
“Kamu hizmetleri erişilebilir, eşit ve ücretsiz olmalıdır”
ATO açıklamasında, “Kamu hizmetleri erişilebilir, eşit ve ücretsiz olmalıdır” başlığı altında yu öneri sunuldu:
“Eğitim, sağlık ve barınma gibi en temel kamusal haklar; piyasa koşullarına terk edilmeksizin herkes için eşit, nitelikli, erişilebilir ve parasız olmalıdır. Toplumun her ferdi, bu haklardan hiçbir engel olmaksızın yararlanabilmelidir.”
Ayrıca “Ekonomide ve vergide adalet sağlanmalı” başlığı altında da ATO şu öneriyi getirdi: “Gelir dağılımındaki uçurumu kapatmak adına vergide adalet ilkesi esas alınmalıdır. Bu kapsamda; Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınan kademeli bir sisteme geçilmeli, servet vergisi ivedilikle hayata geçirilmelidir.”

“Ücret politikaları insanca yaşamı gözetmelidir”
ATO ayrıca şu değerlendirmeyi de yaptı: “Ücretli çalışanlar, işsizler ve tüm dezavantajlı grupların sosyal refahını korumak için temel gelir güvencesi ve doğrudan gelir desteği gibi mekanizmalar planlanmalıdır. Asgari ücret başta olmak üzere tüm maaşlar insan onuruna yaraşır bir düzeye çekilmelidir. Özellikle emekli maaşları, yoksulluk sınırının üzerinde olacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.”
“Kapsayıcı sosyal koruma uygulanmalıdır”
Yoksulluğun yıkıcı etkilerini en derinden hisseden kadınlar ve çocuklar için kapsayıcı sosyal koruma programları oluşturulmasını isteyen ATO, “Toplumsal sağlığı korumanın yolunun, kimseyi arkada bırakmayan, dayanışmayı ve adaleti merkeze alan politikaları savunmaktan geçtiğine” vurgu yaparak, “Sağlıkta Dönüşüm”den sağlığın sosyalizasyonu politikalarına tekrar geçilmesini istedi.



