Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Fakültesi doktora öğrencisi Elif Kabakuşak, “Modern Dönem Mezarlıklarının Miras Alanı Olarak Yeniden Değerlendirilmesi: Cebeci (Asri) Mezarlığı” başlıklı tez çalışmasında Ankara’nın en köklü defin alanlarından biri olan Cebeci Asri Mezarlığı’nı mimari, tarihsel ve toplumsal boyutlarıyla inceledi.
Cumhuriyet’in planlı kent vizyonunun bir parçası
Cumhuriyet’in ardından Ankara’nın planlı kentleşme sürecinin bir parçası olarak ortaya çıkan Cebeci Asri Mezarlığı, uluslararası bir yarışma sonucu Alman mimar Martin Elsaesser tarafından tasarlandı. Kentin başkente dönüşüm süreci ve Hermann Jansen’in bahçe şehir yaklaşımı, ızgara planlı yapısı, geniş yolları ve peyzaj kurgusuyla alana yansıdı.
Bugün mezarlık, hem mimari özellikleri hem de barındırdığı isimlerle Türkiye’nin yakın tarihine ışık tutuyor. Mehmet Emin Resulzade, Vedat Dalokay, Nevzat Tandoğan, Vecihi Hürkuş, Afet İnan, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Arif, Uğur Mumcu, Mahmut Tali Öngören ve Kerim Afşar gibi pek çok isim burada yer alıyor.
Modern mezarlıklar miras olarak görülmüyor
Modern mezarlıklara yönelik yaklaşımın bu alanların korunmasını zorlaştırdığını anlatan Kabakuşak, “Mezarlıklar genel olarak bizim miras noktalarımız. Osmanlı mezarlıkları, Selçuklu mezarlıkları bizim için önemli zaten. Ancak modern mezarlık dediğimiz, mesela Cebeci Asri Mezarlığı gibi mezarlıklar çok dikkatimizi çeken yerler olmuyor. Çünkü hâlâ ziyaret ettiğimiz, sevdiklerimizin yer aldığı alanlar bizim için mirastan çok olumlu duygular uyandırmıyor. Ama asla bunun miras değerini de göz ardı etmememiz lazım” dedi.
Korunmazsa yok olma riski taşıyor
Çalışmasının odağında koruma meselesi olduğunu anlatan Kabakuşak, bu alanların zamanla kaybolabileceğine dikkat çekerek, “Ziyaret etmeyi bıraktıkça bunları miras olarak korumazsak, problemli ve yok olmaya mahkûm yerler hâline geliyorlar. Ben de bu çalışma kapsamında Cebeci Asri Mezarlığı ile başlayıp modern mezarlıkların değerleri nelerdir, nasıl korunabilir ve bu alanları geleceğe nasıl taşıyabiliriz sorularına odaklandım” ifade etti.
Tasarımında krematoryum, sinagog ve kilise var
Mezarlığın ortaya çıkış sürecini anlatan Kabakuşak, “Cumhuriyet ilan edildikten sonra Ankara’nın mezar ihtiyacı dolayısıyla uluslararası bir yarışma açılıyor ve bu mezarlık bu yarışma sonucu tasarlanıyor. Bir mezarlık için yarışma açılması da çok değerli. Yarışma şartnamesinde meydanlar, su elemanları, havuzlar hatta krematoryum bile yer alıyor. Girişte krematoryum, sinagog ve kilisenin bulunduğu bir kompleks de tasarlanıyor ancak süreç içinde bu yapılar uygulanmıyor. Yarışma projelerinde şehitlik anıtları ve devlet büyüklerine ayrılan alanlar da yer almasına rağmen bu unsurların büyük bölümü hayata geçirilemiyor” diye konuştu.
Mezarlığın çok kültürlü yapısına da dikkat çeken Kabakuşak, “Ankara’da Hristiyan ve Yahudi kesimi de fazla olduğu için mezarlık onların bölümlerini de barındırıyor. Mezarlığın farklı dinlere açık olması en öne çıkan özelliklerinden biri” değerlendirmesinde bulundu.
Yaşayanlar için de tasarlanan bir alan
Mezarlığın bahçe anlayışıyla tasarlandığını anlatan Kabakuşak, “Yolları geniş ve ferah, insanların rahat edebileceği bir atmosfer oluşturuluyor. Mezarlık korkutucu olmasın, yaşayan insanların da vakit geçirebileceği bir alan olsun diye planlanıyor. Şehirler nasıl yaşayanlar için tasarlanıyorsa mezarlıklar da ölüler ve yaşayanlar için birlikte tasarlanır. Burası da aslında bir ölüler şehri, kendi yolları, caddeleri ve ada parselleri var. Izgara planlı bir tasarımla kurgulanıyor. Mezarlıkta hiyerarşik bir ayrım öngörülmüyor, belirli anıtsal alanlar dışında herkes eşit koşullarda defnediliyor. Peyzajda yalnızca ağaçlandırma değil, su unsurları da önemli bir yer tutuyor, alan içerisinden geçen dere ve planlanan su elemanları bu yaklaşımın bir parçası” diye konuştu.
Aynı alanın zaman içinde farklı bir işleyişe geçtiğini belirten Kabakuşak, “1970’lerden sonra mezarlık doluluk sınırına ulaşıyor ve Karşıyaka Mezarlığı açılıyor. Bu süreçte yeni definler sınırlanıyor, genellikle aile mezarlarına belirli aralıklarla mükerrer defin yapılabiliyor. Burada yaklaşık 250 bine yakın mezar bulunuyor, aslında burası başlı başına bir nüfus gibi düşünülebilir” dedi.
Şehitlikler mezarlığın önemli parçalarından biri
Mezarlık içinde farklı şehitlik alanlarının yer aldığını belirten Kabakuşak, “Cebeci Asri Mezarlığı’nda polis şehitliği, Dışişleri şehitliği ve 1963 yılında Ulus’ta meydana gelen uçak kazasında hayatını kaybedenler için oluşturulan bir şehitlik bulunuyor. Bu alanlar mezarlık içinde diğer bölümlerden ayrı olarak tasarlanmış durumda” diye konuştu.
Ankara taşı detayı
Kabakuşak, mezarlıkta kullanılan malzemenin bilinçli bir tercih olduğunu vurgulayarak, “Burada kullanılan Ankara taşı sadece mezar taşlarında değil, istinat duvarlarında da karşımıza çıkıyor. Ulus çevresinde de kullanılan bu yerel malzeme hem mekâna özgü bir karakter kazandırıyor hem de insanların burayla aidiyet kurmasını sağlıyor. Özellikle 1940’lı ve 1950’li yıllara ait sade kesimli mezar taşları, ait oldukları dönemi doğrudan okunabilir kılıyor ve bu yönüyle mezar taşları aynı zamanda kronolojik birer belge niteliği taşıyor” ifade etti.
Türkiye’nin hafızası mezar taşlarında
Kabakuşak, mezarlığın tarihsel bir okuma sunduğunu belirterek, “Biz Ankara tarihi diyoruz ama aslında burada Cumhuriyetin izlerini görmek mümkün. 99 depremi için ayrı bir bölüm var. Devlet adamları, sanatçılar, sporcular burada. Mezar taşlarından dönemi okuyabiliyoruz. Şehir nasıl gelişiyorsa mezarlıklar da öyle gelişiyor. Bu yüzden bu alanları korumak aslında kentin hafızasını korumak anlamına geliyor” diye konuştu.
1999 Marmara Depremi’nde hayatını kaybedenler için ayrılan bölüm, mezarlığın yakın dönem hafızasını somutlaştıran alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Bu alan, yalnızca bir afetin izlerini değil, aynı zamanda toplumsal bir travmanın mekânsal karşılığını da barındırıyor.
Mezarlıkla kurduğu kişisel bağın zamanla değiştiğini belirten Kabakuşak, başlangıçta mezarlıkları yalnızca ölümle ilişkilendirdiğini ancak zamanla burada yatan tanınmış isimleri gördükçe bu alanın aynı zamanda yaşamın izlerini taşıyan bir hafıza mekânı olduğunu fark ettiğini ifade etti.









