"A Separation" ve "The Salesman" filmleriyle "En İyi Uluslararası Film" dalında iki kez Oscar ödülü kazanan dünyaca ünlü İranlı yönetmen Asghar Farhadi, TRT 12 Punto kapsamında düzenlenen "Ustalık Sınıfı" (Masterclass) programında genç sinemacılar ve sinemaseverlerle bir araya geldi.
Aynı zamanda bu yıl TRT 12 Punto’nun jüri başkanlığını da yürüten usta yönetmen, Feriye'de gerçekleştirilen yoğun katılımlı programda sinema anlayışını, senaryo yazım süreçlerini, yönetmenlikteki şüphe olgusunu ve yeni filmini anlattı.
"Yönetmenin görevi göremediğim bakış açısını göstermektir"
İstanbul'da bulunmaktan ve Türkiye'deki sinemaseverlerin usta sınıflarına gösterdiği yoğun ilgiden mutluluk duyduğunu belirten Farhadi, yönetmenlik mesleğini iki farklı boyutta tanımladı. Yapay zekanın teknik tanımları yapabildiğini ancak esas farkı bakış açısının yarattığını vurgulayan Farhadi, şöyle konuştu:
"Birincisi teknik boyuttur. ChatGPT'ye sorarsanız zaten size çok fazla şey anlatır. Diğer boyut ise yönetmenlerin farklılıklarını ortaya çıkaran boyuttur. Hangi bakış açısıyla olaya bakıyorsunuz, işte farklılık buradadır. Yönetmenlerin yüzde 90'ı gerçekten yaşanan şeyleri tasvir ederler. Farklı bir bakış açısıyla da çok bakmaya gerek duymazlar. Aslında yönetmenin görevi bence şu olmalıdır, benim bir durumda bakıp da göremediğim bakış açısını bana göstermesi ve bu bir yönetmenin teknik yeteneklerinden çok daha ön plandadır. Bu bakış açısına da biz yönetmenin anlatısı diyoruz."
Yeni bir filme başlarken herhangi bir plan ve programla hareket etmediğini dile getiren yönetmen, "‘Karar verdim, artık bugünden sonra şu yolu takip edeceğim.’ diye bir şeyim yok. Bu yaşta benim için sinema bilinçli bir karardan ziyade duygusal bir şeydir. Bundan sonra da nasıl bir yol izleyeceğimi bilmiyorum. Bazen çok farklı karmaşık duygular yaşıyorum ve anlam veremiyorum. Bu durum daha sonra bir filme dönüşüyor" ifadelerini kullandı.
"Hesap kitapsız, sadece yazmak istediğiniz için yazacaksınız"
Medyanın gerçekleri kendi çıkarlarına göre değiştirip sunmasının zihnini meşgul ettiğini ve son filmi "Parallel Tales"in bu düşünceden beslendiğini aktaran Farhadi, günümüz sinemasındaki "anlatı savaşlarına" değindi. Filminin hayalin gerçeğe etkisini ele aldığını belirten usta isim, her sabah uyandığında sonraki projesi üzerine 2-3 saat düşündüğünü ancak şu an gelecekteki filminin konseptini henüz bilmediğini söyledi.
Senaryo yazarlarının hikayenin başında hesap yapmaması gerektiğini vurgulayan usta yönetmen, şu tavsiyelerde bulundu:
"Kendinizi özgür bırakacaksınız. Hesap, kitapsız özgür bir şekilde senaryoyu sadece yazmak istediğiniz için yazacaksınız. Ben çalıştığım filmlerde hiçbir zaman kendime 'Benim şu anda konum nedir?' diye sormadım. 'Acaba yargılama ile ilgili bir film mi yapıyorum?' diye bunu da hiçbir zaman düşünmedim. Film bittikten sonra izleyicinin bunları filmden çıkarmasını istedim. 13 yaşımda yazdığım bir kısa filmde bile iyi ya da kötü karakter yok. Benim filmlerimde insanlar genelde gridir."
"Koşullar beni zorluyor, İran içinde film yapamıyorum"
Her zaman kendi ülkesinde ve Farsça filmler üretmeyi amaçladığını fakat mevcut şartların buna izin vermediğini açıklayan Farhadi, dışarıda film yapma gerekçesini şu sözlerle açıkladı:
"Koşullar beni zorluyor. İran içinde film yapamıyorum. Öyle bir durum olduğunda da oturamıyorum. Boş durmayı hiç sevmediğim için farklı bir ülkede film yapmaya başlıyorum. Ancak ilk fırsatta tekrar İran'a dönüp orada film yapmayı tercih ediyorum. Beni bu işi yapmada mutlu eden noktalardan biri de farklı kültürlerdeki insanların benzerliklerinden, farklılıklarından çok daha fazla olması."
Farklı coğrafyalardaki insanların duygularının ortak olduğunu belirten Farhadi, genç sinemacılara yolun başında kendi ülkelerine ve kültürlerine odaklanmalarını tavsiye etti.
"Yönetmenler aslında şüpheyle doludur"
Dışarıdan bakıldığında her şeye hakim gibi görünen yönetmenlerin aslında set ortamında büyük şüpheler yaşadığına dikkat çeken usta isim, yönetmenlik ve yapımcılık süreçlerini doğum yapan bir anneye benzetti:
"Sete gittiğiniz ilk andan itibaren asistan geliyor diyor ki, 'Oyuncu şu ayakkabıyı mı, bunu mu giysin?' ve emin değilsiniz, şüpheye düşüyorsunuz. Daha sonra kameraman soruyor, 'Kamerayı öyle mi, böyle mi koyayım?' diye ve yine emin değilsiniz. Ama o anda karar veriyorsunuz. Aslında bütün bu detaylara dışarıdan baktığınızda siz biliyormuşsunuz gibi gözüküyor ama yönetmen bunların hepsine 'Hangisi olsa daha iyi olur.' şüphesiyle bakıyor. Fakat korkmayın, olaya hakim olup kalbinizi dinleyeceksiniz. Bir yapımcı olarak 'Her şeyi biliyorum, ben oldum.' dediğiniz zaman artık filmleriniz çok ilgi çekmemeye başlar."
"Çocuk doğuran bir anne çocuğunu doğururken belki en yakınına küfür bile edebilir. Sadece bağırır, o an ona sorsanız cevapları bilmiyordur. Film yapımcısı da yönetmen de aynen böyle doğum yapan anneye benzer. O anda bir kaybolmuşluk hissi olur."
"İstanbul’a çok fazla yaklaşma cesareti bulamadım"
Türk edebiyatından okuduğu hikayeleri ilgi çekici bulduğunu ve Türk kültürü ile İran kültürünün birbirine çok yakın olduğunu söyleyen Farhadi, Türkiye'de neden film çekmediğine dair soruya ise şu yanıtı verdi:
"Kültürel olarak aslında birbirimize çok yakınız. Birbirimizi çok hızlı bir şekilde de anlıyoruz. Ancak İran kültürü gibi Türk kültürü de çok farklı detaylara ve zarifliğe sahiptir. 'Ben bu kültürü anladım.' demek çok zordur. Türk edebiyatından okuduğum hikayeler de benim için çok ilgi çekiciydi. Ben bu şehri (İstanbul'u) her geldiğimde de ilginç buluyorum. Belki de şimdiye kadar bu şehre çok fazla yaklaşma cesareti bulamadım."
Asghar Farhadi, konuşmasının sonunda genç sinemacılara seslenerek, film yapma nedenlerini kendilerine dürüstçe sormaları gerektiğini, yalnızca başarı odaklı hareket etmenin sinemanın özünden uzaklaşmaya yol açabileceğini ifade etti.




