Büyük önder Japonca biliyor muydu?
ORHAN GÜRDİL - Büyük Önder Atatürk’ün, 81. Ölüm yıldönümü münasebetiyle 11 Kasım 2019 tarihinde Ankara Türk Japon Vakfı Kültür Merkezi Özdemir Sabancı Kongre salonunda Atatürk ve Japonya ilişkileri ile ilgili bir söyleşi düzenlenmiştir. Ankara Üniversitesi DTCF Japon Dili ve Edebiyatı ABD öğretim üyesi Prof. Dr. Merthan Dündar’ın konuşmacı olarak yaptığı uzun söyleşide: Atatürk’e ve Türk Japon ilişkilerine ait çok bilinmeyen konularda, belgelere dayanarak açıklamalarda bulunmuştur. Prof. Dr. Ali Merthan Dündar’ın açıklamalarından bazı bölümler: Atatürk’ün vefatından sonra defnedildiği Anıtkabir’deki Sanat Galerisi’nde, Atatürk’ün altını çizerek okuduğu 3997 kitabın bulunduğunu belirten Dündar, konuşmasına devamla şu açıklamaları yapmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve modern Japonya’nın mimarı İmparator Mutsuhito (Meiji), yönetim sistemlerini yeniden yapılandırarak uygulamaya koydukları devrim niteliğindeki yeniliklerle büyük sosyal, ekonomik ve siyasi travmalar yaşamış olan ülkelerini, gelişmiş devletlerin seviyesine getirmeye çalışmış iki önemli liderdir. Meiji Japonyası’nın Batılaşma yolunda başarılı olmasının ardından fakir ve güçsüz bir ülkeden; sanayisi, ekonomisi, bilgi birikimi hatta ordusuyla güçlü bir ülke haline gelmesi ve önce; Çin’i (1984-1985), daha sonra Rusya’yı (1904-1905) savaşarak yenmesi dönemin pek çok aydını gibi Atatürk’ü de etkilemiştir.
Günümüzde, Mustafa Kemal’in Rus-Japon savaşı hakkında yazdığı bazı yazılardan yola çıkarak onun Japonya’ya karşı büyük sempati beslediği ve devrimleri gerçekleştirirken Japonya’yı örnek aldığı iddiaları dile getirilmektedir. Ayrıca, Atatürk’ün Japonca öğrendiği hatta Tokyo Camii’ni inşa ettirdiği de ileri sürülen diğer konulardır.
Bu çalışmada, Atatürk’ün Japonya hakkındaki görüşleri, Türk devrimlerinde Japonya’nın örnek teşkil edip etmediği gibi konular, eldeki bilgi ve belgeler ışığı altında tartışılmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk, bir subay olarak Japonya’nın Meiji Dönemi’ndeki askeri gelişmesini ve başarılarını takip etmiştir. Özellikle Rus-Japon Savaşı’nın pek çok diğer sivil-asker aydın gibi Atatürk’ü de etkilediği söylenebilir.
Atatürk’ün vefatından sonra defnedildiği Anıtkabir’deki Sanat Galerisi’nde, Atatürk’ün altını çizerek okuduğu 3997 kitap bulunmaktadır. Bu kitaplar, genç bir subayken okumaya başladığı ve hayatının son dönemlerine kadar okuduğu, not aldığı, altını çizdiği veya şerhler düştüğü kitaplardır. İşte bu 3997 kitap içinden sadece bir tanesi, 1920 yılında basılmış olan Le Japon et la Paix Mondiale adlı doğrudan Japonya’yı konu edinmiş olan eserdir.
Bu kitabın içinde Atatürk’ün önemli gördüğü ve altını çizdiği yaklaşık 34 sayfa vardır. Bu kısım özetle, Almanya’nın desteğiyle Rusya’nın, Mançurya bölgesini ele geçirdiğini ve bunun sonucunda Japonya ile Rusya’nın 1904-1905’de savaşa girdiğini anlatmaktadır.
Atatürk, Japonya hakkında sadece bir kitap okumamıştır. Zira söylev ve demeçlerinde daha sonra yayımlanmış olan not defterinde ve şahsen kaleme aldığı Zabit ve Kumandan ile Hasbihal adlı kitabında Japonya’dan, daha doğrusu Rus-Japon Savaşı’ndaki Japon kahramanlığı ile askeri taktik ve başarılarından bahsetmektedir. Atatürk, Zabit ve Kumandan ile Hasbihal adlı kitabının Saldırı Ruhu başlıklı dördüncü bölümünde şöyle diyor:
Başarı için en emin aracın saldırı olduğunu anlamakta ısrar olunmaz; ancak saldırı ordusu kuracak milletin, Japonların kyugeki zayşin dedikleri saldırı ruhuna sahip olması gerekir. Bu saldırı ruhu 1904 yılında;
Bin keder, bir üzüntü; fakat her şeye rağmen ileri!
Başka hiçbir şey düşünmek lazım değil
Cesedimi savaş meydanında gözler önüne sermek
İşte bu, Cenab-ı Hakk’ın emeli!
Şarkısını söyleyerek Kazumaro gemisiyle savaşa giden Albay Kujima’larda;
Bu saldırı ruhu, Sasbo limanından savaşa çıkarken ailesine, “Bu andan itibaren benden haber beklemeyin! Görevimden başka bir şeyle ilgilenmeyeceğimden sizden de haber istemem!” diye yazan Amiral Togo’larda;
Bu saldırı ruhu, Nanşan Muharebesi’nde oğlunun göğsünden vurulduğu haberi üzerine, ailesine, “Oğlumun külleri Tokyo’ya getirildiği zaman hemen defnolunmasın! Yakında ben ve küçük oğlum da terk-i hayat edeceğimizden, o zaman, üçümüzü birden defnedersiniz!” emrini veren General Nogi’lerde;
Ve bunları izlemeyenlerin hepsinde bütün aydınlığı, bereketiyle var olduğu içindir ki, narin Japonlar iri yapılı Ruslara meydan okudular.
Atatürk, okuduğu kitap ya da kitaplarda yer alan konulardan özellikle Japon kahramanlığı ve fedakarlığından etkilenmiştir. Atatürk’ün Rus-Japon Savaşı ile ilgili bilgileri daha sonra değil de genç bir subayken, savaşın yaşandığı dönemde okuduğu kitaplardan öğrendiğini söylemek mümkündür. Zira 1996 yılında yayımlanmış olan Atatürk’ün not defteri incelendiğinde, Atatürk’ün 1904’te 23 yaşında genç bir üsteğmen iken Rus-Japon Savaşıyla ilgili olarak notlar aldığı bilinmektedir. 1903-1905 yılları arasını kapsayan Rus-Japon Savaşı’nda, Japonların daha etkin olduğuna ilişkin notlar yazmış ayrıca Japon komutanların da ismini kaydetmiştir.
Atatürk, Japon kalkınmasının Türkler tarafından eskiden beri takip ve takdir edildiğini, 1931 yılında Türkiye’yi ziyaret eden Prens Komatsu’ya hitaben Marmara Köşkü’nde yaptığı konuşmada: Türk ve Japon milletleri öteden beri karşılıklı olarak samimi, dostane hisler taşımaktadır. İki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi hususunda Türk-Japon Cemiyeti’nin hamisi sıfatıyla harcamış olduğumuz mesaiye bilhassa müteşekkirim. Bu ilişkilerin her gün daha çok artacağına inanıyorum. Japon milletinin yüksek ve vatansever özelliği medeniyet yolundaki dikkate değer çalışmaları ve gelişimi Türkiye’de daima alaka ve samimi takdirlerle takip olunmuştur…
Atatürk’ün uşaklarından Cemal Granda da hatıralarında, Japon Prensin Atatürk’le Marmara Köşkü’nde yediği yemek hakkında bilgi vermiştir.
Yemek sırasında Atatürk, Japon tarihinden söz açmıştı. Veliaht’a çeşitli sorular soruyor, daha sonra onun karşılık vermesine meydan bırakmadan sorusunun karşılığını yine kendisi vererek veliahtı hayretten hayrete düşürüyordu. Atatürk, ezberlediği Japon şiirlerini de okumuş ve Japon şiirinin dünya edebiyatındaki yeri hakkında da prense bilgiler vermişti. Tarihteki ünlü Japon savaşlarını sıralıyor, Japon mitolojisinden söz ediyor, bir Japon kadar Japonya’nın coğrafyasından örnekler veriyordu.
Atatürk bu bilgileri, prens gelmeden birkaç gün önce kütüphanesinde bulunan kitapları inceleyerek edinmişti.
Aydınlatılması gereken bir başka husus da Atatürk’ün, Japonca bildiği ve Tokyo Camii’ni yaptırdığı şeklindeki ortada dolaşan yanlış bilgilerdir. Öncelikle Atatürk’ün Japonca bildiği iddiası üzerinde duralım.
İddialara göre Atatürk Yamada Torajiro’dan Japonca öğrenmiş, hatta 1931’de karşılattıklarında, “Hocam” diye hitap ederek elini öpmüştür. Bu yanlış bilginin kaynakları tespit edebildiğimiz kadarıyla Yamada Torajiro ve onun otobiyografisine atıfla Hiranao Matsutani’nin, 1998’de yayımladığı İsutanburu o Aishita Hitobito adlı kitabı, Abubakr Morimoto’nun 1987’de kaleme aldığı İslam in Japon adlı kitapçık ve ondan aldığı bilgileri Türkçeye aktaran Hee-Soo Lee’dir.
Yapılan alıntılar, kulaktan kulağa elden ele değişerek yayılmış ve analiz edilmeden kullanılan hatalı bilgiler, bilimsel çalışmalarda bile yer bulmuştur. Atatürk’ün, Tokyo Camii’nin inşası ile yakından uzaktan hiçbir alakasının olmadığını kesin olarak belirtmek gerekir.
Tokyo Camii, Abdürreşit İbrahim’in ilk Tokyo ziyaretindeki telkin ve teklifinden yaklaşık otuz yıl sonra Japon ordusu, dışişleri ve aşırı milletçi Japon örgütlerinin organizasyonu ve 11 Japon holdinginin 110.000 Yenlik maddi yardımıyla tamamen Japonya’nın İslam siyasetinin bir parçası olarak inşa ettirilmiştir. Büyük Asya (Dai Ajia Shugi) idealinin bir parçası olan bu hamle ile Dünya Müslümanlarının yeni koruyucusunun Japonya olduğu gösterilmeye çalışmıştır.
Sonuç:
Sonuç olarak, Atatürk’ün, Yamada Torajiro’dan ya da bir başkasından Japonca öğrendiği bilgisi doğru değildir. Eldeki bilgi ve belgeler ışığında Tokyo Camii’nin inşası meselesiyle-Japonya’nın Türk-İslam dünyasındaki faaliyetlerini yakından takip etmekle beraber-iddia edildiği şekliyle bir alakasının olmadığını söylemek mümkündür.
Konuşmasının sonunda bazı konukların sorularını da cevaplayan Prof. Dr. Dündar’a davetliler büyük sevgi gösterilerinde bulunmuşlardır.
Muhabir: TE Bilisim





