M. Ferhat Yüksel - “İnsan Hakları” kategorisinde Miray Kuyumcu’nun yönettiği “326” birinci olurken, Serhat Boylu’nun yönettiği “Koçer” ikinci, Furkan Akarsu’nun “Paylaşılamayan” filmi üçüncü oldu. Abdullah Harun’un yönettiği “Özgür Kelimeler, Gazzeli Bir Şair” filmi jüri özel ödülünün sahibi oldu.
“Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Özel Ödülü” Zeynep Sıla Demircioğlu’nun yönettiği “Göz Devirme Sanatı” filmine verildi. “İklim Krizi Özel Ödülü” Hamide Enise Aytekin’in “Onlar” filmine, “Jüri Özel Ödülü” ise Furkan Tetik’in “Hayat Tohumları” filmine layık görüldü.

Jüri 20 finalist arasından seçim yaptı
Ödül alan filmleri belirleyen jüri, yönetmen Selman Nacar, oyuncu Canan Ergüder, sinema eleştirmeni ve senarist Burak Göral, akademisyen Ruken Öztürk ile gazeteci yazar ve insan hakları aktivisti Hacer Foggo’dan oluştu.

Açılışta sinemanın görünürlük gücü öne çıktı
Ödül töreninin açılışında konuşan AB Türkiye Delegasyonu Geçici Maslahatgüzarı Jurgis Vilčinskas, sinemanın insan haklarını görünür kılan gücüne dikkat çekerek, “İnsan hakları yalnızca yasalarda veya ilgili kurumlarda şekillenmez, sanatın gün yüzüne çıkardığı gerçek ve çoğu zaman kırılgan anlarda yaşar. Sinema, bu gerçekleri görünür kılmak ve onların perdenin ötesinde çok daha geniş bir çevrede karşılık bulmasını sağlamak konusunda benzersiz bir güce sahiptir. Avrupa Birliği olarak, her koşulda bu temel hakları koruyup güçlendirme ve onları yaşatmak için çaba gösterenlerin yanında olma kararlılığımızı sürdürüyoruz.” dedi.

Seçkide belgesel, kurmaca ve animasyonlar yer aldı
Jüri üyesi oyuncu Canan Ergüder, farklı yaşamların ve farklı anlatım biçimlerinin öne çıktığı bir seçkiyle karşılaştıklarını belirterek, “Aslında bütün filmler insan haklarıyla alakalı. Bilmediğimiz yaşamlar söz konusuydu. Mesela koçerler ele alınmıştı. Gazzeli bir şairin hikayesi vardı. Bir sürü animasyon vardı. İçinde kurgusal olanlar da vardı, belgesel olanlar da vardı. Seçim bayağı zordu ve biz de elimizden geleni yaptık.” dedi.
Jüri, etki ve anlatım biçimine baktı
Yönetmen Selman Nacar da seçim sürecinde filmin izleyicide bıraktığı etkiyi ve anlatımın nasıl kurulduğunu dikkate aldıklarını aktararak, “Temelinde bir film izlediğiniz zaman sizi etkiliyor mu, nasıl hissettiriyor, nasıl bir deneyimi yaşatıyor, buna bakıyorsunuz. Daha sonra da bu deneyimi anlamlandırmaya çalışıyorsunuz. Ama benim mutlu olduğum şey, bu önemli meselelerin hepsi çok önemli meselelerdi. Ama farklı dille, farklı üslupla ve sinema zanaatını da incelikli bir şekilde kullanmaya çalışan filmlerin tabii ki yeri bizde ayrı oldu. Çünkü ben meselenin kendisi kadar onu nasıl anlattığımız, nasıl yaklaştığımızın da çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Ama temelinde daha içgüdüsel bir yerden bu filmlerin bizimle nasıl bir deneyim oluşturduğunu, bize nasıl dokunduğunu bunları paylaştık. Daha sonra da içlerinden ortaklaşmaya çalıştırdığımız filmlerde karar kıldık.” dedi.

Nacar, insan hakları alanının tek bir başlıkla sınırlanamayacağını vurgulayarak, “Tek bir meseleden bahsedemeyiz. Bu anlamda da çok çeşitli bir seçki vardı. Bunun da çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Ele alınan konulardan birisinin diğerlerinden daha önemli olduğunu da düşünmüyorum. O yüzden çok fazla meselemiz var diyebiliriz.” ifadelerini kullandı.



