Anayasa Mahkemesi, İstanbul Valiliği’nin Suriye’de yürütülen Bahar Kalkanı Harekatı’nı eleştiren veya harekatın sona erdirilmesi amacıyla kamuoyu oluşturmayı hedefleyen eylem ve etkinlikleri yasaklamasına ilişkin bireysel başvuruyu karara bağladı. Yüksek Mahkeme, yasağın Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiğine hükmetti.

AYM, kararında kamu güvenliği gerekçesiyle toplantı ve gösterilerin yasaklanabilmesi için somut, nesnel ve yeterli gerekçelerin ortaya konulması gerektiğini vurguladı. Mahkeme, yalnızca muhtemel güvenlik risklerine dayanılarak tüm toplantı ve gösterilerin yasaklanmasının anayasal açıdan yeterli kabul edilemeyeceğini belirtti.

İstanbul Valiliği, Bahar Kalkanı Harekatı'na yönelik eylemleri yasakladı

İstanbul Valiliği, çeşitli sendikalar ve sivil toplum kuruluşları tarafından düzenlenmesi planlanan, Suriye’deki Bahar Kalkanı Harekatı’nı eleştirmeyi veya harekatın sona erdirilmesi amacıyla kamuoyu oluşturmayı hedefleyen tüm eylem ve etkinlikleri 1-10 Mart 2020 tarihleri arasında yasakladı.

Valiliğin kararında, şehit ve gazilerin bulunduğu hassas bir dönemden geçildiği belirtilerek söz konusu eylemlerin toplumda infial yaratabileceği, milli, vicdani ve insani değerleri zedeleyebileceği ve toplumsal iç barışı tehdit edebileceği ifade edildi.

Kararda ayrıca etkinliklerin katılımcılar ile diğer kişiler arasında sözlü veya fiziksel provokatif olaylara yol açabileceği, bunun kamu düzeni ve başkalarının hak ve özgürlükleri açısından tehlike oluşturabileceği değerlendirmesine yer verildi.

Yasaklama kararına karşı dava açıldı

DİSK'e bağlı Dev Sağlık-İş Sendikası yöneticisi Erdoğan Demir, Valiliğin yasaklama kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle idare mahkemesinde dava açtı.

Dava dilekçesinde, Valilik kararıyla “savaşa hayır” konulu toplantıların tümünün yasaklandığı belirtilerek müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı ileri sürüldü.

İstanbul 10. İdare Mahkemesi yasağı hukuka uygun buldu

İstanbul 10. İdare Mahkemesi, suç işleneceğine ilişkin açık ve yakın bir tehlikenin bulunması durumunda toplantıların yasaklanabileceğini belirtti. Mahkeme, Valiliğin kamu güvenliği gerekçesiyle aldığı geçici yasaklama kararında hukuka aykırılık bulunmadığına hükmetti.

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi de 3 Haziran 2022 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını hukuka ve usule uygun buldu. İstinaf başvurusu oyçokluğuyla ve kesin olarak reddedildi.

AYM toplantı ve gösteri hakkının ihlal edildiğine karar verdi

Başvurucu, 14 Temmuz 2022 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu.

Başvuruyu inceleyen AYM, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Yüksek Mahkeme ayrıca başvurucuya net 5 bin TL manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

TOKİ arsa satışları ne zaman? 61 ilde 725 taşınmaz açık artırmaya çıkıyor
TOKİ arsa satışları ne zaman? 61 ilde 725 taşınmaz açık artırmaya çıkıyor
İçeriği Görüntüle

Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına ve bilgi için İstanbul 10. İdare Mahkemesine gönderilmesine de karar verildi.

İdare güvenlik kaygılarını somutlaştırmadı

AYM'nin gerekçesinde, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ancak kamu düzenini tehdit eden bir tehlikenin daha hafif tedbirlerle önlenememesi halinde sınırlandırılabileceği vurgulandı.

Mahkeme, müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklandığını kanıtlama yükümlülüğünün idareye ait olduğunu belirtti.

5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamında yapılan değerlendirmede, toplantıların yasaklanabilmesi için kamu düzenine yönelik ciddi emarelerin veya suç işleneceğine ilişkin açık ve yakın bir tehlikenin bulunması gerektiği ifade edildi.

Kararda, Valiliğin yasaklama kararında kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasına ilişkin genel ifadelere yer verildiği ancak bu iddiaları destekleyen somut ve ikna edici gerekçelerin sunulmadığı kaydedildi.

AYM, toplantının hangi somut verilere dayanılarak provokatif olaylara yol açabileceğinin, toplumda infial oluşturabileceğinin veya toplumsal iç barışı tehdit edebileceğinin açıklanmadığına dikkat çekti.

Mahkeme, olası tehlike ve tehditlere ilişkin somut bilgi ve belgelerin yargısal denetime elverişli biçimde ortaya konulmadığını belirterek idarenin müdahaleyi haklı kılacak nitelikte spesifik, nesnel ve yeterli gerekçe sunmadığı sonucuna ulaştı.

Rahatsız edici düşünceler de toplantılarda ifade edilebilir

AYM'nin gerekçesinde, toplantıların milli, vicdani ve insani değerleri zedeleyebileceği yönündeki değerlendirmenin tek başına yasaklama için yeterli olmadığı belirtildi.

Mahkeme, söz konusu eylemlerin barışçıl olmadığına, şiddeti teşvik ettiğine veya kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlike oluşturduğuna ilişkin somut bir tespit yapılmadığını kaydetti.

AYM, önceki kararlarına da atıfta bulunarak toplumun genelinin veya devlet politikalarını benimseyen kesimlerin görüşleriyle çelişen, onları rahatsız eden ya da endişelendiren düşüncelerin de barışçıl sınırlar içinde kolektif olarak ifade edilebilmesi gerektiğini vurguladı.

Gerekçede, düşünce ve ifade özgürlüğüne ilişkin korumanın yalnızca toplum tarafından kabul gören veya zararsız bulunan görüşlerle sınırlı olmadığı; kaba, şok edici ya da rahatsız edici nitelikteki açıklamaların da bu korumadan yararlanabileceği ifade edildi.

Muhtemel güvenlik riskleri yasaklama için yeterli değil

AYM, idarenin kamu düzeninin bozulabileceği ihtimaline dayanarak doğrudan yasaklama yoluna gittiğini, etkinliğin barışçıl biçimde gerçekleştirilmesini sağlayabilecek alternatif tedbirleri değerlendirmediğini belirtti.

Kararda, toplantı ve gösteriler sırasında kamu düzeninin ve başkalarının haklarının korunması için gerekli önlemlerin alınmasının yetkili makamların sorumluluğunda olduğu hatırlatıldı.

Ancak bu sorumluluğun, bütün toplantı ve gösterilerin yalnızca muhtemel güvenlik riskleri gerekçe gösterilerek yasaklanmasını haklı kılmayacağı vurgulandı.

AYM, daha hafif tedbirlerin neden yeterli olmayacağının açıklanmadığını ve idareyi bu yükümlülükten muaf tutabilecek istisnai bir durumun da ortaya konulmadığını belirtti.

Mahkemeye göre soyut değerlendirmeler üzerinden kamu düzeni ve güvenliği gerekçesiyle temel haklara müdahale edilmesi, hakların öngörülemez biçimde sınırlandırılması sonucunu doğurabilir.

İdare mahkemesinin değerlendirmesi de yetersiz bulundu

AYM, yasaklama kararını hukuka uygun bulan idare mahkemesinin de kararın dayandığı gerekçelerin somut bir tehlike veya açık ve yakın tehdit oluşturup oluşturmadığını yeterince incelemediğini belirtti.

Gerekçede ayrıca olası tehlikelerin daha hafif tedbirlerle önlenip önlenemeyeceği konusunda da değerlendirme yapılmadığına dikkat çekildi.

Yüksek Mahkeme, yasaklama kararının zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olduğunun ve demokratik bir toplumda gerekli sayılabileceğinin ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konulamadığı sonucuna vardı. Bu gerekçelerle Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verildi.

Kaynak: ANKA