Bir hanenin geçimini sağlamak, çocukların ihtiyaçlarını karşılamak, kira ve faturaları ödemek, mutfağı döndürmek… Yoksulluk çoğu zaman bu gündelik hesapların içine sığdırılıyor ancak aynı hesabın içinde görünmeyen başka bir yük daha var: Kendi gelirine sahip olamamak, kazandığı parayı kendi ihtiyaçları için kullanamamak, çocukların ve bakım ihtiyacı olan diğer aile üyelerinin sorumluluğunu üstlenirken çalışma hayatının dışında kalmak. Kadınlar için yoksulluk, yalnızca ay sonunu getirme meselesi değil, ekonomik bağımsızlığın, sosyal güvencenin ve kendi yaşamı üzerinde karar verebilme hakkının da sınandığı bir eşitsizlik alanı.

Gümüş fiyatlarında kısa vadeli temkinli görünüm
Gümüş fiyatlarında kısa vadeli temkinli görünüm
İçeriği Görüntüle

Kadın yoksulluğunun boyutlarını ortaya koyan araştırmalar, bu tablonun bireysel tercihlerle ya da yalnızca hane gelirinin düşüklüğüyle açıklanamayacağını gösteriyor. Güneydoğu Anadolu Bölgesi Belediyeler Birliği (GABB) Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğünün yürütücülüğünde, Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi (SAMER) tarafından hazırlanan Yoksulluğun Kadın Hali: Diyarbakır’da Eşitsizliğin Haritası araştırması, Diyarbakır’ın Bağlar ve Sur ilçelerinde bin 866 kadınla gerçekleştirilen saha çalışmasıyla kadınların gelir, temel ihtiyaçlar ve bakım emeği alanlarında karşılaştığı güçlükleri görünür kılıyor.

Gemini Generated Image Qni8Rfqni8Rfqni8

Araştırmaya göre temel ihtiyaçlarını karşılayamadığını belirten kadınların oranı Bağlar’da yüzde 60,4, Sur’da yüzde 52,4. Kişisel gelirden yoksun olma oranı ise Bağlar’da yüzde 46,4, Sur’da yüzde 47,2. Üstelik gelir elde edebilmek de tek başına ekonomik bağımsızlık anlamına gelmiyor. Araştırmada, gelir sahibi kadınların yüzde 85’ten fazlasının kazancını kendi ihtiyaçlarından önce hane harcamalarına ayırdığı belirtiliyor. Böylece kadınların gelir elde etse dahi kendi ihtiyaçlarını ertelemek zorunda kalabildiği bir tablo ortaya çıkıyor.

Kadın yoksulluğunun bir diğer boyutunu ise istihdama erişim ve çalışma koşulları oluşturuyor. DİSK/Genel-İş Araştırma Dairesinin (EMAR) Türkiye’de Kadın Emeği raporları, kadınların işgücüne katılımı ve istihdamındaki eşitsizliklerin yanı sıra kayıt dışı çalışma, ücret farkı ve ücretsiz bakım emeğinin etkilerine dikkat çekiyor. DİSK/Genel-İş’in 2025 tarihli raporunda, Aralık 2024 itibarıyla kadınların istihdam oranı yüzde 32,5, erkeklerin istihdam oranı ise yüzde 66,7 olarak açıklanıyor. Bu fark, kadınların ücretli çalışma hayatına katılımındaki eşitsizliğin sürdüğünü ortaya koyuyor.

Kadınların çalışma hayatının dışında kalmasında ev işleri ve bakım sorumlulukları da belirleyici rol oynuyor. Çocukların, yaşlıların ve bakım ihtiyacı olan diğer aile üyelerinin sorumluluğunun büyük ölçüde kadınlara bırakılması, kadınların istihdama erişimini sınırlandırırken ekonomik güvencesizliklerini de derinleştiriyor. Kamusal bakım hizmetlerinin yetersizliği, bir yandan kadınların çalışmasını zorlaştırıyor, diğer yandan çalışamadıkları için gelir ve sosyal güvence elde etmelerini engelliyor. Bu döngü, özellikle tek ebeveyn kadınlar açısından daha ağır sonuçlar doğurabiliyor.

Peki sosyal yardımlar bu döngüyü kırmaya yetiyor mu? Kadınların gıda, barınma ve çocuklarının temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için hayati önem taşıyan yardımlar, kalıcı bir yoksulluktan çıkışın yerini tutabilir mi? Araştırmaların ortaya koyduğu veriler ve kadın emeğine ilişkin bulgular ışığında, bu soruların yanıtını Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) Heyeti’ne sorduk. EŞİK Heyeti, kadın yoksulluğunun yalnızca gelir eksikliği olarak ele alınamayacağını vurgulayarak sosyal yardımların bir hak olduğunu, ancak kalıcı çözüm için ekonomik bağımsızlık, güvenceli istihdam ve kamusal bakım hizmetlerinin birlikte güvence altına alınması gerektiğini belirtiyor.

Images-34

EŞİK: Kadın yoksulluğu yalnızca gelir meselesi değil

EŞİK Heyeti, kadınların yoksulluk deneyiminin hane gelirinin düşüklüğünden daha kapsamlı bir eşitsizlik alanına işaret ettiğini belirtiyor.

Kişisel gelire, mülkiyete, istihdama ve sosyal güvenceye erişememek, ücretsiz bakım emeği nedeniyle ekonomik bağımsızlık kazanamamak ve temel ihtiyaçları karşılamak için başkalarına bağımlı hale gelmek, kadın yoksulluğunun birbirini besleyen boyutları arasında yer alıyor. EŞİK Heyeti, araştırmaların ortaya koyduğu tabloya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullanıyor:

“Kadın yoksulluğunu yalnızca hane gelirinin düşüklüğüyle açıklayamayız. Kadınların kendi gelirlerine, mülkiyete, istihdama ve sosyal güvenceye erişememesi; ücretsiz bakım emeği nedeniyle ekonomik bağımsızlık kazanamaması ve temel ihtiyaçlarını karşılamak için başkalarına bağımlı hale gelmesi de bu yoksulluğun önemli boyutlarıdır.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi Belediyeler Birliği (GABB) Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğünün yürütücülüğünde, Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi (SAMER) tarafından Diyarbakır’ın Bağlar ve Sur ilçelerinde 1.866 kadınla gerçekleştirilen Yoksulluğun Kadın Hali: Diyarbakır’da Eşitsizliğin Haritası araştırması bu tabloyu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre kadınların temel ihtiyaçlarını karşılayamama oranı Bağlar’da yüzde 60,4, Sur’da yüzde 52,4. Kadınların kişisel gelirden yoksun olma oranı da sırasıyla yüzde 46,4 ve yüzde 47,2.

Aynı araştırmaya göre gelir elde eden kadınların yüzde 85’ten fazlasının kazancını kendi ihtiyaçlarından önce hane harcamalarına ayırması, gelir sahibi olmanın bile ekonomik bağımsızlığı garanti etmediğini gösteriyor (GABB & SAMER, 2025).

Yine DİSK/Genel-İş Araştırma Dairesinin (EMAR) Türkiye’de Kadın Emeği raporu da bu tablonun istihdam boyutunu ortaya koymaktadır. Rapora göre 2019’da kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 34,2, istihdam oranı ise yüzde 29,4’tür (DİSK/Genel-İş Araştırma Dairesi, 2020). 2025 yılına gelindiğinde de tablo değişmiyor. Türkiye’de sayısı 33 milyonu geçen çalışma çağındaki kadın nüfusun yüzde 64’ü işgücüne dahil olamıyor. İstihdama edilen her 10 kadından 3’ü ise kayıt dışı işlerde çalışmakta.

Dolayısıyla kadın yoksulluğu bireysel başarısızlıkların değil, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve sosyal haklara erişimdeki yapısal sorunların sonucudur. Sosyal yardımlar kadınların açlık ve yoksunlukla baş başa bırakılmaması için bir haktır; ancak kadınların sürekli yardıma ihtiyaç duyduğu koşulları değiştirmediğimiz sürece yoksullukla mücadele etmiş olmayız.”

Bakım yükü kadınların ekonomik bağımsızlığını sınırlıyor

Kadın yoksulluğunun görünmeyen boyutlarından biri, ücretsiz bakım emeğinin kadınların omuzlarına bırakılması. Çocukların bakımını üstlenmek, ev işlerini yürütmek ve bakım ihtiyacı olan aile üyelerinin sorumluluğunu taşımak, kadınların ücretli çalışma hayatına katılmasını zorlaştırıyor. Çalışma hayatından uzak kalan kadınlar kendi gelirlerini ve sosyal güvencelerini oluşturamazken ekonomik bağımsızlıkları da başkalarının desteğine ya da sosyal yardımlara bağlı hale gelebiliyor.

Bu durum, özellikle tek ebeveyn kadınlar açısından geçim ve bakım sorumluluklarının aynı anda üstlenilmesiyle daha ağır bir döngüye dönüşüyor. EŞİK Heyeti, kamusal bakım hizmetlerinin eksikliğinin kadınların çalışma hayatına katılımını engellediğini belirterek şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Kadınlar çocukların ve diğer bakım ihtiyacı olan kişilerin sorumluluğunu büyük ölçüde tek başlarına üstlenirken aynı zamanda hanenin geçimini sağlamak zorunda bırakılıyor. Bu durum, özellikle tek ebeveyn kadınlar açısından birbirini besleyen bir yoksulluk döngüsü yaratıyor: Çocuk bakımını üstlenecek kamusal hizmetler bulunmadığında kadınlar çalışamıyor; çalışamadıklarında kendi gelirlerini ve sosyal güvencelerini oluşturamıyor; gelirleri olmadığında da sosyal yardımlara ve başkalarının desteğine bağımlı hale geliyorlar. DİSK/Genel-İş Araştırma Dairesinin Türkiye’de Kadın Emeği raporunda aktarılan TÜİK verilerine göre, bakım ihtiyacı olan çocuklara veya yetişkinlere bakmak için işinden ayrılan kadınların sayısı 2014’te 465 bin iken 2019’da 494 bine ulaşmıştır. Aynı nedenle işinden ayrılan erkeklerin sayısı ise kadınların yalnızca yaklaşık yüzde 3’ü kadardır. Raporda ayrıca 2019’da 11 milyon 741 bin kadının ev işleri nedeniyle çalışma hayatına katılamadığı belirtilmektedir (DİSK/Genel-İş Araştırma Dairesi, 2020). 2025 yılına gelindiğinde tablo yine değişmiyor, Türkiye’de 21 milyon 548 bin kadın, çalışmak istemesine rağmen çeşitli sorumluluklar ve yapısal engeller nedeniyle işgücüne katılamamaktadır. Kadınların işgücüne katılamama nedenlerine bakıldığında 5 milyon 925 bin kadının ev işleriyle meşgul olduğu belirtilmiştir.

GABB ve SAMER’in (2025) Diyarbakır araştırmasında kadınların ev ve bakım işlerini tek başına üstlenme oranı Bağlar’da yüzde 89,4, Sur’da yüzde 87,8 olarak belirlenmiş; çocuk bakımı da kadınların iş gücüne katılımının önündeki en önemli engel olarak öne çıkmıştır.

Bakım emeğinin aileye, aile içinde de kadınlara yüklenmesi, kadınları ekonomik bağımsızlıktan uzaklaştırırken yoksulluğu yeniden üreten bir mekanizmaya dönüşüyor. Çözüm, kadınlardan hem bakımın hem geçimin sorumluluğunu tek başlarına üstlenmelerini beklemek değil; bakım hizmetlerini kamusal bir sorumluluk olarak örgütlemek ve özellikle tek ebeveyn kadınlara gelir, güvenceli istihdam ve sosyal güvence sağlayacak politikalar geliştirmektir.”

Gemini Generated Image Id6Bhid6Bhid6Bhi

Sosyal yardım bir hak, kalıcı çözüm daha fazlasını gerektiriyor

Sosyal yardımlar, temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan kadınlar ve aileler açısından yaşamsal önem taşıyor. Ancak yardımların varlığı, kadınların yoksulluktan kalıcı biçimde çıkabildiği anlamına gelmiyor. Düzenli gelire, güvenceli istihdama ve sosyal güvenceye erişemeyen kadınlar, ihtiyaçları devam ettiği sürece yardımlara bağımlı hale gelebiliyor.

Diyarbakır araştırmasının bulguları da sosyal yardım ile yoksulluktan çıkış arasındaki farkı tartışmaya açıyor. EŞİK Heyeti, sosyal yardımların ortadan kaldırılmasını değil, hak temelli bir sistem içinde sunulmasını ve yoksulluğu üreten koşulların değiştirilmesini savunuyor:

“Sosyal yardımlar yaşamsal önemdedir; hiç kimsenin açlıkla, barınma güvencesizliğiyle veya çocuklarının temel ihtiyaçlarını karşılayamamakla baş başa bırakılmaması gerekir. Ancak sosyal yardım bir haktır; yoksullukla mücadele ise yalnızca yardım dağıtılarak yürütülemez.

DİSK/Genel-İş Araştırma Dairesinin 2020 raporunda ise kadınların düşük istihdam oranlarının yanı sıra uzun çalışma süreleri, kayıt dışı istihdam ve ücret eşitsizliğiyle karşı karşıya olduğu gösterilmektedir. Rapora göre 2019’da haftada 45 saatten fazla çalışan 2 milyon 932 bin kadının yüzde 34,4’ü kayıt dışı çalıştırılmış; 2018 verilerinde kadınların erkeklerden ortalama yüzde 8 daha az kazandığı belirtilmiştir (DİSK/Genel-İş Araştırma Dairesi, 2020)

GABB ve SAMER’in (2025) araştırmasında Sur’da sosyal yardım alan kadınların oranı Bağlar’dan daha yüksek olmasına rağmen kadınların temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı görülüyor. Bu bulgu, yardımların mevcut ihtiyaçları karşılamakta dahi yetersiz kalabildiğini gösteriyor.

Buradaki temel sorun, sosyal yardımın varlığı değil; sosyal politikanın kadınlara düzenli gelir, güvenceli istihdam, emeklilik hakkı, ücretsiz kamusal hizmetler ve ekonomik bağımsızlık sağlayan bütünlüklü bir sistemle desteklenmemesi. Yeni liberal politikalar sosyal devletin sorumluluklarını daraltıp yoksulluğu yapısal bir sorun olmaktan çıkararak yönetilmesi gereken bir ihtiyaçlar toplamına indirgerken, otoriter sağ popülist rejimler de yardım ilişkilerini kendi siyasal ve toplumsal düzenlerini sürdürmenin bir aracına dönüştürebiliyor. Kadınların ve toplumun yoksulluğun nedenlerini sorgulamak ve hak talep etmek yerine yardımlara bağımlı hale gelmesi, bu düzenin yeniden üretilmesini kolaylaştırıyor. Bu nedenle sosyal yardımların keyfîliğe, ayrımcılığa ve siyasal bağımlılık ilişkilerine açık olmaktan çıkarılarak şeffaf, yeterli ve hak temelli biçimde sunulması gerekiyor. Bununla birlikte herkes için erişilebilir sosyal güvenceyi, kamusal bakım hizmetlerini ve insanca yaşamaya yetecek düzenli geliri güvence altına alan bir sosyal devlet anlayışı kurulmalı. Amaç yardımları ortadan kaldırmak değil, yardıma ihtiyaç doğuran yoksulluk koşullarını ortadan kaldırmak olmalıdır.”

Ekonomik bağımsızlık için güvenceli istihdam ve ücretsiz bakım hizmetleri

Kadınların ekonomik bağımsızlığını güçlendirmek, yalnızca iş bulmalarını sağlamakla sınırlı değil. Eğitimden çalışma hayatına uzanan süreçte karşılaşılan eşitsizlikler, ücretsiz bakım emeği, güvencesiz çalışma ve ücret farkları bir arada ele alınmadığında kadınların kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olabilmeleri zorlaşıyor.

DİSK/Genel-İş’in raporları kadınların istihdam oranları ile erkeklerin istihdam oranları arasındaki farkın sürdüğünü ortaya koyarken, Diyarbakır araştırması da kadınların önemli bir bölümünün gelir getirici bir işte çalışmadığına ve çocuk bakımının çalışma hayatına katılımın önündeki engellerden biri olduğuna işaret ediyor. EŞİK Heyeti, ekonomik bağımsızlığın eğitim hakkından bakım hizmetlerine erişime kadar uzanan bütünlüklü politikalarla desteklenmesi gerektiğini vurguluyor:

“Kadınların ekonomik bağımsızlığının önündeki engeller birbirinden bağımsız değil; toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümü, ücretsiz bakım emeği, yetersiz kamusal hizmetler, güvencesiz istihdam ve ücret eşitsizliği birbirini güçlendiriyor. Bunun yanında kadınların ekonomik bağımsızlığının önündeki engeller, çoğu zaman eğitim çağında başlamaktadır. Kız çocuklarının ev içi işlere ve kardeş bakımına yönlendirilmesi, eğitimlerine devam etmelerinin desteklenmemesi ve ataerkil toplumsal kabuller nedeniyle eğitimden kopmaları, ilerleyen yaşlarda mesleki beceri edinme ve güvenceli istihdama erişme olanaklarını da sınırlandırmaktadır. TÜİK’in İstatistiklerle Kadın, 2023 verileri, kadınların eğitim düzeyi yükseldikçe işgücüne katılım oranlarının da belirgin biçimde arttığını göstermektedir (TÜİK, 2024). Dolayısıyla eğitim hakkından eşit biçimde yararlanamamak, yalnızca çocukluk dönemine ait bir eşitsizlik değil; kadınların yaşam boyu ekonomik bağımsızlığını ve eşit yurttaşlığını etkileyen yapısal bir sorundur.

DİSK/Genel-İş Araştırma Dairesinin 2020 tarihli raporuna göre 2019’da kadınların istihdam oranı yüzde 29,4 iken erkeklerde bu oran yüzde 65,7’dir. Aynı rapor, kadınların bakım sorumlulukları nedeniyle işten ayrılmak zorunda kaldığını, kayıt dışı çalışmanın yaygınlığını ve kadınlarla erkekler arasındaki ücret farkını ortaya koymaktadır (DİSK/Genel-İş Araştırma Dairesi, 2020). Daha yakın döneme ilişkin olarak, DİSK/Genel-İş Araştırma Dairesinin 2025 raporunda 2024 Aralık ayı itibarıyla kadınların istihdam oranı yüzde 32,5, erkeklerin ise yüzde 66,7 olarak açıklanmıştır (DİSK/Genel-İş Araştırma Dairesi, 2025). Bu veriler, istihdamdaki eşitsizliğin sürdüğünü gösteriyor.

GABB ve SAMER’in (2025) araştırmasına göre Bağlar’da kadınların yüzde 90,8’i, Sur’da yüzde 89,1’i gelir getirici bir işte çalışmıyor. Kadınların çocuk bakımını iş gücüne katılımın önündeki engel olarak belirtme oranı ise Bağlar’da yüzde 58,2, Sur’da yüzde 58,9.

Bu veriler, kadınların ekonomik bağımsızlığının önündeki engellerin yalnızca bireysel eğitim veya istihdam olanaklarıyla açıklanamayacağını gösteriyor. Bu nedenle kadınlara yalnızca meslek edindirme kursları açmak veya iş aramalarını tavsiye etmek yeterli değildir. Kadınların çalışabilmesi için ücretsiz ve nitelikli kreşler, yaşlı ve engelli bakım hizmetleri, güvenceli ve insanca ücretli işler, eşit işe eşit ücret, kayıt dışı çalışmayla etkin mücadele ve sosyal güvenceye erişim birlikte sağlanmalıdır. Bakım sorumluluğu kadınların doğal görevi olarak görülmekten çıkarılmalı; erkeklerin eşit sorumluluk üstlenmesi ve devletin kamusal bakım hizmetlerini yaygınlaştırmasıyla yeniden paylaşılmalıdır.

Ekonomik bağımsızlığı yalnızca bir işte çalışmakla da eşitlememeliyiz: Kadının kendi gelirine sahip olması, bu geliri kendi yaşamı üzerinde karar verebilmek için kullanabilmesi ve hastalık, işsizlik, yaşlılık ya da bakım sorumluluğu dönemlerinde güvencesiz kalmaması gerekir. Kadınların ekonomik bağımsızlığı bireysel çabayla kazanılacak bir ayrıcalık değil, eşit yurttaşlığın ve sosyal hakların gereğidir.”

Gemini Generated Image Muah3Muah3Muah3M

EŞİK'ten merkezi ve yerel yönetimlere "Mor, yeşil, kamucu sosyal devlet" çağrısı

Kadın yoksulluğuyla mücadele, yalnızca sosyal yardım programlarının kapsamını genişletmekle sınırlı kalamayacak kadar çok boyutlu. Düzenli gelir, güvenceli istihdam, sosyal güvence ve ücretsiz bakım hizmetleri birbirinden ayrı düşünülemiyor. Merkezi yönetimin gelir ve sosyal güvence politikalarıyla yerel yönetimlerin erişilebilir kamusal hizmetlerinin birlikte ele alınması gerekiyor.

EŞİK Heyeti, sosyal yardımların hak temelli bir sistemle sunulması, ücretsiz kreş ve bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, kadınların istihdama erişiminin desteklenmesi ve yoksulluğun yoğunlaştığı bölgelerde hizmetlerin erişilebilir hale getirilmesi gerektiğini belirtiyor. Heyetin çözüm önerileri şöyle:

“Kadın yoksulluğuyla mücadele, merkezi yönetimin sosyal güvence ve gelir politikalarıyla yerel yönetimlerin erişilebilir kamusal hizmetlerini birleştiren bütünlüklü bir sosyal politika anlayışı gerektiriyor. GABB ve SAMER’in (2025) Diyarbakır araştırması, kadınların gelirden, istihdamdan ve temel ihtiyaçlarını karşılama olanaklarından yoksunluğunun yanı sıra bakım yükünün de son derece ağır olduğunu ortaya koyuyor. DİSK/Genel-İş Araştırma Dairesinin 2020 tarihli Türkiye’de Kadın Emeği raporu da kadınların güvenceli istihdama erişiminin artırılmasını, kayıt dışı çalışmayla mücadele edilmesini ve çocuk, yaşlı ve hasta bakımı için kamu kurumlarıyla yerel yönetimlerin kreşler ve bakım merkezleri açmasını önermektedir (DİSK/Genel-İş Araştırma Dairesi, 2020). Bu bulgular, politikaların yalnızca yardım alan kadın sayısını artırmak veya dağıtılan yardım miktarını yükseltmek üzerinden değerlendirilemeyeceğini gösteriyor. Merkezi yönetim; herkesi kapsayan, yeterli ve düzenli sosyal güvenceyi güçlendirmeli, güvencesiz ve kayıt dışı çalışmayla mücadele etmeli, insanca yaşamaya yetecek gelir ve emeklilik güvencesi sağlamalı, ücretsiz ve nitelikli bakım hizmetlerini yaygınlaştırmalıdır. Sosyal yardımlar ise kadınların medeni durumuna, aile içindeki konumuna veya siyasal tercihlerine bağlı olmayan, ihtiyaç temelinde belirlenen ve hak olarak güvence altına alınan bir sistem üzerinden sunulmalıdır. Yerel yönetimler de ücretsiz kreşler, yaşlı ve engelli bakım hizmetleri, kadınların istihdama erişimini destekleyen programlar, sosyal hizmet merkezleri, erişilebilir danışmanlık hizmetleri ve kadınların kamusal yaşama katılımını güçlendiren çalışmalar geliştirmelidir. Bu hizmetler yalnızca büyük kent merkezlerinde değil, kırsal bölgelerde ve yoksulluğun yoğunlaştığı mahallelerde de erişilebilir olmalıdır. Kadınların ihtiyaçları düzenli saha araştırmalarıyla belirlenmeli; hizmetlerin yeterliliği, erişilebilirliği ve sonuçları ölçülmelidir. Ancak bütün bu politikaların temelinde daha kapsamlı bir yaklaşım bulunmalı: Kadınları yardımlarla idare edilen yoksulluk koşullarında tutmak yerine, yoksulluğu üreten eşitsizlikleri ortadan kaldırmak. Kadınların ekonomik bağımsızlığı, bakım hizmetlerine erişimi ve sosyal güvencesi aileye, hayırseverliğe ya da dönemsel yardımlara bırakılmamalıdır. İhtiyacımız olan, yoksulluğu yöneterek sürdüren değil, yoksulluğun toplumsal nedenlerini ortadan kaldırmayı hedefleyen; yardımı hak, bakımı kamusal sorumluluk ve sosyal güvenceyi eşit yurttaşlığın ayrılmaz parçası olarak gören bir sosyal devlet anlayışıdır.

Bu nedenle tüm sorunlar için bizim çözüm reçetemiz ‘MOR, YEŞİL, KAMUCU SOSYAL DEVLET’ politikalarının hayata geçirilmesidir.”

Mor, yeşil, kamucu sosyal devlet nedir?

EŞİK’in “mor, yeşil, kamucu” yaklaşımı, ekonomiyi yalnızca üretim, istihdam ve büyüme üzerinden değil; kadınların eşitliği, bakım emeğinin paylaşılması ve doğanın korunması üzerinden de ele alan bütünlüklü bir politika anlayışını ifade ediyor. İlk olarak Prof. Dr. İpek İlkkaracan tarafından formüle edilen “mor ekonomi” yaklaşımını yeşil ve kamucu politikalarla bir araya getiren bu çerçeve, kadınların omuzlarına bırakılan ücretsiz bakım emeğinin görünür kılınmasını ve kamusal bir sorumluluk olarak ele alınmasını savunuyor.

Bu anlayışta “mor”, toplumsal cinsiyet eşitliğini, kadınların ekonomik ve sosyal açıdan güçlendirilmesini ve bakım emeğinin kadınlarla erkekler arasında adil biçimde paylaşılmasını; “yeşil”, ekolojik sürdürülebilirliği, iklim krizine ve afetlere karşı dirençli kentleri; “kamucu” ise eğitim, sağlık, çocuk, yaşlı ve engelli bakımı gibi temel hizmetlerin kamusal sorumlulukla sunulmasını ve herkes için erişilebilir olmasını esas alıyor.

EŞİK’in 2024 yerel seçimleri öncesinde hazırladığı “Eşitlikçi Mor Yeşil Kamucu Belediyecilik için Beş Acil Şart” belgesinde de eşit yurttaşlık ve toplumsal cinsiyet eşitliği, kadına yönelik şiddetle mücadele, toplumsal cinsiyete duyarlı kent planlaması, kadınların sosyal, kültürel ve ekonomik olarak güçlendirilmesi ile iklim krizine ve afetlere dirençli ekolojik kentler öne çıkıyor.

EŞİK’in 14 Ocak 2026’da düzenlediği uluslararası toplantıda tartışılan Birleşmiş Milletler raporu da bakım ve destek sistemlerinin yalnızca ailelerin, özellikle de kadınların sorumluluğuna bırakılamayacağını vurguluyor. Bu çerçevede çocuk, yaşlı ve engelli bakımının kamusal sorumluluk olarak örgütlenmesi; bakım emeğinin tanınması, azaltılması, yeniden paylaşılması ve karşılığının güvence altına alınması hedefleniyor. Bakım hizmetlerine yapılacak kamusal yatırımların istihdam yaratma ve ekolojik dönüşüme katkı sunma potansiyeli de bu yaklaşımın ekonomik boyutunu oluşturuyor.

Kadın yoksulluğu açısından bu model, sosyal yardımların ötesine geçen bir çözüm önerisi sunuyor. Kadınların kendi gelirlerine sahip olabildiği, güvenceli işlerde çalışabildiği, ücretsiz ve nitelikli bakım hizmetlerine erişebildiği, sosyal güvence altında yaşadığı ve karar alma süreçlerine eşit biçimde katılabildiği bir düzen. Böylece yoksulluk yalnızca geçici yardımlarla hafifletilmesi gereken bir sorun olarak değil, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, bakım emeğinin adaletsiz dağılımı ve kamusal hizmetlere erişimdeki engellerle birlikte ele alınıyor.

Fotoğraflar yapay zeka ile oluşturulmuştur.

Muhabir: Nur Yıldız