Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 30 Ekim'de Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Zirvesi'ne katılmadı. Zirvede Azerbaycan'ı Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov temsil ederken, Aliyev'in önceden planlanmış programı kapsamında Bakü'de düzenlenen FIFA U-15 Dünya Kupası'nın kapanış ve ödül törenine katıldığı bildirildi.
Zirvenin hemen öncesinde Azerbaycan Devlet Haber Ajansı APA'da yayımlanan kapsamlı analizde, Aliyev'in Ankara'ya gitmeme kararı "tamamen doğru bir adım" olarak nitelendirildi ve "Diplomaside her şey karşılıklıdır" vurgusu yapıldı.
"Türkiye'de Azerbaycan'a karşı çirkin bir kampanya yürütülüyor"
APA'nın yayımladığı analizde, son bir aydır Türkiye'de Azerbaycan devletine, halkına ve liderine yönelik asılsız bir karalama kampanyasının yürütüldüğü iddia edildi. Kampanyanın üç yıldır zaman zaman alevlendiği ve temel ekseninin "Azerbaycan-İsrail işbirliği" olduğu savunulan metinde şu ifadelere yer verildi:
"Kampanya yürütenler, Azerbaycan'ın kendi dış politika ve ekonomik ilişkilerini Türkiye'nin isteğine uygun şekilde kurması ve yürütmesi gerektiğini düşünüyor. Bu tür absürt bir görüş ortaya koyanların mantığına göre Bakü, Ankara'nın yörüngesinden çıkmamalı."
Söz konusu yaklaşımın Azerbaycan'ın bağımsızlığını inkâr ettiği belirtilen yazıda, bu tutumun "Bir millet, iki devlet" şiarının çarpıtılmış bir yorumu olduğu aktarıldı. Türkiye'nin de İsrail'le ticari ve diplomatik ilişkilerine dikkat çekilen analizde, eleştirilerin çifte standart barındırdığı kaydedildi.
BM Genel Kurulu ve okul kıyafeti tartışması gerilimi tırmandırdı
Analizde, gerilimin ekim ayı başında BM Genel Kurulu'nda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun konuşması sırasında Azerbaycan temsilcisinin salonu terk etmemesiyle alevlendiği ifade edildi. Ardından Azerbaycan Bakanlar Kurulu'nun tek tip okul kıyafeti kararıyla birlikte Türkiye'deki medya ve sosyal medya mecralarında konunun "başörtüsü yasağı" olarak yansıtıldığı ve Arap dünyasına taşındığı öne sürüldü.
Azerbaycan'ın Ankara ve İstanbul'daki diplomatik temsilcilikleri önünde altı ayrı protesto düzenlendiği hatırlatılan metinde, Ankara'nın sürece müdahalede geç kaldığı savunularak şu eleştiri yöneltildi:
"Ankara bu sürece çok geç müdahale etti ve bazı adımlar atmaya çalıştı ancak bunlar etkili olmadı. Kışkırtıcılık bir yana, seyirci pozisyonunda kalınmasaydı durum bu noktaya gelmezdi. Azerbaycan bu saldırıyı İran'dan beklerken, kardeş dediği Türkiye'den en kötü biçimde darbe aldı."
"Mütekabiliyet ilkesi devreye girdi"
Yazıda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da geçmişte Azerbaycan'da düzenlenen bazı zirvelere katılmadığı hatırlatıldı. Erdoğan'ın Temmuz 2024'teki gayriresmî Şuşa TDT Zirvesi'ne futbol maçı gerekçesiyle katılmadığı; Mayıs 2026'daki Dünya Şehircilik Forumu (WUF13) ile 15 Ekim'de Bakü'de düzenlenen CICA 7. Zirvesi'nde Türkiye'nin bakanlar düzeyinde temsil edildiği anımsatıldı.
Gelişmelerin ardından Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinde duygusallıktan ziyade rasyonelliğin ön plana çıktığı kaydedilerek, "Dostluk ve kardeşlik devam etse de herkesin kendi devleti ve kendi çıkarı var" değerlendirmesinde bulunuldu. Kararın TDT'den kopuş anlamına gelmediği, Bakü'nün teşkilatın kurucu üyesi olarak varlığını sürdüreceği vurgulandı.
Ne olmuştu?
İki ülke arasındaki diplomatik tansiyon, Azerbaycan'daki okullarda kıyafet düzenlemesine ilişkin kararın ardından yükselmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın BM kürsüsünden isim vermeden okullardaki kısıtlamaları eleştirmesi ve AK Partili isimlerin tepkilerinin ardından Bakü yönetimi açıklamaları iç işlerine müdahale olarak değerlendirmişti.
Süreç içerisinde Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral görevinden ayrılmış, Bakü ise aralarında siyasetçi, gazeteci ve akademisyenlerin bulunduğu Türkiye'den 31 kişiye ülkeye giriş yasağı koymuştu. Cumhurbaşkanı Aliyev de 27 Ekim'deki Dünya Kültürlerarası Diyalog Forumu'nda bağımsız ülkelere yaşam tarzı dikte edilmesine karşı duracaklarını ifade etmişti.




