Nergis Demirkaya - Bu operasyonlara “temiz eller mi, iktidar içi güç savaşı mı” sorularına neden olan çok sayıda mali operasyon da eklendi. Uluslararası alanda Gazze başta olmak üzere önemli gelişmeler yaşanırken ekonomik tabloda kaygıları giderecek bir gelişme ise ufukta görünmüyor.

Tüm bu gündem başlıklarıyla ilgili DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın değerlendirmelerini aldık. Ancak Babacan 1 Ekim’de Meclis açılışında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile fotoğrafı ve bu fotoğrafa yönelik eleştirilere verdiği sert yanıtlar nedeniyle de hedefte. Öyle ki Babacan’ın AK Parti’ye katılacağı iddia ediliyor, ama Babacan bu iddiaları ne kadar yalanlansa da şüphe dağılmıyor.

Muhalefet partileri arasında artan mesafeden CHP’nin yeni yönetimini sorumlu tutan Babacan, seçim sonrası yaşanan sürece dair bir dizi örnek vererek, “Hiçbir şey olmamış gibi davranamayız. Ama başlatan biz değiliz” diyor.

Ekonomide tekelleşme ne kadar kötüyse iktidar ve muhalefette de tekelleşmenin aynı oranda kötü olduğunu söyleyen Babacan, “CHP'yi eski ittifaklarından uzaklaştırmak, yalnızlaştırmak iyi bir şey mi? CHP kitlesine DEVA Partisi'ni, Ali Babacan'ı düşman olarak göstermek kime hizmet eder? Bakınca iktidara faydalı bir şey. Artık kendi takdirleridir” diyor.

Babacan’ın, aralarında 24saatgazetesi’nin de olduğu bir grup gazetecinin sorularına yanıtları özetle şöyle oldu:

CHP Sözcüsü Müslim Sarı'dan 'paralı figüran' iddialarına yanıt
CHP Sözcüsü Müslim Sarı'dan 'paralı figüran' iddialarına yanıt
İçeriği Görüntüle

‘Suriye'deki mesele bitse, Türkiye'deki süreç bir ayda tamamlanır’

PKK güçlerini Türkiye'den çektiğini açıkladı. Bu kararı nasıl değerlendirdiniz, sürecin başarısına dair endişeniz var mı?
Çatışma çözümünü bilen, izlemiş, yönetmiş insanlarız. Süreç başladığında “Bu çok önemli, zor bir iştir, başarı ihtimali yüzde beş bile olsa biz bunu destekleriz” dedim. Cumhurbaşkanı aylar sonra devreye girdi. Nihayetinde sahiplendi. Belli ki örgütle de konuşularak bir yol haritası yapılmış. Bulmaca yavaş yavaş çözülüyor. Şimdi onu parça parça öğreniyoruz. Örgütün Türkiye topraklarındaki elemanlarını Irak’a çekme kararını o yol haritasının bir aşaması olarak okudum. Sürpriz değil, şaşırmadık. Asıl yapılması gereken örgütün silahları tamamen bırakması, ama henüz bu sağlanmış değil.

Bu sürecin Suriye'deki gelişmelerden bağımsız olmadığını bilmemiz lazım. Açıklanmayan ama beraber yürüyen iki süreçten bahsediyoruz aslında. Gecikme Suriye kaynaklı. Asıl mesele SDG’nin entegrasyonu. Son 2-3 haftadır gelen haberler fena değil. Suriye'deki mesele bitse, Türkiye'deki süreç bir ayda tamamlanır. Yasaların çıkması ve uygulamanın yapılması maksimum bir aydır. Bugün başlasa Kasım sonunda biter.

Kulislerde Dışişleri Bakanı ile MİT Başkanının sürece yaklaşım farkı olduğu konuşuluyor. Bu iddialar için ne dersiniz?
Dışişleri Bakanının dinlenmesi komisyonun resmin bütününü görmesi ve işin evveliyatını öğrenmesi açısından önemli. Eğer Hakan Fidan ile İbrahim Kalın arasında bilinçli bir rol paylaşımı yapıldıysa, bence bu makul bir şeydir. Ama gerçekten görüş farklılığı varsa, bunu gidermeleri gerekir. Çünkü devletin bir görüşü, bir politikası olur. Ben iyi niyetle baktığımda, faydalı bir rol paylaşımı diye okuyorum.

Ali Babacan Deva Partisi

İmamoğlu’na “casusluk tutuklaması”: Belli bir siyasi koordinasyonla yürüyen bir süreç

İmamoğlu’na açılan soruşturmalara “casusluk” da eklendi. Bu nedenle de ikinci kez tutuklama yapıldı. Bu gelişmeyi nasıl değerlendirdiniz?
Konu çok yeni, dosyayı bilmiyoruz. Hukukçu arkadaşlarımızın gönderdiği notlardan anladığım, bunun adını koymak (casusluk) da tutuklama kararı vermek de mümkün değil. Ama diploma iptalinden başlayarak bütün resme baktığımızda burada herkesin ‘bu bir siyasi operasyondur’ diye kanaate sahip olduğu bir süreç. Biz bu işin usulüyle esasını ayırıyoruz. Saraçhane'ye ilk giden genel başkanlardan biri oldum. Geçmiş olsun dileklerimi paylaşırken, “Kamu adına iş yapan herkes, işini şeffaf yapmalı, yargı denetimine hazır olmalı. Konu bağımsız, tarafsız, mahkemelerce yürütülmeli. Ama usulünü yanlış görüyoruz. 18 Mart akşamı diploma iptali, 19 Mart’ta bambaşka konudan tutuklama. Belli ki bir siyasi koordinasyonla yürüyor süreç. Birbirinden bu kadar farklı konu, belli bir zaman planlaması içinde yürüyorsa bu siyasi operasyondur” diye de adını koydum. Aynı noktadayım.

Bahçeli’nin KKTC sözleri: En olmayacak gösterilir ki...

Bahçeli’nin KKTC seçimleri sonrası açıklaması çok tartışıldı. Sözleri muhalefetin kazandığı bir seçim sonucunu tanımama açısından bir mesaj olabilir mi?
Ben bunu tamamen taktik ve günlük bir açıklama olarak okudum. Cumhurbaşkanı'nın Amerika ziyareti öncesi yaptığı TRÇ, yani “Türkiye-Rusya-Çin ittifakı kurulsun” açıklaması gibi. Siyasette bazen olur. En olmayacak gösterilir ki, işleri istenen tarafa çekelim. Türkiye Kıbrıs’ta garantör ülkedir. Bunun bize yüklediği sorumluluklar var. Kısa vadeli, duygusal meseleler değil. Kıbrıs, güvenlik, siyasi etki, Doğu Akdeniz'deki haklar açısından önemli bir konu.

‘Konu iktidarın devamına yarayacaksa hukuk bir kenara bırakılıyor’

Cumhuriyet savcılarına MASAK raporu aranmaksızın verilecek el koyma yetkisi tartışılıyor. Ama Tele 1’e kayyım atanma kararı bu yetkiye de ihtiyaç olmadığını gösteriyor. Bu gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?
Mesele bir hukuk devletine yakışır şekilde kara para, terörün finansmanı gibi yanlışlarla mücadele ise bununla alakalı Avrupa Birliği'nde büyük bir müktesebat, Avrupa Konseyi'nde ciddi standartlar var. OECD'nin FAFT çalışması var. Tekerleği yeniden icat etmenin anlamı yok. Türkiye eğer samimi ise dünya örnekleriyle Meclis’i de bu işleri takip eden herkesi de ikna eder. Ama evrensel hukuk ilkeleri her gün çiğnenirken savcılara mal varlığını dondurma yetkisi ciddi bir çelişki. Tele1 örneğinde daha genel yayın yönetmeni gözaltında iken peşinen kayyım atanması, yayının durdurulması, arşivin silinmesini hukukla izah etmek mümkün değil. Şu an Türkiye'de çok keyfi bir yönetim anlayışı var. İktidarın devamına yarayacak bir konuysa o konuda hukuk bir kenara bırakılıyor.

Nergis Demirkaya Ali Babacan

‘Hepimiz bu ülkeyi seviyoruz ama...”

‘Mesele memleketse gerisi teferruattır’ diye bir söylem var. Bu çok tehlikeli. Demokrasi, sandık, hukuk bir teferruat değil. Hepimiz bu ülkeyi seviyoruz ama mesele memleket diyen herkesin aynı zamanda meselenin hukuk, adalet olduğunu bilmesi, buna göre hareket etmesi lazım. İktidar, “Demokrasiyi, ülkeyi yönetmeyi, 50+1’i aldım, aklıma gelen her şeyi yaparım” diye anlıyorsa bu doğru bir anlayış değil. Ülkede güven ortamı tamamen alt üst olmuş durumda.

‘Temiz eller iradesi olsa yapılacak çok şey var’

Son günlerde Habertürk’ten Merkez Bankası içindeki bir soruşturmaya uzanan birçok mali operasyon yapıldı. Kimi “Temiz eller operasyonu”, kimi “iktidar içinde güç mücadelesi” diyor. Türkiye’nin kara para nedeniyle yeniden gri liste endişesi taşıdığı için bu operasyonların yapıldığını söyleyenler de var. Operasyonları siz nasıl yorumluyorsunuz?
Gri liste meselesini en çok dert eden Hazine ve Maliye Bakanlığı'dır ama orada böylesine operasyonları teşvik edecek bir güç yok. Operasyonların sonucuna baktığımızda iktidarın kontrolüne geçen medya kuruluşlarını görüyoruz. İlk Flash TV'de gördük. Yasadışı bahisle gündeme geldi ama BDDK, MİT raporu gerektiren banka satın alma izni aldıkları ortaya çıktı. Sonra Flash TV'yi aldılar. Bunu da RTÜK onayladı. Habertürk satışında yıllar önce başlamış bir inceleme görüyoruz. Buna karşın satışta Rekabet Kurulu onayı var. İç güvenlik, dış güvenlik ve istihbarat meselelerinde, “Kim yaptırmış olabilir?” sorusuna yanıt bulmak için “Kimin işine yaramış” diye de bakılır. Bizim de baktığımız bu.

Türkiye’de bir temiz eller operasyonu yapılabilir mi?

Türkiye'de gerçekten bir temiz eller iradesi olsa yapılacak çok şey var. Ülkenin en tepesindekiler “biz artık temiz yönetim istiyoruz. Kimsenin de gözünün yaşına bakmayız. Bu yeni bir milattır, yeni bir başlangıçtır” iradesi ortaya koyarsa operasyonların anlamı olur. Yoksa “Acaba hangi grup, hangi grubu hedefliyor? Bu yapılan operasyon kimin işine yarıyor?” diye sorulur, şüpheler de bitmez. AK Parti'deyken yaptığımız kavgaların özü bu konulardı.

‘Güven yoksa enflasyon yapışıp kalıyor'

Yeni Şafak gazetesinin faiz üzerinden Mehmet Şimşek’i hedef almasını nasıl yorumluyorsunuz?
Eskiden bu yana iktidar içinde yüksek faize karşı bir grup var. “Nas” derken faiz yüzde 8.5 oldu, seçimden sonra yüzde 50 yapıldı. Hepsi Cumhurbaşkanı izniyle oldu. Şimdi düşük olmasını isteyenlerin elbette bir huzursuzluğu vardır. Mesele gaz/fren mekanizmasının kendi içinde olması. 2.5 yıldır hala faiz yüksek devam ediyorsa bunun sebebi Merkez Bankası'nın bağımsız olmaması. Cumhurbaşkanı enflasyon beklentisini en son yüzde 28.5 olarak açıkladı. Şu anda 30 altı imkansız görünüyor. Şimşek başladığında da yüzde 38’di. 2.5 yılda inmedi. Güven yoksa enflasyon yapışıp kalıyor.

Meclis’in açılışında, Cumhurbaşkanı ile muhalefet liderlerinin fotoğrafı çok tartışıldı. “Gelecek Partisi, DEVA Partisi yuvaya döner mi” diye konuşuldu. Bunlara cevap verdiniz ama tekrar sormak gerekiyor. En son Erdoğan’la görüştüğünüz iddiası da dile getirildi.
DEVA Partisi kurulduktan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilk yüz yüze görüşmem 1 Ekim’dedir, sadece selamlaşmadır. Ondan sonra hiçbir temasımız olmamıştır. Bunun dışında 6 Şubat depreminde ben aradım, Cumhurbaşkanı da annemi ve babamı kaybettiğimde iki kez telefonla aradı, başsağlığı dileğinde bulundu.

‘Mesafe koyan CHP’

Defalarca açıklama yapmanıza karşın size ve partinize yönelik kuşkulu bakışı nasıl yorumluyorsunuz? Bu arada CHP’ye de mesafe koyduğunuzu görüyoruz. Bundan sonra nasıl bir yol yürüyeceksiniz?
1 Ekim'le ilgili çok şey konuşuldu, ilave bir şey söylersem, ‘bak yine uzatıyor’ denilebilir. Ama mesafe sözüyle ilgili söyleyeyim: CHP 2023 seçimlerinden sonra yönetim değişikliğine gitti. Bizim üzerimizden de bir iç kavga yürüttüler. Yeni yönetimin böyle bir kampanya ile seçilmiş olması partiler arasındaki ilişkileri soğuttu. Hiçbir şey olmamış gibi davranamayız. Ama başlatan biz değiliz. Bu arada CHP’nin yeni yönetimi, “tabanda ittifak” stratejisi açıkladı. Sosyal demokrat, muhafazakar demokrat, liberal demokrat, Kürt demokratlarla tabanda ittifak siyasi partilerle herhangi bir iş birliğimiz söz konusu değil demek. Dolayısıyla ikinci tur mesafe açıldı. Bunların ikisinin öznesi de CHP yönetimi.

Biz de duruma baktık, 2024 kongremizde kendi yol haritamızı açıkladık. “Türkiye'yi iki kutuplu siyasete hapsetmek istemiyoruz, kendi yolumuzu inşa edeceğiz” diyerek “Üçüncü yol” stratejimizi açıkladık. Bunun ilk adımı üç partinin ortak meclis grubu oldu. Üçüncü yol için emek harcamaya devam ediyoruz.

Alternatifsizlikten Erdoğan'a oy veren çok sayıda seçmen var. CHP yönetiminin de bunu anlaması lazım. Gönüllerinden “Muhalif kim varsa bize gelsin” yaklaşımı geçebilir ama bunun pratiği olmaz. Biz siyasi partiler arasında diyaloğu önemsiyoruz. Hiçbir partiyle diyalog kapısını kapatmayız ama işbirliği ayrı bir safhadır. Rekabet içindeki siyasi partilerin birbirleriyle konuşuyor olmaları lazım.

Tüm partilerle diyalog dediniz. Örneğin ekonomi meseleleri için Cumhurbaşkanından bir randevu talebiniz olabilir mi?
Bizim bir talebimiz olmadı. Şu anda olması için bir sebep yok. Biz Türkiye ile ilgili çözümlerimizi, hazırlıklarımızı ilan ettik. Seçimden sonra da eylem planlarımızı, “Seçimi kaybettik, siz kazandınız, hayırlı olsun. Bizim bu ülke için hazırlığımız var. Umarım ki ufuk açar, faydası olur” diyerek Cumhurbaşkanı'na, bakanlara gönderdim. Parti kurulunca bayramlaşma talebinde bulunduk, ret cevabı verdiler. Ama geçen bayramda MHP ile bayramlaşmaya başladık. Hem de onlar talep etti.

‘CHP’yle bile oturduk’ sözleri ne anlama geliyor?

-Akit TV'deki röportajınızda “Tayyip Bey'e ne kırgınlığım var ne kızgınlığım var. Memleket sevgisinden, Allah inancından şüphem yok. Anlaşamadığımız nokta, ülkenin yönetim şekli. CHP'yle bile oturduk, çalıştık biz” ifadenizdeki ‘CHP'yle bile’ kısmı çok tartışıldı. Ne demek istediniz?
Akit TV program daveti bize dört beş ay önce geldi. Geçmişten bugüne bir anlatım oldu. AK Parti kurucusuyum. Parti programını, seçim beyannamesini hazırlayan 4-5 kişilik ekipte yer aldım. Ayrılma sebebimiz ilk kuruluştaki ilkelerden, değerlerden uzaklaşılması. Ben hep bunları anlatıyorum. Programdaki akışta da soru gelince “AK Parti'den davet gelir, şu, bu olursa” diye sorulunca kullandım ifadeyi. Biz CHP'yle bile aynı masaya oturmuşuz diye. Bir tarafta kurucusu olduğum bir parti var, diğer tarafta daha önceki politikalarıyla uyum sağlamamızın imkanı olmayan parti var. 2002’de parti kurulduğunda çok ayrı noktalardaydık. Ben AK Parti'nin geçmişinde varım. Ama CHP'nin geçmişinde farklı yerlerdeyiz. Geçmişte farklı yerlerde olduğumuz bir partiyle bile oturduk. Bu ifadenin 3 dakika öncesi ve sonrasıyla izleseniz, çok doğal söylediğim. Ama işte sosyal medyayı biliyorsunuz....

‘CHP’yi yalnızlaştırmak iyi bir şey mi?’

Sosyal medyada sizi ve partinizi hedef alan, neredeyse kampanya niteliğinde paylaşımlar oldu. Bunu sonuçları üzerinden değerlendirdiğimizde CHP’den değil de iktidar kaynaklı da olabilir mi?
Bazen aklıma bunu getiriyor. Çünkü CHP'ye de faydalı değil bunlar. CHP'yi eski ittifaklarından uzaklaştırmak iyi bir şey mi? CHP'yi yalnızlaştırmak iyi bir şey mi? CHP yönetimi bunun iyi bir şey olduğunu düşünüyorsa diyecek bir şeyimiz yok. Bunlar CHP'ye de zarar veriyor. CHP kitlesine DEVA Partisi'ni, Ali Babacan'ı düşman olarak göstermek kime hizmet eder? Bakınca iktidara faydalı bir şey. Artık kendi takdirleridir.

DEVA Partisi’nden CHP’ye geçen milletvekilleri oldu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Arkadaşlarımızın ayrılma gerekçelerinin hiçbirine katılmıyoruz. İki kutuplu siyasette bunlar olabiliyor. Bizim mücadelemiz tam da buna karşı. İki kutuplu siyasetin Türkiye için faydası yok. Çünkü bir tarafta iktidar tekeli, diğer tarafta muhalefet tekeli olur. Tekelleşme nasıl piyasada, ekonomide kötü bir şeyse muhalefet, iktidarda tekelleşme de kötü bir şey. Muhalefette tekelleşme rehavet getirir, meslek körlüğü getirir. Muhalefette çeşitlilik lazım. İktidardan memnun olmayan insanların gidebileceği birden fazla kapı lazım.

Bu tartışmayla ilgili CHP Genel Başkanı sizi aradı, açıklamalar yaptı. CHP tavanı ile tabanı arasında uyumsuzluğu gösteren bir örnek. Bir de süreç, komisyon meselesi var.
Özgür Özel taban ve teşkilattaki duruşa rağmen komisyona destek veriyor. Açıkçası takdir edilmesi gereken bir konu. Komisyona katılmıyorum demesi çok büyük kolaycılık olabilirdi. Bunu yapmadılar.

Muhabir: Nergis Demirkaya