Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, Zeynel Lüle’nin Tele2’de yayımlanan Medyamorfoz programına konuk oldu. Türkiye’de basın özgürlüğünün geldiği noktadan gazeteciler üzerindeki yargı baskısına kadar birçok başlığın konuşulduğu programda, Tele1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın tutukluluğu da geniş yer tuttu.
Yanardağ’ı uzun yıllardır tanıdığını anlatan Bilgin, deneyimli gazetecinin yalnızca muhalif kimliğiyle değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Yanardağ’ın siyasi analizlerine dikkat çeken Bilgin, “Merdan Yanardağ’ın en önemli özelliği yalnızca muhalefet yapması değildir. Bana göre Türkiye’de tartışmasız en iyi siyasi analiz yapan kişilerden biridir” dedi.

“Toplum da onun bilgisinden mahrum bırakılıyor”
Yanardağ’ın Türkiye’nin yakın tarihine hâkimiyetini güncel gelişmelerle birleştirebildiğini belirten Bilgin, yaptığı yorumların izleyicilere yalnızca gündemi değil, gelecekte yaşanabilecek gelişmeleri de değerlendirme imkânı sunduğunu ifade etti.
Bilgin, Yanardağ’ın cezaevinde olmasının yalnızca kişisel bir özgürlük meselesi olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Bir gazetecinin tutuklanmasının, onun bilgi ve deneyiminden yararlanan toplum açısından da sonuçları olduğunu söyleyen Bilgin, şöyle konuştu:
“Bir insanı hapse atarak yalnızca onu cezalandırmıyorsunuz. Dışarıda onun aydınlatacağı, ondan bilgi alacak, geçmiş tecrübelerinden ve siyasi analizlerinden yararlanacak milyonlarca kişiyi de bu haktan mahrum ediyorsunuz.”
Casusluk suçlamasına tepki
Merdan Yanardağ hakkında yöneltilen casusluk suçlamasını da eleştiren Bilgin, duruşmayı bizzat takip ettiğini söyleyerek, “Merdan Yanardağ’ı casuslukla suçlamak bana göre dünyanın en absürt olaylarından biri” ifadelerini kullandı.
Casusluk suçlamasının hukuki dayanağına ilişkin eleştirilerini dile getiren Bilgin, böyle bir suçlamada başka bir ülkeyle kurulan ilişkinin de ortaya konulması gerektiğini savundu.
“Hem davaya hem Merdan Yanardağ’a inanıyorum”
Programda, Tele1’e kayyum atanmasının ardından Tele2’de yayıncılığın sürdürülmesi ve Gazeteciler Cemiyeti’nin gösterdiği dayanışma da gündeme geldi.
Zeynel Lüle’nin, Cemiyet’in süreç boyunca Tele2 çalışanlarının yanında olduğunu hatırlatması üzerine Bilgin, işsiz kalan gazetecilere destek olmaya çalıştıklarını anlattı.
Bilgin, Merdan Yanardağ’a desteğini ise şu sözlerle dile getirdi:
“Bizim savunduğumuz dava haklı bir dava. Sonuna kadar da savunurum. Ben hem davaya hem de Merdan Yanardağ’a inandığım için savunuyorum.”
Tele2 çalışanlarının ekonomik zorluklara rağmen yayıncılığı sürdürmesine de değinen Bilgin, bu çabayı mesleki dayanışmanın önemli bir örneği olarak değerlendirdi. Bilgin, “Durduğumuz yer çok önemlidir. Eğer inanarak bir yerde duruyorsak o kaleyi kolay kolay yıkamazsınız” dedi.

“Basın özgürlüğü ile demokrasi ikiz kardeştir”
Programın bir diğer önemli başlığı ise Türkiye’de basın özgürlüğünün durumu oldu.
Gazetecilikte 50 yılı geride bıraktığını hatırlatan Bilgin, meslek hayatı boyunca sıkıyönetim ve olağanüstü hâl dönemlerine de tanıklık ettiğini, ancak bugün bağımsız ve eleştirel gazetecilik üzerindeki baskının çok ağır bir noktaya ulaştığını söyledi.
Basın özgürlüğü ile demokrasinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Bilgin, “Demokrasi ile basın özgürlüğü ikiz kardeştir. Eğer bir ülkede basın özgürlüğü yoksa o ülkede demokrasiden bahsedilemez. Demokrasi yoksa da basın özgürlüğünden bahsedilemez” diye konuştu.
Gazetecilerin özgürce çalışamadığı bir ortamda toplumun sağlıklı bilgiye ulaşmasının da mümkün olmayacağını belirten Bilgin, basının kamu adına denetim görevi üstlendiğini söyledi.
Gazetecilere yönelik soruşturma ve tutuklamaların yalnızca meslek mensuplarını değil, toplumun haber alma hakkını da etkilediğini belirten Bilgin, gazeteciliğin yargı süreçleri üzerinden baskı altında tutulmasının kamuoyunun gerçeklere ulaşmasını zorlaştırdığını ifade etti.
Başkan Bilgin, son yıllarda gazetecilerin haberleri nedeniyle sık sık adliye koridorlarında bulunmak zorunda kalmasını da eleştirdi. Gazetecilik faaliyetlerinin farklı suçlamalarla ilişkilendirilmesinin giderek yaygınlaştığını söyleyen Bilgin, bu tablonun meslek üzerinde caydırıcı bir etki yarattığını dile getirdi.
Türkiye’de yaşananların uluslararası gazetecilik örgütleri tarafından da yakından izlendiğini belirten Bilgin, Gazeteciler Cemiyeti’nin Ankara’da ev sahipliği yaptığı uluslararası toplantılarda en fazla gündeme gelen konuların başında demokrasi, ifade özgürlüğü ve tutuklu gazetecilerin bulunduğunu aktardı.
RTÜK ve Basın İlan Kurumu’na ilişkin değerlendirmelerinde ise medya alanındaki düzenleyici kurumların siyasi etkiden uzak, bağımsız ve tarafsız çalışması gerektiğini vurgulayan Bilgin, yaptırımların yayın kuruluşlarını susturacak bir araca dönüşmemesi gerektiğini söyledi.

Genç gazetecilere üç temel tavsiye
Programın son bölümünde iletişim fakültesi öğrencilerine ve mesleğe yeni başlayacaklara seslenen Bilgin, gazeteciliğin bütün zorluklarına rağmen hâlâ yapılmaya değer bir meslek olduğunu söyledi.
Gençlere ilk olarak çok okumalarını tavsiye eden Bilgin, iyi bir gazetecinin farklı alanlarda bilgi sahibi olması gerektiğine dikkat çekti. Gazetecinin karşılaştığı insanlarla konuşabilecek, yeni kaynaklara ulaşabilecek ve olaylar arasındaki bağlantıları kurabilecek bir kültürel birikime sahip olması gerektiğini belirtti.
İkinci olarak gazeteciliğin sağladığı gücün maddi çıkarlar için kullanılmaması gerektiğini vurgulayan Bilgin, mesleki iradenin korunmasının önemine işaret etti.
Bilgin’in genç gazetecilere üçüncü ve en temel mesajı ise "doğruluktan vazgeçmemeleri" oldu:
“Bu mesleğe girdiği andan itibaren insan kendisine şunu söylemeli: ‘Ben artık yalan diye bir şey tanımıyorum. Yalnızca gerçeklerle yaşayan ve gerçeklerle yoğrulmuş bir insan olacağım.’”
Gazetecilik için eğitimin tek başına yeterli olmadığını da söyleyen Bilgin, merak duygusu ve insan sevgisinin mesleğin temel özellikleri arasında olduğunu ifade etti.
Programın sonunda gençlere umutlarını kaybetmemeleri çağrısı yapan Bilgin, “Muhakkak bir yerde bir kapı açılır. Yalnız o kapıyı zorlasınlar. Vazgeçmesinler. Hiçbir zaman vazgeçmesinler” dedi.




