Geçenlerde kaybettiğimiz usta yazar Bekir Coşkun, Anadolu folklorunun kaynak kişisiydi. Yazılarında muhakkak halk edebiyatımızın gönüllerde iz bırakan bir eserinden izler görürdünüz. Zaman zaman Şanlıurfalı Mukim Tahir’in dizelerini görür, kimi zaman türkülerin kaynak kişisi, derleyicisi Seyfettin Sucu’dan alınan, bugüne aktarılan anonim bir eseri bulurdunuz köşesinde.

Yine bir yazısında köşesinde gönül mimarlarımızdan Neşet Ertaş’ı anlatıyordu: Neşet Ertaş gelir kimi gecenin bir vakti…ikimiz oturup “Melo[1]” için :Bugün bana bir hal oldu/ Yardan kara haber geldi/Bu haber bağrımı deldi/ Dediler ki Melom öldü… Eseri kaynak kişi titizliğiyle, dipnotuyla aktarırdı.

Halk edebiyatımızın, folklorumuzun yüzyıllık “eskimeyen” eserlerini bugüne aktarırdı. Anlatımından birçok folklorik eseri ya dinlemiş ya da kaynak kişilerin ağzından duymuş, tanıklık etmişti. Yaşar Kemal ustayı folklor mayalamış, pişirmişti; Bekir Coşkun da yazılarında onu aratmıyordu. Eserlerini sandıktan Anadolu kadının binbir emekle hazırladığı dantelli örtüsünden çıkarırdı. Yazısının ya başlığı ya da giriş paragrafı olurdu bu eserler. Zaman zaman hocaların hocası Pertev Naili Boratav’ı görürdüm yazılarında Nasrettin Hoca ile. Şanlıurfa’da, Samsat köylerinde anlatılan fıkrayı sürekli hatırlatırdı. Samsat’ta köylülerin anlatıp güldüğü tek fıkraydı, diye yazardı. Fıkranın adı “Sarı Öküzü Vermeyecektin[2]” idi. Kaleme aldığı günlük yazılarıyla Batı masallarına, fabllara, La Fontaine’e götürürdü bizleri. La Fontaine’den[3] kurt ve kuzu hikâyesini Cumhuriyet’te yazdığında zevkle okumuştum.

Whatsapp Image 2025 08 16 At 08.40.28

Bir pazar günü gazeteyi açtım. İlk sayfayı çevirdim. Bekir ağabeyden yine harika bir yazı. Buram buram Anadolu kokuyor yazı. Bir Kerkük hoyratıyla başlıyordu. Kaleme aldığı Kerkük hoyratı, meşhur “Suda Yanar” hoyratıydı. Ezgisiyle, tınısıyla, sözleriyle bizi canevimizden vuruyordu. Sanki o yörenin tanınmış sanatçısı Abdurrahman Kızılay’ın sesi kulağımızda çınlıyordu. Bu hoyratı yine Kerküklü sanatçı Abdulvahit Kuzecioğlu derlemiş:

Dağlar yeşile boyandı

Kim yattı kim uyandı

Kalbine ateş düştü

İçinde yar da yandı

Su serptim ateş sönsün

Serptiği su da yandı

Aman Azrail aman

Alma canım bir zaman

Gider o yara haber

Yar da yanar bir zaman

Bu hoyratın türü “muhalif hoyrat” olarak kaynaklarda geçer.

10. Köy adlı köşesinde[4] Alevi ve Bektaşilere ayrı bir yer verirdi: Alevileri çek al… Kilimindeki renkler gider… Pir Sultan’ı, Yunus’u, Fuzuli’yi Kul Himmet’i, Aşık Veysel’i, Mahsuni Şerif ’i çıkart bak Anadolu’dan geriye ne kalır? Mevlanayı çek al, ha Haymana ha Konya… Ama ille de memleketi Şanlıurfa’dan... Bekir Coşkun, Türk basınının yüz akı bir gazeteciydi. Onu okumadığım gün olmazdı. Hem Hürriyet hem Sözcü yazılarını kaçırmadım. Hele Cumhuriyet’te İlhan Selçuk’un köşesinde yazmaya başladığı gün dünyalar benim olmuştu. Onda boş yoktu. Yazılarında kendimizi bulurduk. O yüzden Türk halkı onu çok sevdi. Yazılarındaki halk kültürü ögelerine geleceğim yine. Yaşamını yitirmeden önce en son kaleme aldığı yazısı hepimizi duygulandıran yazı oldu. Yine bir Şanlıurfa hoyratıydı. Şanlıurfa türkülerinin kaynak kişisi Seyfettin Sucu’nun derlediği anonim bir hoyrat:5 Yazı bilmem Yazarım yazı bilmem Bu yaz böyle geçti Gelecek yazı bilmem Öyle bir yazar ki yazılarında Anadolu’nun bir kültürel ögesine rastlardık. Bunu genellikle Şanlıurfa’dan bir yöresel deyim, masal ya da halk hikâyesiyle yapardı. Anadolu her sabah gözlerimizin[5] önündeydi. Bekir Coşkun, Anadoluluydu. Nazım Hikmet’in “Bu memleket bizim” dizelerini her sözcükte, her cümlede, her sözcükte dile getirirdi. Yine bir başka yazısında Şanlıurfa’da bir bayram sabahını anlatıyordu. Şanlıurfa’da bayram sabahı süslenerek, boyanarak kurban edilen bir kuzunun görüntüsünü söz ustalığıyla anlatıyordu. Sonunda “Biz hepimiz yazgının kurbanıyız.” diye eklerdi. Bir yazısında da Bekir Coşkun, hastane yatağında bir kadın okuyucusundan aldığı telefonu Anneler Günü’yle ilişkilendirip yazıyordu: Telefonda bir anne okuyucusu “Sana gelen bana gelsin.” diyor. Bu söz bir Anadolu deyimidir. Çok sevilen bir insana anne sevgisiyle söylenir. Halk kültürünü çok severdi. Örnekleri yazılarının genelinde okuyucuya sunardı. Şanlıurfa’da çocuklar hasta mı, hastaysa sütü mü yok, ilacı mı yok; dert ederdi, köşesinde dile getirirdi. Anaların ağlaması, çocukların ağlaması onu üzerdi, köşesinde dile getirirdi. Usta yazar Bekir Coşkun bir yazısında Urfada bir düğün tasviri yapıyordu: Urfada düğün evinin avlusunda dört bir yanına örtüler,yastıklarla süslenmiş tahtlar kuruldu.Davulcu ile zurnacı ortada dolanır,halaylar çekilir,lorkeler oynanırdı.Havaya atılan şeker ve bozuk paralar etrafa saçılırdı. Çevrede deliler gibi koşturan biz çocuklar avluya girdiğimizde arkadaşlarım tahtlara oturmuş ailelerinin yanına koşardı… Ben ise tahtın altına girerdim. O günden sonra yaşamda öne çıkmak istemedim

Lise 2. sınıftayız. Edebiyat öğretmenimiz “Herkes gitsin, bir ünlüyle röportaj yapsın, not vereceğim.” dedi. Şimdi İngilizce öğretmeni olan arkadaşım Ergun Atila, ziraat mühendisi olan arkadaşım Kerem Ünal ve ben Sabah gazetesi yazarı Bekir Coşkun ile röportaj yapmaya karar verdik. Adresi ben bulacaktım. Daha sonra soruları hazırlayacaktık. Adresi buldum. Gazete şimdi Mithatpaşa Caddesi üzerinde bulunan İş Bankası şubesinin üzerindeydi. Okuldan çık67 tık. Ne randevu ne bir tanıdık... Çat kapı girdik. Ya kabul etmezse ya görüşemezsek diye aramızda konuştuk. Sekreterine söyledik. “Hemen gelsinler.” demiş. Başbakan Özal ile gittiği Irak gezisini uzun uzun anlattı. Kaldığı otelin yanına bombaların nasıl düştüğünü mizahi diliyle anlattı. İçeride bir konuğu var. Onunla Şanlıurfalı sanatçıları konuşuyor; “Yine güzel söylüyor mu?”, kimisi için “Yaşıyor mu, sağ mı?” diye soruyordu. Bize Şanlıurfa’da geçirdiği günlerden Rüzgârlı’ya kadarki yaşamından kesitler anlattı. Halk türkülerinin yaşamında ayrı bir yeri olduğunu söyledi. Heyecanla dinledik. O röportajdan on üzerinden dokuz almıştık. Işıklarda uyu büyük gazeteci, Cumhuriyet’in yılmaz savunucusu, Mustafa Kemal Atatürk’ün gür sesi.

[1] 31 Aralık 2016 Sözcü Gazetesi.

[2] 30 Aralık 2018 Sözcü Gazetesi.

[3] 1 Temmuz 2012 Cumhuriyet Gazetesi.

[4] 28 Ağustos 2015 Sözcü Gazetesi.

[5] 20 Ocak 2020 Sözcü Gazetesi.