Gazeteciler Cemiyetimizin Değerli Yönetim Kurulu ve

Üyelerinin Ayrıca 24 Saat Gazetemizin Okuyucularının

Bayramlarını Kutluyor ,Sağlık Ve Mutluluk Diliyorum.

Whatsapp Image 2026 05 29 At 22.05.28

Sait Faik'in “Sinağrit Baba” öyküsü bir deniz hikâyesidir. "İnsanlık kişileşmiştir, pişmiştir, mayalanmıştır." bu öyküde. Bugünü aydınlatır. Tıpkı Yaşar Kemal'in “Deniz Küstü” romanında olduğu gibi... İki kadim dost: Sait Faik ve Yaşar Kemal. Edebiyatı "insan" ve “deniz” ile de buluşturmuştur. Yaşar Kemal, dostu Sait Faik için şunları anlatır: “Bu adamın üstünden başından da yalnızlık akar. Bir de bu adama Kadıköy İskelesi’nin kanepelerinden birine oturmuş, heybeli köylüleri, çıplak ayaklı serseri çocukları, hanımefendileri seyrederken rastlarsınız. Bu adam hikâyeci Sait Faik’tir. Bugün hatırladığım kadarıyla bir pırıl pırıl, cam gibi bir sonbahar sabahıydı, ona Kadıköy İskelesi’nin kanepelerinde rastladım. ‘Ne var, ne yok Sait?’ dedim. ‘Hikâye yazıyor musun?’. ‘Yok.’ dedi, ‘Yaşıyorum.’ Hüzünlü, ılık, insan sevgisi dolu hikâyelerini Sait yazmaz yaşar.” İşte Sait’in yaşadığı bir hikâye şöyle biter: “Sinağrit Baba son nefesini böylece hiçbir insanlık imtihanı geçirmeyenin sandalında pişman verdi” (Abasıyanık, 1996, s. 130). Bir hüzün sarar etrafı. İstanbul’da sürekli bir gözlem içinde olan Sait Faik’i Kadıköy’de rıhtımda saatlerce denize bakarken gören Yaşar Kemal'in Deniz Küstü (Kemal, 2022) adlı romanın sayfalarında bugünün çevre savunucularını, hayata karşı duyarlı insanlarını görürsünüz ama ortak yaşamı yok eden; doğayı, çevreyi ve insanı yok eden insan tiplerine rastlarsınız. O yüzden bir bilge öğretmendir 'Deniz Küstü" romanında. İnsanlık denizde kimi zaman bir olta, kimi zaman bir sabahtan denize serpilen bir ağ ya da bir Yunus yahut bir Sinagrit olarak çıkar. Gelin, Cemal Süreya'nın “Yunus'un süt dişleri kadar güzel kullanır Türkçeyi” dediği Yaşar Kemal'e kulak verelim: “‘Balık da kalmamış.’ dedi ‘denizde’ Topal Hasan. ‘Kökünü kuruttular, Marmara'nın günahına girdiler.’ dedi Kadir Ağa. ‘Yunusları öldürdüler, ellerini kana buladılar, bütün balıklar küstü. Yunuslarını öldürünce, Selim balıkçı o zaman genç bir balıkçıydı, delikanlıydı, kendine ant verdi ki, benim yanımda, bir daha balığa çıkmam, dedi. Sözünde durmadı. Marmara’nın bütün balıkları hepimize küstüler dedi, gittiler...’ ‘Gittiler.’ dedi Kadir Ağa. Bir de sitem ederek kızarak ‘Gittiler’ dedi Kadir Ağa. ‘İyi oldu bize, gitsinler’ diye köpürdü. ‘Bizi aşağıladılar balıklar’ dedi Topal Hasan. ‘Bundan kötüsü olmaz. Balık insanı aşağılarsa sonu kötü olur.”

Whatsapp Image 2026 05 29 At 22.05.25

“Selim Balıkçı ‘Deniz bize küsecek küsecek, bu yaptığınız kötülükten sonra deniz bize çaça bile vermeyecek. Deniz bize küsecek.’ diyordu” (Kemal, 2022, s. 228). Yaşar Kemal Usta; kurdu kuşu, börtü böceği, doğayı nehri kısaca ortak yaşamı 21. yüzyılda bile büyük bir aymazlıkla yok edenleri 1978 yılında kaleme aldığı insanlık manifestosu 'Deniz Küstü' romanıyla uyarıyordu. Hani, Aziz Nesin şiirinde onları anlatır: “Hayvan oğlu hayvan, insan ol insan!” diye şiirini bitirir (Nesin, 1983). Bunlar kentleri yağmalayanlar, yeşili çevreyi yok edenlerdi. Deniz Küstü’de onlara da yer vardır. “Boğazın korularını, koyaklarını, pınarlarını kıyılardaki ulu çınarlarını, hepsini aldı Halim Bey Veziroğlu… Ağaçları kesecek, koyakları düzleyecek, korulukları hopur edip ağaçları köklerinden sökecek, kaynakları, çeşmeleri, pınarları kurutacak, bir yangın, bir ölüm yeli gibi İstanbul’da esen Halim Bey Veziroğlu daha bir hışımla esecek...” Halim Bey Veziroğlu’nun bir mahareti daha vardı. “İstanbul’da insanlarda otomatik silahlar varsa, tabanca ve mitrolyaz varsa bunu da Halim Bey Veziroğlu’na borçluyuz.” Görkemli Yunus balıkları da bu sayede yok oldu. Sait Faik, Mahalle Kahvesi adlı kitabında bulunan “Sinağrit Baba” adlı öyküsünde denizin içinden insanı alıyor, gün yüzüne çıkarıyor, bizlere sunuyor (Abasıyanık, 1996). Onda boş yok, tıpkı bir Bektaşi fıkrası gibi alacağını hemen alıyorsun. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az misali. Belki de sonuna kadar bir imtihandan kurtulacaktı Sinağrit Baba, böylesini hiç görmemişti. Ölmeden evvel böylesini hiç görmemişti. Ölmeden evvel adama öyle bir baktı. Namuslu cesur cömert ölecekti. Bu adamın hakikaten korkakların korkağı, namussuzların namussuzu olduğu alnından okunuyordu. Bu adam o kadar talihliydi ki daha ikiyüzlülüğünü kendi kendisine bile duyacak fırsat düşmemişti. Yoksa Sinagrit Baba hırsından tekrar tepindi. Bağırmak ister gibi ağzını açtı, kapadı.Sinağrit Baba son nefesini böylece hiçbir insanlık imtihanı geçirmeyenin sandalında pişman verdi. Ve 21. yüzyılda mateverse çağında deniz küsmeye devam ediyor. Sinağrit Babalar hep ağlıyor. Nedense geleceğimizi aydınlatanlardan hiç mi hiç ders almıyoruz.

Whatsapp Image 2026 05 29 At 22.05.25 (1)