Özlem Gürses, YouTube’daki “Kıbrıs yepyeni başlangıçların eşiğinde” başlıklı videoda “Seneler sonra Kıbrıs’tayım. Haydin buyrun Kıprıs’a” diye başlıyor, Mağusa’da, kalede, sokaklarda dolaşıyordu.

Fakat sonunda “Şimdi sizi Kıbrıs’ın geleceğine götüreceğim” diyerek, lüks bir otele ve aynı şirketin villa projesine gidiyordu. Bir yönetici eşliğinde oteli ve villaları dolaşıyor; bilgi alıyor.

Ardından “Gözümüzle görelim mi?” deyip çevrede dolaşmaya başlıyor; “Deniz kenarındaki tesisi hem otel misafirleri hem de rezidanslarda konut sahibi olan aileler kullanabiliyor” gibi açıklamalarla düpedüz reklam yapıyordu. Video, otelden ve odalardan görüntülerle bitiyordu.

Özlem Gürses, videonun ikinci bölümünde de inşaat projesinden konut alan sanatçı Ziynet Sali ile yine aynı otelden görüntüler eşliğinde söyleşi yapıyordu. Video yine aynı tanıtım görüntüleriyle kapanıyor ve Özlem Gürses şirkete teşekkür ediyordu.

Whatsapp Image 2026 08 30 At 12.58.02 (1)

Kıbrıs’ı dekor olarak kullanmıştı ama belli ki, her iki videonun asıl amacı o otel ve inşaat projesinin reklamı. Kıbrıs’ta onca otel ve inşaat şirketi varken neden buraları seçti; reklam karşılığında bir ücret aldı mı? Onu bilmiyoruz.

Ama YouTube’da videonun altına “Bir haftamı çok sevdiğim KKTC’de geçirdim. ..Grup’un ev sahipliğinde Kıbrıs’ı sizin için gezdim” notu koymuş. Sponsorluk ilişkisi olduğunu açıklamış.

Özlem Gürses’in, bu gibi sponsorluk ilişkilerini meşru gördüğü, YouTube hesabına “işbirlikleri” için mail adresi koymasından da belli. Nitekim Kıbrıs’tan sonra da Bodrum’daki bir detoks merkezine gitmiş, oradan da yayın yaptı.

Ancak otel ve inşaat projesinin reklamını yaparak o şirketle ilgili olumsuzlukların da sorumluluğunu üstlenmiş oldu. Ayrıca Özlem Gürses bir YouTuber değil, Sözcü TV’de ana haber bültenini sunan bir gazeteci. Aktardığı her haberin, sırf gazetecilik güdüleriyle hazırlanmış olması, çıkar ilişkisine dayanmayan bilgiler içermesi gerek. Sponsorluk ilişkisine girerek bizzat reklam yapması, güvenilirliğini zedeler; çıkar çatışması izlenimi yaratır.

Daha önce defalarca yazdığım gibi, gazeteci reklam alabilir kendisi reklam yaparak, reklamda oynayarak, reklamcılık ile gazeteciliği karıştıramaz.

Islıklanan İstiklal Marşı değildi!

Ne hikmetse, futbol yazarları Kocaelispor’un, Amedspor maçında tribünlerde “sarı torba” sallanmasını ve yaşanan gerginliği hiç görmedi. Onlar yine maç sonucunu, sahadaki futbolu yazmaya devam ettiler.

Ne o akşamki futbol sitelerinde, TV’lerdeki programlarda olaylardan söz edildi ne de ertesi günkü gazetelerde. Hürriyet, Milliyet, Sabah gibi futbola sayfalar ayıran gazeteler ile Fotomaç ve Fanatik gibi spor gazeteleri de tribünlerde hiç olay olmamış gibiydi.

Medya ancak bir gün sonra savcılık harekete geçip, “sarı torba” sallayan beş kişinin “tahrik edici eylem” suçlamasıyla gözaltına alınıp, haklarında ev hapsi kararı verildiğini açıklayınca olayı algıladı. Savcılık açıklaması Cumhuriyet’ten Yeni Şafak’a kadar birçok yerde yayımlandı.

Whatsapp Image 2026 08 30 At 12.58.02

Ancak Sözcü TV’de ana haber bültenini sunan Serap Belovacıklı, haberi aktardıktan sonra “Sarı torba sallamak ne kadar yanlışsa İstiklal Marşı okunurken sahada Amedspor’un ıslıkla susturmaya çalışması da aynı derecede yanlış, çirkin. Burada beş kişi gözaltına alındı, diğerlerine niye bir şey yapmadınız? Onlar üstün ırk mı?” dedi.

Sözcü gazetesi “İstiklal Marşı ıslıklanamaz” ve aynı gruptan Korkusuz da “İstiklal Marşımızı yuhalamak suç değil” manşetiyle Belovacıklı’nın çizgisini sürdürdü. “Tahrikler artıyor, açılım çığırından çıkıyor” diyen Sözcü’de, fotoğrafların üzerine “İstiklal Marşı’na saygısızlık” ve “Kimi yuhaladı, kimi silah sıkma hareketi yaptı” yazılmıştı.

Belovacıklı’nın serinkanlı davranmak yerine “Onlar üstün ırk mı?” gibi ayrımcı bir cümle kullanacak kadar kendinden geçmesi çok üzücüydü. Sözcü ve Korkusuz gazetelerinin tutumu da gazetecilik nesnelliğinden uzaktı. Düşmanca ve nefret söylemi içeren bir yaklaşımla “sarı ceset torbaları” sallanarak ölüm tehdidinde bulunulmasının toplumda yaratacağı olumsuz etkiyi gözetmediler. Nitekim dün Trabzon’da, Amedspor forması giyen bir kadına gösterilen tepki, yaşanabilecek olumsuzlukların yeni bir örneği oldu.

Sözcü grubunun, PKK’nın tasfiyesiyle ilgili yasa ile devam eden sürece karşı olması, maçta yaşananların gerçeğe aykırı aktarılmasına yol açmamalıydı. Zira Amedspor’un bir taraftarının bayrağı silah gibi tutması, Sözcü’nün yazdığı gibi Kocaelispor maçında değil Erzurumspor maçındaydı. O taraftara da stadyuma giriş yasağı getirildi.

En önemlisi de taramalarıma rağmen, İstiklal Marşı okunurken Amedspor taraftarlarının ıslıklamasına dair görüntü bulamadım. Zaten Sözcü TV de öyle bir görüntü yayımlamadı. Benim gördüğüm, İstiklal Marşı okunurken, Kocaelispor taraftarlarının çoğu bozkurt işareti yapıyor; Amedsporluların çoğu da takım kaşkollarını havaya kaldırarak dinliyor ve birkaç kişi saygı duruşu yerine hareket ediyor ya da zafer işareti yapıyor. Hatta sonunda onlar da alkışlıyor marşı.

Marşın ardından Kocaelispor tribünlerinden “Vatan sana canım feda” sloganı atılıyor; Amedspor taraftarları da onları ıslıklıyor ve sonra da Kürtçe “Jin jiyan azadi” (Kadın, yaşam, özgürlük) sloganı atıyorlar. Santra yapılırken de Kocaelispor tribünlerinde PKK’lıların cesetlerinin taşındığı torbalara göndermeyle “sarı torba” sallanıyor. Belli ki, orada tahrik olmamış, torbaları alıp öyle gelmişler stada.

Aslında gerginlik maç öncesinde Kocaeli taraftarlarının küfürlü sloganları ile başlıyor ama sarı torba sallayan beş kişi, ulusal marş okunurken saygısızlık yapan da çok az. Fakat Sözcü grubu, birkaç kişinin davranışını gerekçe göstererek, Amedspor’u ve tüm taraftarlarını suçlu saydı ve hedef gösterdi. Amedspor’un bundan sonraki maçlarında çatışmalara davetiye çıkarmış oldu.

Keşke futbol medyası, o maçta tribünlerde olanları izleyip aktarsaydı da bu denli dezenformasyona maruz kalmasaydık. Maalesef futbol medyası, tribünlerdeki olayları yok saymanın, taraftarlar arasında çatışmaları, şiddeti, düşmanlığı beslediğini fark etmiyorlar bile…

Gazeteciye “Hadsizlik” dedi soruşturma başladı

İzmir’de gazetecilere yönelik iki engelleme ve hakaret olayı üst üste geldi. MHP İzmir İl Başkanı Veysel Şahin, Dijitalgaste.com muhabiri Gamze Eskiköy’ü telefonla arayarak “İzmir ‘kardeşlik’ buluşmasında gerginlik” haberinin kaldırılmasını istedi. Sonra da gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ümit Özmen’e hakaret etti.

AKP Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan da bir törende “Bergama Belediye Başkanı’nın, Yeni Parti’den AKP’ye geçişini sağlamak için ziyaret edeceği”ni yazan Ege’de Sonsöz gazetesi yazarı Ender Aldanmaz’a “Ey paçavra gazeteci” diyerek hakaret etti.

İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin bu fütursuz davranışlara karşı “Gazeteciler kimsenin emir eri değildir” açıklaması yapması doğal ve demokratik bir tepkiydi. Garip olan, savcılığın, Eyyüp Kadir İnan’ın, “Sen kimsin de bir siyasi harekete bildiri yayımlama hadsizliğini gösteriyorsun?" tepkisinin ardından İGC Başkanı Dilek Gappi’yi ifadeye çağırmasıydı.

Savcılık, bu tutumuyla basın özgürlüğü ve gazetecilere sahip çıkmak yerine onları yıldırmak isteyen politikacıların hakaretlerine ve baskısına destek vermiş oldu. Gazetecilerin, meslektaşlarına destek vermesini “iftira veya yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçu saydı!

Ama Gappi ve İGC geri adım atmadı. “Mesleğimize yönelik bu tür tavırlara sessiz kalamayız, kalmayacağız” açıklaması yaptı bu kez. Öbür meslek örgütleri de İGC’ye destek verdi. İGC’yi ve İzmirli gazetecileri tavizsiz tutumlarından ötürü alkışlayalım ve bir kez daha anımsatalım:

“Gazeteciler politikacıların emir eri değildir; emir eri gibi davrananlar da gazeteci değildir.”

Savunmadılar ama düzeltmediler de

Türkiye gazetesinden Yılmaz Bilgen’in, PYD/SDG Kobani Sorumlusu Mahmut Berhudan ile yaptığı söyleşi çok başarılıydı. Nitekim 16 Ağustos’ta yayımlanan “Silahları gömdük” başlıklı söyleşi birçok medya kuruluşunda da alıntılandı, üzerinde çok konuşuldu.

Yılmaz Bilgen, beş gün sonraki “SDG: En zor aşamayı geçtik: İsrail’e rağmen bitecek” haberinde de SDG kurucularından Sipan Hemo ile söyleşi yaptığını belirtiyordu. Fakat SDG Basın Sözcüsü Ferhad Şami, Mezopotamya Ajansı’nın yayımladığı açıklamasında, Sipan Hemo’nun böyle bir söyleşi yapmadığını belirterek, haberi yalanladı.

Whatsapp Image 2026 08 30 At 12.58.02 (2)

Gazetecilikte böyle bir yalanlamanın ardından iki yol izlenebilir. Ya haberinizi savunur, kanıtlarsınız. Savunacak malzemeniz yoksa da özür diler, düzeltme yayımlarsınız.

Türkiye gazetesi ne savundu ne de düzeltti haberini. YPG’nin tasfiyesi açıklanınca da “Süreci böyle duyurmuştuk” diye ilk haberin kupürünü yayımladı. Ama ikinci haberin yalanlanmasını yok saydı. Okurları yanıltmayı göze alabilen, haberin itibarını gözetmeyen gazetecilik tarzı bu.

Okur görüşleri:

Kemal Kaplan: Muhalif gazeteciler kendilerine, kendi dünya görüşündeki insanlara ve kurumlara operasyon yapıldığında “itibarsızlaştırma” tabirini çok kullanıyor. Masumiyet ilkesinden dem vuruyor. Fakat kendilerinden olmayanlara operasyon yapıldığında bunların zerresi akıllarına gelmiyor. Adalet Bakanlığı’nın, emniyetin açıklamalarını doğru kabul ediyor, olduğu gibi veriyor. Müthiş bir çifte standart. Size yapıldığında en baştan hukuksuzluk deyip başkalarına yapıldığında baştan kabul etmek... Bu mudur ahlak-etik gazetecilik?

Arda Özsu: Bugünkü Gazete Pencere’de Emre (Alkin) Hocam çok güzel bir yazı yazmış ama “Trump ABD’yi rogue state olmaya doğru iterken” başlığında ne demek istediğini anlamadım. İnternette arayınca “rogue state”in “Haydut devlet” olduğunu öğrenebildim. Başlıkta böyle ifade kullanılıyorsa aşağıda (*) ile açıklanması gerekirdi diye düşünüyorum.

N. G.: Kadın cinayeti haberlerinde “bilinmeyen bir nedenle tartışma çıktı” klişesinin kullanımını neye bağlamalıyız? “Kim bilir ne olmuştur da kadını öldürmüştür” merakı mı? İnsanı, öncelikle de muhabiri düşünmekten ve mesleki merakına da vicdanına da başvurmaktan kurtarması mı? Uluslararası çapta da böyle mi kullanılır? Bir de Meghan Markle'ı hedefe çakan kraliyet haberlerinin Hürriyet’te sık kullanılmasının mantığı nedir?

Tek cümleyle:

  • Aylardır ücretlerini alamadıkları için Ankara’da eylem yapan madencileri görmezden gelen Akşam ve Sabah, “Maaşın gecikmesi haklı fesih sebebi” haberi yayımladı.
  • Yeni Akit, kadınların giyim özgürlüğüne karşı başlattığı kampanyayı “Teşhir modası nesilleri bozuyor” manşetiyle sürdürdü.
  • Sabah, Aziz İhsan Aktaş davasında karar günü, “Milyarlık vurgunda hesap vakti” başlıklı haber yayımlayarak sanıkları mahkeme kararından önce suçlu ilan etti; yargıyı yönlendirdi.
  • Halktv.com.tr, banka promosyonları haberine “Emeklilerin hesabına ağustos bitmeden 35 bin TL yatacak” başlığıyla okurları yanılttı ve tık avcılığı yaptı.
  • Ensonhaber, NTV, Milliyet ve İHA, birçok haber sitesinin tersine, Söke yakınlarında yanan elektrikli aracın Mercedes’in AMG EQE 53 serisi bir modeli olduğunu yazmadı.
  • Akşam AKP’li Haliliye (Şanlıurfa), Yeni Şafak da Yıldırım (Bursa) belediyelerinin hazırladığı icraatlarına ilişkin metinleri, “reklam” uyarısı koymadan yayımladı.

ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: [email protected]