BirGün’ün, “Kılıçdaroğlu’nun rozet töreninde skandal: Yüzlerce figüran parayla törene taşındı” haberi, doğrudan muhabir Ebru Çelik’in gözlemlerine dayanıyordu.
Yazdığına göre, Ebru Çelik, bir ajansın CHP’nin üye katılım törenine katılacak insanlar topladığını duyunca kendi adını da yazdırmış, 950 lira için “figüranlık” yapmayı kabul edenlerin taşındığı minibüslerle gitmişti törene.
Haberin yayımlanmasının ardından dijital mecralarda büyük gürültü koptu, haber hızla yayıldı medyaya. Önce CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, sonra da CHP Sözcüsü Müslim Sarı tepki gösterdi. “Siz kimin figüranısınız?” diyen Tekin, “halkı yanıltıcı bilgi” iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Sarı da “iftira” atmak ve “tetikçilik” ile suçladı. Tekin, basın toplantısında da suçlayan, hakaret eden aynı üslubu sürdürdü.
Halbuki bir haber böyle yalanlanmaz. “Tetikçilik”, “figüranlık” ve “kirli medya” gibi hakaretamiz dil, yanıt olmadığı gibi, suç duyurusu ve savcılıklarla cezalandırmaya kalkmak, basın ve ifade özgürlüğünü savunan bir partinin temsilcilerine yakışmaz.

Gazetecinin, ajansın mesajı ve görüntülerle desteklediği haberine karşı açıklama yapıyorsanız, somut kanıtlar gerekir. Örneğin, o törende partiye katılan üyelerin listesi, töreni izleyenlerin nerelerden geldikleri gibi tereddüde yer bırakmayacak yeni bazı bilgiler…
Üstelik BirGün ve Ebru Çelik, bu tepkilerin ardından haberlerini savundu. Hem de haberi destekleyen yeni görüntü ve bilgiler çıktı ortaya. Sözcü TV muhabiri Nedim Bayhan da bir oyuncu ajansının bin lira ödeme vaadiyle kendilerini törene getirdiğini söyleyen bir kişinin görüntüsünü yayınladı. Ardından Halk TV muhabiri Umut Taştan da söz konusu ajansın paylaştığı farklı görüntüleri buldu; ajans yetkililerinin konuşmak istemediğini yazdı.
Sahada muhabirlik, medyamızda son zamanlarda ihmal edilen bir yöntem. BirGün’ün haberi, olayları yerinden izlemenin önemini anımsatması bakımından çok değerli. Nitekim Sözcü TV de haberi kıyısından yakalamış ama üzerine gidip, olgunlaştıramamış.
BirGün’ün muhabiri Ebru Çelik ise ilk andan itibaren olayı kavrayıp üzerine gitmiş. Bu açıdan başarılı. Ancak haberin eksiklerinden söz edilebilir. Ebru Çelik, olup biteni izleyip, para dağıtma görüntüsünü de aldıktan sonra kimliğini açıklayarak, ajans ve CHP yetkilileri ile konuşup, bazı “figüran”lar ile de söyleşi yaparak haberdeki boşlukları örtebilirdi.
Hem böylece gazetecinin kimliğini gizlemesiyle ilgili etik sorun da ortadan kaldırılmış olurdu. Malum, gazetecilik şeffaf bir iştir; gazeteci, sadece başka türlü izlenmesi mümkün olmayan ve geniş kamu yararı olan konularda kimliğini gizleyebilir. Bu olayda da kamu yararı olduğu bariz.
Yalanlayayım derken doğrulayan açıklama
BirGün’ün, “Butlancı isim, geçersiz diploma ile avukat oldu” haberinde de yeni yönetimin Kayseri İl Disiplin Kurulu’na aldığı avukat O.D.’nin “avukatlık diplomasının Ekim 2025’te mahkeme kararıyla iptal edildiği” belirtiliyordu. Türkiye’deki bir liseden mezun olan O.D.’nin, ayrıca Rusya’dan bir liseden aldığı diploma ile üniversiteye kayıt yaptırdığı öne sürülüyordu.
Birçok site alıntıladıktan sonra haberin muhatabı Onur Sergen Doğan açıklama yaparak, suçlamaları reddetti. Doğan, “Sözde haber metni”, “iftira” gibi ifadeler kullanıyordu ama Hukuk Fakültesi diplomasının “denklik belgesinin iptal edildiği” gerekçesi ile iptal edildiğini de kabul ediyordu. Ama kendisinin Danıştay’a başvurduğunu, kararın kesinleşmediğini savunuyordu.
Aslında bu açıklama BirGün’ün haberini yalanlamıyor, doğruluyordu. Zira haberde de mahkeme kararından söz ediliyor, Doğan’ın ilk itirazının İstanbul 6. İdare Mahkemesi tarafından reddedildiği belirtiliyordu. O yüzden Sergen’in habere yönelik ifadeleri kesinlikle haksız.
Haberin tek eksiği, avukatın adının O.D. olarak kodlanmış olmasıydı. Böyle bir kısaltmaya gerek yoktu. Mahkeme kararına dayanan bir haberde isim açıkça yazılmalıydı. Nitekim haberin öznesi olan avukat, kendisi açıklama yaparak kodlamanın gereksizliğini de ortaya koydu.
YouTuber’a gizli reklam yaptıran kurumlar
YouTuber Ruhi Çenet’in deprem sonrasında Hatay, K. Maraş ve Adıyaman’da inşa edilen konutların olduğu bölgeleri gezerken çekilen videosuna iktidar medyası büyük ilgi gösterdi.
Çenet’in, Göbeklitepe ve Karahantepe’deki çekimlerin sonuna “en kapsamlı seferberlik” diyerek eklediği deprem konutlarının görüntüsünü içeren video, CNNTürk, Hürriyet, Milliyet, Medyatava, Mynet, Posta, Star, TV100’ün de aralarında olduğu onlarca sitede “Ruhi Çenet, asrın inşasını anlattı” başlıklarıyla haberleştirildi. 2.5 milyonu aştı izleyenlerin sayısı.

Tabii hemen ardından Ruhi Çenet’e yönelik eleştiriler geldi; sosyal medyada bir yanda övgüler, öbür yanda konutlar ve deprem felaketinin ardından yapılanlardaki eksiklikleri dile getirenler yer aldı. Bunun üzerine Yeni Şafak, “Kendi ülkesinin yaralarını sarmasından rahatsız olanlar yine sahnede: Ruhi Çenet’e akıl almaz linç” haberiyle destek verdi.
İlginçtir, Yeni Şafak, Çenet’i böyle savunurken, yazarı İsmail Kılıçarslan farklı bir açıdan yaklaştı bu videoya. Gazetesinin tersine yanlış bulduğunu açıkça yazdı köşesinde:
“Gelelim çok tuhaf bulduğum, bizim mahallenin sekülerlere yaranmak için girdiği kompleksli dolaklardan birine. Maşallah üç gündür manşetten inmiyor Ruhi Çenet’in ‘O bile kabul etti’ başlıklarıyla sunulan deprem bölgesi videosu.
Hepimiz adımız gibi biliyoruz ki Çenet o videoyu, ‘Dur, ben deprem bölgesine bir gidip gezeyim de gördüklerimi izleyicilerime anlatayım’ diyerek çekmedi. ‘İşbirliği’ dediğimiz yöntemle gitti. Bir ya da birkaç kurumdan para aldı. O bir ya da birkaç kurum Ruhi Çenet’in videosu manşetleri süslesin diye bir miktar medyalama da yaptı.”
Meseleye Kılıçarslan gibi, “Sekülerleri ikna edeceğiz’ diye eldeki sağlam insan kaynağını küstürme” değil de izleyenlerin kandırılması açısından baktığımızda da yanlış bir yöntem bu.
Gerçekten Ruhi Çenet’e “bir ya da birkaç kurum” para vererek bu videoyu çektirdiyse gizli reklam çalışması yapılmış demektir. Oysa Ruhi Çenet, videoda böyle bir ilişkiden söz etmiyor, kendisi merak edip de oralarda dolaşmış gibi yayın yapıyor. Hatta “belgesel” çektiğini söylüyor. Oysa Göbeklitepe ile deprem konutlarının birbirine eklemlenmesi çok ilgisiz, yapay bir havada.
Üstelik 1 Ağustos’tan itibaren güncellenecek olan reklamlarla ilgili yönetmeliğe aykırı davranıyor. Hem de kamu kurumları eliyle ihlal ediyor yönetmeliği…
Hürriyet ve gazetecilik adabı
Hürriyet’te, “Yeter söz milletindir” köşesi de kapandı. Veda yazısı yazmasına bile izin vermeden, okurlarına duyurmadan, sessizce gazeteden uzaklaştırdılar Yalçın Bayer’i. Ne yazarına saygı gösterdi Hürriyet, ne de okurlara.
Meslekteki 35 yılını Hürriyet’te geçiren Yalçın Bayer de yazılarının gazetede yayımlanmamasının kırgınlığını dostlarına gönderdiği “Hürriyet’e veda” metninde dile getirdi:
“Son zamanlarda ‘sansür’ denilen uygulamalar, herkes gibi beni de rahatsız ediyordu. Sık sık haber verilmeden yazılar yayından çıkarılıyor, onların yerine boşluğu doldurmak için başka haberler konuluyordu. Bu, benim gibi bir gazeteci için hiç hoş değildi.
Bir televizyon yöneticisinin, gazetenin genel yayın yönetmeninin yetkisini aşarak kendi inisiyatifiyle ‘iktidar karşıtı’ olarak değerlendirdiği yazıları çıkarttırması büyük saygısızlıktı.
Yayından kaldırılacak yazıların, bir sekreter aracılığıyla yazı işlerine iletilip sessizce çıkarılması, bizim gazetecilik anlayışımızda kabul edilebilir bir uygulama değildi. Bu uygulamalar bizi büyük üzüntüye sevk ediyor, gerektiğinde sert sözler sarf etmek zorunda kalmamız bizi de kahrediyordu.”
Yalçın Bayer, Hürriyet’in “siyasi baskılar nedeniyle iyi yönetilemediği”ni, maaş farkları ile yemek ücretlerinin bile aylarca ödenmediğini de dile getirdi. Fakat metnin sonunda yine de “Hürriyet yıkılmamalı, iyi ellerde liderliğini sürdürmeli” dileğinde bulundu.
Anlattıkları çok üzücü. Yazıların böyle hoyrat bir üslupla makaslanması, sadece 64 yıllık gazeteci Yalçın Bayer’e değil, kime yapılırsa yapılsın gazetecilik adabına, ilkelerine aykırı.
ANKA’nın o paylaşımı ve pozisyonu
ANKA Haber Ajansı’nın, “Kemal Kılıçdaroğlu'nun arınma çağrısına vatandaşların olumlu tepkileri” paylaşımında, sokakta mikrofon tutulan dokuz vatandaşın görüşleri aktarılıyordu.
Sosyal medyada tepki ve eleştirilere yol açtı bu paylaşım. Kimileri de “ANKA’nın, CHP içindeki krizde pozisyonunu değiştirdiği” şeklinde yorumladı.
ANKA’nın, oluşumunda benim de katkıda bulunduğum Yayın İlkeleri’nde, “gücünü özgürlüğünden alan bağımsız bir haber ajansı” olduğu ve “gerçeği bozmadan, sansürlemeden, adil ve nesnel bir yaklaşımla topluma iletmeyi temel görev kabul ettiği” vurgulanıyor.
ANKA, “Vatandaşların olumlu tepkileri” paylaşımı öncesinde CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel taraflarının açıklamalarını, toplantılarını ve tüm gelişmeleri aktarıyordu. Ajans olarak bir tarafın söylemini aktarıp, öbür tarafı görmezden gelemez. ANKA aktarır, abone olan medya kuruluşları o verilere dayanarak editoryal tercihte bulunur, istediği haberi kullanır.

Paylaşım sonrasında da baktım, izledim. Acaba ANKA, Özgür Özel tarafındaki gelişmeleri, açıklamaları izlemekten, aktarmaktan vazgeçti mi? Hayır, o paylaşımdan önce nasılsa ondan sonra da aynı şekilde devam etmiş. Örneğin Özgür Özel’in son grup toplantısını da baştan sona canlı yayımladı ANKA. Dolayısıyla “ANKA’nın pozisyon değiştirdiği” yorumları doğru değil. ANKA’nın, günümüzde muhalif medyanın ana haber kaynağı olduğunu da unutmamak lazım.
Ancak o paylaşımın habercilik açısından sorunlu olduğunu da belirtmeliyim. Öncelikle sorunun nasıl sorulduğunun videoda duyulmaması eksiklik. Sadece “olumlu tepkileri” yayımlamak da yanlış. Olumsuzları görmeden tepki yayımlamak, Kılıçdaroğlu’nun söylemiyle ilgili olarak sokaktaki insanın tutumunu tam olarak anlamaya yetmez.
Olumlu ve olumsuz tepkiler birlikte yayımlanmalı, gerçek deforme edilmemeliydi.
Tek cümleyle:
- Hürriyet, “Dünya Kupası şovu sınıfta kaldı” haberi yayımlayarak, Dünya Kupası final maçının devre arasındaki gösterileri yayımlamayan TRT’ye yönelik eleştirilerin üzerini örttü.

- Cumhuriyet internet, 22 Temmuz’da “Sungun Babacan kimdir, neden hayatını kaybetti?” haberi yayımladı ama seslendirme sanatçısı Babacan, yeni değil, dört yıl önce ölmüştü.
- Yeni Akit, “Kızıl Soros’un Ahbap’ı” haberinde tutuklanan Haluk Levent ile Prof. Dr. Haluk Levent’i karıştırdı; Yurttaşlık Derneği’nin yalanlamasını da yok sayarak haberi düzeltmedi.
- Türkiye gazetesinde Prof. Dr. E. Buğra Ekinci, “İdeolojik sebeplerle şehir adı değiştirilirdi” yazısında Diyarbakır’ın antik dönemdeki adının Amida, sonra da Amid olduğunu yazmadı.
- AHaber, Erzurum’da bir apartmanın yedinci katından kaldırımdaki adamın başına halı düşmüştü ama görüntü tam sekiz kez tekrarlanınca halı da sekiz kez düşmüş gibi oldu.
- Halk TV, Haberler.com ve Sözcü, AKP Gençlik Kolları Başkanvekili Coşkun Keklik’in katıldığı bir düğünde havaya ateş ettiği görüntüleri yayımlarken, bu görüntüyü ilk olarak Barış Yarkadaş’ın sosyal medyadan paylaştığı bilgisini vermedi.
- Sabah, “MASAK tam 2 yıldır AHBAP’ın ensesindeydi” haberinde suç işlenmesine iki yıl boyunca müdahale edilmeyip seyirci kalınmasının nedenini sorgulamadı.
- Yeni Şafak, AKP’li Güngören Belediyesi’nin tam sayfa reklam metnini, “Bu bir reklamdır” uyarısı koymadan habermiş gibi sunarak okurunu aldattı.
- Milliyet, Posta, Sol Haber, Yeni Şafak ve Oda TV, Özgür Özel’in, Hacı Bayramı Camisi’nde kıldığı namaz sonrası çıkan arbedede Mustafa Sarıgül’ün bir vatandaşa tekme attığı görüntüyü Elips Haber’den Kadir Gürhan’ı kaynak göstermeden kullandı.
ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: [email protected]