İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Nuri Arslan, basın toplantısı yaptığı sırada Doç. Dr. Oğuz Demir de hemen sağında duruyordu.
Orada olması da doğal. Zira Oğuz Demir, halen İBB Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve Şişli Belediye Meclis üyesi. İki dönemdir CHP listesinden Belediye Meclisi’ne seçiliyor.
Böyle bir politik görevi olmasına rağmen ekranlarda “İktisatçı” olarak sunuluyor izleyenlere. Daha önce Sözcü TV’de program da yapmış olan Oğuz Demir, halen Halk TV ekranlarında ekonomik konuların yanı sıra siyasi konularda da değerlendirmeler yapıyor.

Örneğin, CHP’nin üye katılım törenine figüran taşınmasını, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın gözaltına alınmasını konuşurken ekranda “Doç. Dr. Oğuz Demir /İktisatçı” yazıldı. Oysa orada iktisatçı olarak değil, politikacı olarak konuşuyor. “İktisatçı” yazıp politik kimliğini gizlemek izleyiciyi yanıltmaktır.
Halk TV’nin, izleyenleri yanıltmaya hakkı yok. Oğuz Demir’in böyle bir politik görevi yürüttüğünün açıkça söylenmemesinin sakıncası belli, izleyenler yanıltılmış oluyor. Söylenmesinin ise bir sakıncası olmasa gerek, hem Halk TV hem de Oğuz Demir için…
Parayla tweet atan gazeteciler
İhlas Grubu, Cem Küçük hakkındaki soruşturmayı önceden öğrenmese, tam da gözaltına alınmasından dört gün önce TGRT Haber ve Türkiye’deki işine son vermezdi herhalde.
Sonra da öyle bir sildiler ki, Cem Küçük’ün tutuklanmasını bile haber yapmadılar. Birlikte program yaptığı Fuat Uğur, Fatih Atik, Tuna Öztunç gibi isimler de adını anmaz oldu.
Savunmaya dahi yeltenmediklerine göre, Cem Küçük’ün suçlu ya da en azından hatalı olabileceğine inanıyorlar. O zaman da gazetecilik adına yapılan yanlışlar için hesap vermeleri gerek. Adını anmamaları, okur ve izleyicilere karşı yükümlülüklerini ortadan kaldırmıyor.
İktidar medyasında bir tek Ahmet Hakan yazdı onunla ilgili, o da olumsuzdu ama iki jandarma arasında götürülüşünü “utanç yürüyüşü” olarak tanımladı. Cüneyt Özdemir de bu görüntünün servis edilmesini “itibarsızlaştırma” olarak nitelendirdi; ancak karşı çıktığı görüntüyü kendisi de yayımlayarak yanlışı tekrarladı. Sadece Cem Küçük değil, Deniz Göktaş, CHP’li belediye başkanları da dahil gözaltına alınan hiç kimse böyle teşhir edilmemeli.
Cem Küçük, iş insanlarından para alarak sosyal medyada paylaşımlarda bulunduğu suçlamasını ifadesinde reddetmiş, ama “Fatih Keleş’in evinde 2 milyon dolar para çıktı, balya balya para, inkâr da etmiyor adam zaten” ve “Berkay Gezgin’in hesabına MASAK raporlarında İBB’den bir milyona yakın para aktarıldığı gözüküyor” derken iddianameyi ve MASAK raporunu okumadığını kabullenmiş.
Nedense iki yıl önceki “iş insanı Serdar Özyurt’un Forbes dergisine kapak olduğu” paylaşımı savcılıkta sorulmamış. Bu yanlışı, Cem Küçük’ün yanı sıra Sabah, Halk TV, Odatv de yayımlamış, Ahmet Hakan da bu kişiyi “Forbes’un kapağında yer aldı” diye övmüştü köşesinde. Forbes yalanladıktan sonra da ne Cem Küçük ne de Ahmet Hakan düzeltmişti yazdıklarını.

İlginçtir, Serdar Özyurt’un, Cem Küçük ile aralarında para alışverişi olan ve aynı soruşturmadan tutuklanan Tahir Sarıkaya ile de bağlantısı çıktı. Tahir Sarıkaya, Serdar Özyurt’tan “tanıtım ve PR çalışmaları, Instagram paylaşımları için 64 kez para aldığını” kabul etmiş savcılık ifadesinde. Sarıkaya, Cem Küçük’e gönderdiği toplam 537 bin liranın “katıldıkları açılış ve programların ödemesi olabileceğini” söylemiş. “Tweet atılması ya da haber yapılması karşılığında para göndermedim” demiş, ama bir yandan da Cem Küçük’ü iş insanları ve avukatlarla görüştürdüğünü anlatmış.
Elbette suç işleyip işlemediklerine yargı karar verecek ama Cem Küçük ve Tahir Sarıkaya’nın ifadelerinde kabul ettikleri para trafiği bile etik açıdan vahim. İktidar yanlısı medyada şöhret olan iki ismin bu konumlarını kişisel çıkarları için kullandıklarına dair güçlü emareler var.
Gerçi Tahir Sarıkaya gazeteci değil, TV programcısı, sunucu. Cem Küçük de yakın zamana kadar ayakkabı firması olan bir TV yorumcusu ve yazardı; gazeteci olarak anmanın ne kadar doğru olduğu da tartışmalı. Gazeteci, haber kaynağı ile mali ilişkiye girmez. Para alarak organizasyonlara katılmaz, haber yapmaz, nüfuz kullanmaz, paylaşım yapmaz.
Maalesef parayla paylaşım yapma ve açılışlara katılma, gazeteciler arasında çok yaygınlaştı. Kimi gazeteciler, PR ajansı elemanı ve sosyal medya fenomeni gibi davranmayı alışkanlık haline getirdi. Para alıp, yazı yazandan, reklam yapandan, yalan söyleyenden gazeteci olmaz.
Parayla tweet atan gazetecileri izliyorum, somut örneklerle yazacağım.
Katilleri aklayan manşet
Adalet Bakanlığı’nın, gazeteci Uğur Mumcu cinayeti dosyasını da raftan indireceği açıklamasından sonra Türkiye gazetesi, “Uğur Mumcu suikastında derin kurgu: MOSSAD öldürdü dindarlara yıktı” manşetiyle çıktı geçen hafta.
Yılmaz Bilgen imzalı bu manşet, Uğur Mumcu’nun ağabeyi Ceyhan Mumcu ile emekli Korgeneral Erdoğan Karakuş’un sözlerine dayanıyordu. Oysa bu iddialar yeni değildi. Ceyhan Mumcu, aynı görüşü yıllardır söylüyordu. Erdoğan Karakuş da “MOSSAD iddiasını”, üç yıl önce Haber Global’de dile getirmiş, sonra birkaç kez de tekrarlamıştı.
Hatta sanıklardan Ferhan Özmen’in avukatı, Karakuş’un sözlerine dayanarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuş, ama mahkeme bu istemi reddetmişti. Mahkeme, Karakuş’un iddiasını “somut olgularla desteklenmeyen kişisel çıkarım ve görüşler” olarak değerlendirmişti.

Türkiye gazetesinin haberinde, mahkemenin reddettiği iddia, geçmişteki tartışmalardan, mahkeme kararından söz etmeden yıllar sonra yeni delil bulunmuş gibi gündeme getirilerek gerçek saptırılmış. Hem de eksik ve yanlış bilgilerle “dindarlara yıkılan Uğur Mumcu suikastı” diye hüküm içeren dil kullanılmış, nesnellikten uzaklaşılmış. Uğur Mumcu cinayetine dair mahkeme kararları ve dava süreciyle ilgili hiçbir bilgi verilmeden yazılan haber, sanıkları savunan, onları aklamaya çalışan bir metne dönmüş.
Uğur Mumcu cinayeti faali meçhul bir cinayet de değil. Aydınlanmayan tarafı, cinayeti azmettirenler, katilleri yönlendirenler. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Türkiye gazetesinin haberinde hiç değinilmeyen kararında, Uğur Mumcu cinayetini, İran bağlantılı Tevhid-Selam/Kudüs Ordusu üyelerinin işlediğini kabul etti; bombayı hazırlayan Ferhan Özmen ile gözcülük yapan Necdet Yüksel’i mahkûm etti. Bombayı koyduğu tespit edilen Oğuz Demir’in davası ise Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürüyor; Halen kaçak ve İran’da yaşıyor.
Türkiye gazetesinin böyle bir haber yayımlaması, Uğur Mumcu ailesini kaygılandırdı. Ailenin yazılı açıklamasında, bu haberin “kesinleşmiş yargı kararlarıyla tespit edilmiş sorumlulukları tartışmalı hale getirdiği” vurgulandı. Bu kaygı nedeniyle Adalet Bakanı Akın Gürlek ile görüşerek “cinayetin tüm bağlantılarının açığa çıkarılması” isteği dile getirildi.
Türkiye gazetesi ise Mumcu ailesinin açıklamasını da yayımlamadı, haberini de düzeltmedi. Hal böyle olunca o manşetin salt gazetecilik kaygısıyla hazırlanmış olduğunu söylemek çok zor.
Biz onu “Sebte” diye biliriz
İspanya’nın, Kuzey Afrika’daki özerk bölgesine yönelik göçmen akını günlerdir medyada. Ne yazık ki, medya bu insanlık trajedisini de binlerce insanın umudu, hayal kırıklığı, sefaleti, ölümleri açısından değil de siyasi etkileri ve yaratığı kriz açısından gündeme taşıyor.
Umutla sınırı geçen insanların yiyecek ve kalacak yer bulamayıp geri dönerken bu kez Fas polisi tarafından taşlanmaları, şiddete uğramaları, insanın yüreğini sızlatıyor. Ne gittikleri “Avrupa toprağı”nda kabul gördüler, ne de geri dönmek zorunda kaldıkları kendi ülkelerinde.
Haberleri Batı medyasından alan Türkiye medyasında da üslup ve içerik aynıydı. İnsan öyküleriyle değil toplam sayılarla ifade edildiler kopyalanmış haberlerde. O kadar kopyaydı ki haberler, o bölge “Ceuta” olarak yazıldı, söylendi bizim medyada.
Halbuki o özerk bölgenin günümüzdeki resmi adı “Ceuta” ama Osmanlı belgelerindeki adı “Sebte”. İslam Ansiklopedisi’nde “Sebte” diye anılıyor. Orasıyla ilgili haber yazarken bölgenin geçmişini anımsatmak, yerleşimi doğru bağlamda sunabilmek için “Sebte” olarak yazmak, ama parantez içinde de resmi adının “Ceuta” olduğunu belirtmek en doğrusu.
Nitekim Anadolu Ajansı, Cumhuriyet, T24 ve Hürriyet böyle yazdı haberlerde. Medyanın büyük bölümünde ise maalesef sadece “Ceuta” adına yer verildi.
Sözcü ve Süleyman Soylu
Sözcü’nün web sitesindeki haberde “Süleyman Soylu’yla çektirdiği fotoğrafı gösterip Türkleri dolandırdı” deniliyor; Melih Göğebakan adlı kişinin Soylu ile fotoğrafına yer veriliyordu.
Fakat haber başlıktaki bilgiyi tamamlamıyor, hatta doğrulamıyordu. “Kendisini Trump Media çalışanı olarak tanıtan sahtekâr, aralarında Süleyman Soylu’nun da olduğu Türk siyasilerle fotoğrafını gösterip mağdurların güvenini kazandı” deniyordu, ama Soylu dışındaki bir siyasetçinin adı verilmiyordu. Başka siyasilerin de fotoğrafı kullanıldıysa neden sadece Soylu’nun adının başlığa taşındığını açıklayan bir bilgi de konulmamıştı habere.

Halbuki Göğebakan, profilinde “Trump Media” yazdığı Instagram hesabına epeyce fotoğraf koymuştu. Cumhurbaşkanı başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç, spor yorumcusu Ertem Şener, sanatçılar Metin Şentürk ve Mahmut Tuncer gibi birçok kişiyle fotoğrafını koymuştu Instagram’a. Fakat daha çok Eric Trump ve Donald Trump’a yakın olduğu algısı yaratan fotoğraf ve görüntüler dikkat çekiyordu. Nedense Sözcü’nün haberindeki Soylu fotoğrafı orada yoktu.
Soylu’nun adının ve fotoğrafının bu haberin başlığına çıkarılması haksızlık olmuş. Varsa onu suçlayacak somut bir bilgi habere konulur, yoksa da altı boş imalarla haber yazılmaz.
Böylesi yanlış haberler, Süleyman Soylu hakkında daha önce yazılan, doğruluğu verilerle kanıtlanmış eski haberlere olan güveni de sarsar. Güven yoksa haber yoktur.
Tek cümleyle:
- Bu hafta Hürriyet ve Milliyet, Kocaeli; Akşam Kocaeli ve Esenler; Türkiye Kocaeli ve Esenler; Sabah Esenler; Yeni Akit, Kocaeli, Esenler ve Gaziantep; Yeni Şafak, Kocaeli, Esenler ve Ümraniye belediyelerinin haber görünümlü reklamlarını yayımladı.
- Sabah, “Lider kadrosu kapsam dışı kalacak” haberinde Abdullah Öcalan’ın mesajını, onun adını kullanmadan, “İmralı’nın sürece ilişkin mesajları” diye aktardı.
- Hürriyet, “Ölümlü dalışın sanığı yine suda” haberinde fotoğrafını kullandığı, kimlik bilgisi verdiği dalış hocasını, “Sunay Y.” diye kodladı ve suçlamalara karşı görüşünü almadı.
- İktidar medyası, The Guardian gazetesinin İngiltere’den Türkiye’ye gönderilen plastik atıkların Adana’da yarattığı mikroplastik kirliliğe ilişkin haberine ilgi göstermedi.
- Üsküdar Belediye Başkanvekili seçimi sırasında görüntü alınmasını engellemek isteyen AKP Üsküdar İlçe Başkanı Taha Sarıcaoğlu, Halk TV Muhabiri Gamze Altunay’a, “Gel özel görüşelim” diye skandal ifadeler kullandı.
- Yeni Şafak’ın, “Karabağ’dan net mesaj” haberinde, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hikmet Hacıyev, “Cumhurbaşkanı Müşaviri” olarak yazıldı.
- Nefes’in, “Sosyal medya bu kareografiyi beğendi” başlığındaki “kareografi” yanlıştı, doğrusu “koreografi”.
ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: [email protected]