Narin Güran’ın öldürülmesiyle ilgili haberlerindeki gazetecilik hatalarıyla ilgili tam 11 yazı yazmışım. 18 Eylül 2024’teki ilk yazı “Acılardan reyting devşirme ayıbı” başlığını taşıyor, geçen yılki sonuncusu da “Narin cinayetinde medyanın yargıyı etkileyen 12 yanlışı” başlığını.
Fakat daha önce cinayet mahalline hiç gitmemiştim, hep haberler üzerinden incelemiştim olup biteni. Bu yıl, Narin’in ikinci ölüm yıldönümü vesilesiyle gittim Tavşantepe köyüne. Mezarı başında yapılan anmayı ve konuşmaları izledim. Baba Arif Güran’ın “Bizleri diri diri gömdüler” yakınmasını dinledim.
Köyü dolaşıp, insanlarla konuşurken o cinayetle sadece Narin’in öldürülmediğini, aslında bütün köyün, köyde yaşayan herkesin cezalandırıldığına tanık oldum. Anlatılanlara göre, vaziyetin bu hale gelmesinde cinayet sonrasında medyada Güran ailesinin damgalanmasıyla kalmayıp Tavşantepe köyündeki herkesin suç ortağı gibi gösterilmesinin etkisi büyük.
Çevre köylerdeki bazı komşuları, kimi dostları onlarla irtibatı kesmiş; Diyarbakır’a gittiklerinde hoş olmayan bakışlar, kimi zaman da ağır sözlerle karşılaşmışlar. İşten çıkarılan olmuş, köydeki çocuklardan bazıları okulu bırakmış. Köydeki ilkokulda okuyan çocuklar da orayı bitirdikten sonra merkezdeki okula gitmek istemediklerini söylüyorlarmış.
Narin’in bedenini dere kenarına gömen Nevzat Bahtiyar’ın evi ise köyde yaşanan dehşetli travmanın hüzünlü bir anıtı olarak bomboş duruyor öyle. Camları, kapısı kırık bir harabe…
Medyada yansıtılan ile o köydeki gerçeklik birbirinden çok farklı. Mekânsal gerçekliğin konuyu yakından izleyen benim zihnimde daha önce oluşan gerçeklikle bile ilgisi yok.
Narin’in son kez göründüğü o patikanın o kadar dik bir yamaçta olduğunu anlamamışım, 90 saniyede tırmanabildim, hem de hiç durmadan. Narin’in de söylendiği gibi, 52 saniyede çıkabilmesi mümkün değil…
Nevzat Bahtiyar’ın evini, Arif Güran’ın evine neredeyse bitişik gibi algılamıştım. Oysa hiç öyle değil. Evet, çok yakın ama arada biri üstte, öbürü tepenin yamacında, birbirini görmüyor iki ev. Arif Güran ile Salim Güran’ın evleri karşı karşıya, arada 15-20 metre var.
Oraları gördükten sonra mahkemenin, olay yerinde keşif yapmadan karar verebilmesine bir kez daha hayret ettim. O köyü, Kuran kursunu, okulu, dereyi, evlerin konumunu, kameraların konumlarını görmeden tanıklar ve sanıkların ifadelerini yerli yerine oturtmak öyle kolay değil.
Nitekim mahkemenin gerekçeli kararı cinayetin nedenine ve nasılına dair temel soruları açıklıkla yanıtlamıyor. Nitekim Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi Başkanı’nın muhalefet şerhi de davadaki hukuki eksikleri somut biçimde sıralıyor ve “soyut varsayıma dayalı niyet okuması şeklinde varılan kanaat” ile karar verildiğini savunuyordu.
Hal böyle olunca da adil bir yargılamayla hüküm kurulduğu algısı yaratmadı mahkeme kararı. Velhasıl yara halen açık ve kanamaya devam ediyor. Bunu o köyde gördüm, konuştuğum her insandan aldım bu duyguyu.

Gazetecilerin, yüksek reyting günleri geçtikten sonra köyü terk etmesi, bir daha uğramaması duyarsızlık. Oradaki insanların halen uğraşmak zorunda kaldıkları travma ile de ilgilenmek, maruz kaldıkları damgalanmayı, toplumdan izole edilmelerini tüm ülkeye duyurmak gerekirdi.
Gerçi medya bu yılki anmaya geçen yıla göre çok daha fazla ilgi gösterdi. Anadolu Ajansı dahil onlarca kamera vardı mezar başında. Fakat anma törenindeki konuşmaları izledikten sonra hemen köyden ayrıldılar. Dijital mecralarda yayımlandı Narin’in anılmasıyla ilgili haber. Ancak televizyonlar ve basılı gazetelerin ilgisi yine düşüktü.
Anmayı izlemek için farklı kentlerden gelenler hayli kalabalıktı. Geçen yıl yüz kişi civarındaymış gelenler, bu yıl bine yakındı sanırım. Aralarında davanın yeni baştan görülmesi için çaba harcayan gönüllüler de vardı. Kimi İzmir’den, kimi Ankara ve İstanbul’dan.
Narin’in mezarı başında gördüklerim, mahkeme kararının yanı sıra bu toplumdaki algının değişmeye başladığını gösteriyor. Bu dava yeniden görülüp, cinayete dair bütün soruların kanıtlarla aydınlatıldığı ve adil bir yargılama yapıldığı algısı tüm topluma aktarılmadığı sürece köydeki travma da geçmeyecek, hayat tümüyle normale dönmeyecek.
Medya olarak görevimiz bitmedi. O köye gitmek, orada yaşananları izlemek, araştırmak ve topluma aktarmak gerek. İlk günlerin heyecanı geçtiğine göre hem davaya hem de Tavşantepelilerin yaşadıklarına daha serinkanlı bakılabilir.
Bütün meslektaşlarıma çağrıda bulunuyorum, lütfen o köye gidin. Yaratılmasında medyanın da katkısı olan o enkazın kaldırılmasına yardımcı olun.