“Gerçeğin peşinde yürüyenlerin, susturulanların ve unutulmayanların hikâyesi”

M E T İ N

Gazetecilik, yalnızca haber vermek değildir.

Gazetecilik; olup biteni görmek, sorgulamak, araştırmak ve kamuoyunun bilme hakkı için gerçeğin peşinden gitmektir. Bazen bir savaşın ortasında, bazen bir meydanda, bazen bir mahkeme salonunda, bazen de iktidarın karşısında duran bir gazete masasının başında…

Bu nedenle basın tarihi, yalnızca yayımlanan gazetelerin, dergilerin ve yazılan haberlerin tarihi değildir. Aynı zamanda sorular sorduğu, eleştirdiği, yazdığı ve gerçeğin peşinden gittiği için bedel ödeyen gazetecilerin de tarihidir.

Osmanlı'nın son dönemlerinden Cumhuriyet'e uzanan Türkiye basın tarihinde çok sayıda gazeteci baskıya uğradı, tutuklandı, sürgüne gönderildi, gazeteleri kapatıldı, yazıları sansürlendi. Bazıları ise bir daha evlerine dönemedi.

Kimi bir suikastın kurbanı oldu.

Kiminin ölümü cezaevi duvarları arasında gerçekleşti.

Kiminin dosyası yıllarca aydınlatılamadı.

Kiminin adı ise zamanla gazete sayfalarının, resmi kayıtların ve tarih kitaplarının arasında unutulmaya yüz tuttu.

Bu makale dizimde, yalnızca hayatını kaybeden gazetecilerin biyografilerini anlatmakla yetinmeyeceğim.

Resim 1-2

Onların hangi dönemde yaşadıklarını, ne yazdıklarını, hangi yayınlarda görev yaptıklarını, kimleri ve hangi politikaları eleştirdiklerini, karşılaştıkları baskıları ve ölümlerinin nasıl gerçekleştiğini tarihsel kaynaklar ışığında ele alacağım.

Çünkü bir gazetecinin ölümünü anlamak için yalnızca ölüm tarihine bakmak yeterli değildir.

O gazeteciyi ölüme götüren dönemin siyasal ve toplumsal koşullarını da anlamak gerekir.

“Basın Özgürlüğünün Kayıp Kalemleri” “Öldürülen Gazeteciler” yazı dizimi, bu zorlu mesleği gerçeğin peşinde koşarken bedel ödeyen gazeteciler, yazarlar ve bu yolda “öldürülen meslektaşlarımızın” unutulmaması ve unutulmaya yüz tutmuş hikâyelerini anımsamayı “bir belgesel niteliğinde” anlatmak amacıyla hazırlıyorum.

Resim 2

Yazısı dizimi Hasan Fehmi’den Şair Hüseyin Kami’ye,

Sarkis Minasyan Azadamard’dan Hasan Tahsin’e,

Hikmet Şevket’ten Sabahattin Ali’ye,

Ali İhsan Özgür’den Cengiz Polatkan’a,

Abdi İpekçi’den Ümit Kaftancıoğlu’na,

Mevlüt Işık’tan Çetin Emeç’e,

Turan Dursun’dan İzzet Kezer’e,

Musa Anter’den Uğur Mumcu’ya,

İhsan Uygur’dan Onat Kutlar’a,

Metin Göktepe’den Ahmet Taner Kışlalı’ya,

Hrant Dink’ten Metin Alataş’a, yüze yakın hayatını çeşitli sebeplerle öldürülerek kaybeden meslektaşlarımızın hayatlarını...

Yazdıkları haberleri...Savundukları gerçekleri...

Karşılaştıkları baskıları...Ve geride bıraktıkları gazetecilik mirasını...hatırlamak için.

Çünkü bir gazetecinin hikâyesi yalnızca onun kişisel hikâyesi değildir.

O hikâye aynı zamanda basın özgürlüğünün, demokrasinin ve toplumun haber alma hakkının hikâyesidir.

Bugün isimlerini hatırladığımız bu gazetecilerin her biri, kendi döneminin tanığıydı. Kimi siyaseten muhalif olduğu için çıkardığı gazetede yazdığı ve yazılardan…

Kimi yalnızca yaptığı haber nedeniyle hedef haline geldi.

Kimi bir cinayetin arkasındaki gerçeği araştırdı. Kimi yolsuzlukların üzerine gitti. Kimi savaşları ve çatışmaları izledi.

Ama hepsinin ortak bir noktası vardı:

Resim 3

Gazetecilik yaptılar. Habercilik yaptılar. Gazete çıkardılar. Yazarlık yaptılar. Şiirler yazdılar.

Ve bazen gazetecilik yapmak, yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda bir bedel ödeme sorununa dönüştü.

Bu nedenle bu yazı dizisi, yalnızca geçmişte yaşananları anlatmak için değil; gazeteciliğin neden özgür olması gerektiğini hatırlatmak için de kaleme almak istedim.

Çünkü toplumların hafızası gazetecilerin kaleminden geçer.

Ve unutulmamalıdır:

Bir ülkede gazeteciler özgür değilse, toplumun gerçeğe ulaşma özgürlüğü de eksiktir.

Yazı dizimin bir başka amacı da yalnızca öldürülen gazetecileri sıralamak değil, onların neden gazetecilik yaptığını ve basın özgürlüğü açısından neden hatırlanmaları gerektiğini de anlatmak…

Demokrasiler, basın özgürlüğü ve düşünceyi ifade özgürlüğü ile sınanır.

Gazetecilik yalnızca haber yazmak, bir olayın fotoğrafını çekmek ya da olup biteni kamuoyuna aktarmak değildir. Gazetecilik; gerçeğin peşinden gitmek, toplumun göremediğini görünür kılmak, duyulmayanın sesi olmak ve gerektiğinde güçlülerin karşısında halkın hakkını savunabilmektir.

Bu nedenle gazetecilik, aynı zamanda büyük bir sorumluluk ve vicdan mesleğidir.

Türkiye'de gazetecilik uzun yıllardır zorlu sınavlardan geçiyor. Haberleri, yazıları, araştırmaları ve mesleki faaliyetleri nedeniyle baskıya uğrayan, tehdit edilen, gözaltına alınan, tutuklanan, işinden edilen ya da saldırıya uğrayan çok sayıda meslektaşımız oldu.

Siyasetçiler hakaret ve tehdit etme özgürlüğünü kullanabiliyor

Siyasetçilerin gazetecileri hedef gösterebildiği, hakaret ve tehdit etme özgürlüğünü rahatlıkla kullanabildikleri bu ortamda gazetecilere saldıranlar cezasızlıkla hemen bırakılmaktadır. Türkiye’de haberin serbest dolaşımının yeniden sağlanması ve siyasetçilerin üsluplarına dikkat ederek toplumu birbirine düşürmekten vazgeçmeleri gereğine inanıyorum.

Demokratik bir ülkede kabul edilemez olan bu söylemlerin gazeteciler arasında yeni can kayıplarına yol açabileceği kesindir.

Bugünlerde gazetecilerin sıkça öldürülmemesi elbette sevindirici bir gelişme olarak görülmelidir. Ancak bu durum, gazetecilerin karşı karşıya kaldığı diğer tehditlerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Yaygın basında olduğu kadar yerel basında da yaptığı haberler nedeniyle darp edilen, tehdit edilen ve baskı gören meslektaşlarımız var.

Gazeteciler hakkında açılan davalar, ifade özgürlüğü tartışmaları ve cezaevindeki gazeteci ve yazarların durumu ise hâlâ Türkiye'nin en önemli demokrasi ve hukuk meselelerinden biri olmayı sürdürüyor. Siyasetçilerin gazetecileri hedef gösterebildiği, hakaret ve tehdit etme özgürlüğünü rahatlıkla kullanabildikleri bu ortamda gazetecilere saldıranlar cezasızlıkla hemen bırakılmaktadır. Türkiye’de haberin serbest dolaşımının yeniden sağlanması ve siyasetçilerin üsluplarına dikkat ederek toplumu birbirine düşürmekten vazgeçmeleri gereğine inanıyoruz. 50 yılını haberciliğe ve yayıncılığa vermiş bir haberci olarak iç barış sağlanmadan ülkede huzurun, ekonominin, düzelmesinin olanaksız olduğuna inanıyorum.

Gazeteci olmak: Her koşulda haberin peşinden gitmek

Mesleğimiz zaten başlı başına zor bir meslek.

Meslektaşlarımız, çoğu zaman herkesin uzak durduğu yere gider. Yangının içine, savaşın ortasına, deprem bölgesine, salgının merkezine, siyasilerin miting ve aktivitelerine…

Herkesin kaçtığı yerde o olayın ne olduğunu anlamaya çalışır. Herkesin sustuğu yerde soru sorar. Ve gördüğünü, duyduğunu ve doğruladığını kamuoyuna aktarmaya çalışır.

Çünkü habercilikte “haberin olduğu yerde haberci” vardır.

Ve bazen haberin olduğu yer, insan hayatı açısından en tehlikeli yerdir.

Resim 4

Çünkü basın tarihi yalnızca gazetelerin tarihi değildir.

Basın tarihi, o gazeteleri hazırlayan insanların da tarihidir.

Ve bazı kalemler susturulmuş olsa da, onların yazdıkları ve bıraktıkları sorular hâlâ bizimle.

Bu yazı dizim, gerçeğin peşinden giderken susturulan, baskı gören, saldırıya uğrayan, hayatını kaybeden ve unutulmayan o kalemlerin hikâyesi anısına... Anılarına saygıyla…

Basın Özgürlüğünün Kayıp Kalemleri “Öldürülen Gazeteciler” yazı dizimin uzun ve acı hikâyelerinin başlangıcında, haftaya Osmanlı basın tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Hasan Fehmi Bey’i anlatacağım.