Bir gazeteci düşünün…
Sabah haber toplantısına giriyor, günün gündemini takip ediyor, röportajlarını planlıyor, saha görevine çıkıyor, haberini yazıyor ve kamuoyunu bilgilendirmek için çalışıyor.
Şimdi aynı gazetecinin kadın olduğunu düşünün.
İşte tam o noktada mesleğin yükü değişiyor.
Çünkü Türkiye'de kadın gazeteci olmak, çoğu zaman sadece haber peşinde koşmak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda önyargılarla mücadele etmek, kendini sürekli ispat etmek, görünmez duvarlara çarpmak ve bazen sırf kadın olduğu için hedef haline gelmek anlamına geliyor.
Gazetecilik, teoride cinsiyetsiz bir meslektir.
Haberin kadınsı ya da erkeksi bir tarafı yoktur.
Doğru haber ya vardır ya yoktur.
Ancak uygulamada durum ne yazık ki farklıdır.
Birçok kadın gazeteci daha kariyerinin ilk yıllarında "Bu işi yapabilir mi?", "Gece görevine gider mi?", "Sahada dayanabilir mi?" gibi sorularla karşı karşıya kalmaktadır. Erkek meslektaşlarının yetkinliği sorgulanmazken, kadın gazetecilerin mesleki yeterliliği çoğu zaman peşinen tartışma konusu yapılmaktadır.
Daha da acısı, kadın gazeteciler yalnızca haber kaynaklarıyla değil, bazen kendi çalışma ortamlarıyla da mücadele etmek zorunda kalmaktadır.
Mobbing...
Psikolojik baskı...
Ücret eşitsizliği...
Taciz...
Cam tavanlar...
Bunlar artık sektörün sıradanlaşmış sorunları haline gelmiştir.
Ne yazık ki birçok haber merkezinde kadınlar haber üretirken değil, hak ettikleri saygıyı görebilmek için enerji harcamaktadır.
Oysa bir gazetecinin enerjisini tüketmesi gereken şey; araştırmak, sorgulamak ve gerçeğe ulaşmak olmalıdır.
Sosyal medya ise sorunu daha görünür hale getirmiştir.
Bugün bir kadın gazeteci herhangi bir konuda görüş açıkladığında çoğu zaman mesleki eleştiri değil, cinsiyetçi saldırılarla karşılaşmaktadır.
Yazdığı haber yerine kıyafeti konuşulmakta, yaptığı yorum yerine görünüşü tartışılmakta, düşünceleri yerine kadın kimliği hedef alınmaktadır.
Sözü meslektaşımız Yıldız Yazıcıoğlu’na yapılan mesnetsiz iftiraya getirmek istiyorum. Meslektaşımız Yıldız Yazıcıoğlu’na yapılan şiddet ve iftira yukarıda vurguladığım bu savımın bir kanıtıdır.
Hatırlayın, geçen hafta CHP Genel Merkezi’nde 'butlan' yönetimi sözcüsü Müslim Sarı’nın basın toplantısının ardından skandal bir olay yaşanmış ve Sarı’nın Danışmanı (!.. ) olduğu öğrenilen Hüseyin Doğan'ın kurultay ve tedbir kararlarına ilişkin soru soran meslektaşımız gazeteci Yıldız Yazıcıoğlu’nu "Sarı zarf alıyorsunuz" diyerek itham etmesi yaşanılan mobbing ve iftiranın en somut örneğidir.
Halkın haber alma hakkı için çalışan gazetecilerin herhangi bir kanıt ortaya konulmaksızın zan altında bırakılması, mesleki itibarlarının hedef alınması ve kamuoyu önünde suçlanması basın özgürlüğüne zarar veriyor.
Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, DİSK Basın-İş, Ekonomi Muhabirleri Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, KESK Haber-Sen, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği, Parlamento Muhabirleri Derneği, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın yer aldığı Basın Meslek Örgütleri yaptığı açıklamada; söz konusu iddialara ilişkin somut bilgi ve belgeler varsa hemen kamuoyuyla paylaşılması gerektiği vurgulandı.
Gazetecileri hedef alan, mesnetsiz suçlamalara ve imalara son verilmesi gerektiği belirtilen
açıklamada; “Basın Meslek örgütleri olarak gazetecilik mesleğini ve meslektaşlarımızı töhmet altında bırakan bu yaklaşımları kınıyor, tüm kişi ve kurumları gazetecilere yönelik suçlayıcı ve hedef gösterici söylemlerden kaçınmaya davet ediyoruz.” denildi.
Bu iftira ve mesnetsiz iddialar yalnızca gazeteciyi değil, ifade özgürlüğünü de yaralamaktadır.
Çünkü korkutulan her gazeteci, aslında toplumun haber alma hakkından eksilen bir parçadır.
Kadın gazeteciler yıllardır yalnızca haber yapmıyorlar.
Aynı zamanda var olma mücadelesi veriyorlar.
Adliyelerde, afet bölgelerinde, savaş alanlarında, spor sahalarında, siyaset koridorlarında ve ekran başlarında...
Toplumun görmek istemediği gerçekleri görünür kılmaya çalışıyorlar.
Fakat çoğu zaman kendi yaşadıkları görünmez kalıyor.
Belki de artık şu soruyu yüksek sesle sormak gerekiyor:
Bir kadın gazetecinin iyi gazeteci olarak kabul edilmesi için neden hâlâ erkeklerden daha fazla çalışması, daha fazla mücadele etmesi ve daha fazla bedel ödemesi gerekiyor?
Bu sorunun cevabı yalnızca medya sektörünün değil, toplumun kadınlara bakışının da cevabıdır.
Çünkü kadın gazetecilerin yaşadığı sorunlar bireysel değildir.
Bu sorunlar; eşitlik, adalet ve demokrasi meselesidir.
Ve unutulmamalıdır ki;
Kadınların özgürce soru soramadığı bir ülkede gazetecilik eksik kalır.
Kadınların özgürce yazamadığı bir ülkede gerçekler eksik kalır.
Kadınların özgürce konuşamadığı bir ülkede ise demokrasi eksik kalır.
Bu nedenle kadın gazetecilerin mücadelesi yalnızca meslek mücadelesi değildir.
Toplumun daha özgür, daha adil ve daha eşit bir geleceğe ulaşma mücadelesidir.
Çünkü bazen bir kadının elindeki kalem, yalnızca haber yazmaz.
Sessiz bırakılmak istenenlerin sesini de yazar.
“Gazetecilik Suç Değildir”