“Türk Ulusunun yürümekte olduğu ilerleme ve uygarlık yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meş’ale pozitif bilimdir” - Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk, Meclis’te bir yandan Aydınlanma yasalarının çıkmasını sağlarken, bir yandan da yurt gezilerinde halka gerçekleri anlatıyor ve saltanatla birlikte Halifeliğin ulusal egemenlik ile bağdaşmadığını bıkmadan, usanmadan anlatıyordu.

Dinî (Şer’iye Mahkemeleri) Mahkemelerin kaldırılması.

Şer’iye mahkemelerini kaldıran yeni Mahkemeler Teşkilatı Kanunu TBMM'de

8 NİSAN 1924 tarihinde kabul edildi. Kadıların yerini hâkimler aldı (böylece şer'i hükümlere, fıkha göre yargılama yapan Şer'iye Mahkemeleri kaldırılarak hukuktaki ikiliğe son verildi).

Osmanlı Devleti kurulduğundan sonra şer’i hükümlerini ve İslam hukukunu esas olarak kabul etmiştir. Köklü ve yerleşmiş olan yöntemlerin ve geleneklerin bütün tüzüklerin kuralların laikleştirilmesi olanaksız görünmekteydi.

Mustafa Kemal Atatürk hukuk devriminin temel taşı olan, çağdaş batı hukuk anlayışının benimsenmesi bu anlayışın başlıca ilkesi, hukukun dogmalara dayanmamasıdır. Bu durumda hukukun esinleneceği kaynak sadece hayat ve onun gerektirdikleri olacaktır. Uygar ülkelerce kabul edilmiş evrensel hukuk ilke ve ölçülerine uymak kaçınılmaz olarak görünmekteydi.

Tüm bu hedeflere ulaşmada 3 Mart 1924 tarihinde çıkarılan üç yasadan biri olan Şer’iye ve Evkaf Nezaretlerinin kaldırılmasını beraberinde getiren yasa olmuştur bu yasa ile devlet idaresinin laikleşmesi yönünde önemli bir adım atılmıştır.

Hiç bir değeri kalmayan Şer’iyye Mahkemeleri de 8 Nisan 1924’te kapatılmış böylece yenilik hareketlerine başlıca engelleyici rolü üstlenen ulemanın gücü oldukça kırılmıştır.

Tekke2

Tekke ve Türbelerin Kapatılması Yasası:

30 Kasım 1925 tarihli yasa ile daha önce 2 Eylül 1925 tarihinde dair Bakanlar Kurulu Kararı, yasa haline getirilerek Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Birtakım Unvanların Men ve İlgasına karar veriliyordu.

Bu yasa, Türkiye'de toplumsal yapıyı laikleştirip modernleştirmeyi amaçlıyordu.

Kanunun temel detayları ve amaçları şöyle idi:

· Türkiye Cumhuriyeti'ni şeyhler, dervişler ve müritler memleketi olmaktan çıkarıp, çağdaş ve laik bir hukuk devletine dönüştürmek idi.

Kanunun getirdiği başlıca yasaklar ve düzenlemeler şöyledir:

· Mekânların Kapatılması (Sedd edilmesi): Tüm tekke, zaviye (tarikatların ibadet ve eğitim yerleri) ve türbeler kapatılmıştır. Sadece cami ve mescitler ibadethane olarak açık kalmıştır.

· Türbedarlıkların Kaldırılması: Türbelerde görev yapan türbedarlık makamı lağvedilmiş, bu mekânların bakım ve sorumlulukları devlete (Kültür Bakanlığı'na / Vakıflara) bağlanmıştır.

Unvanlar Kaldirildi

· Unvan ve Sıfatların Yasaklanması:

Yasa ile gerek vakıf, gerekse mülk olarak işletilen bütün tekke ve zaviyeler kaldırılıyor, şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, şeyh halifeliği, falcılık, büyücülük, üfürükçülük vb. unvan ve sıfatlar ile bu unvanlara göre giyilen giysiler yasaklanıyordu.

“ Türk Devleti’nin Dini İslam’dır” cümlesi kaldırıldı:

10 Nisan 1928 tarihli yasa ile de Laikliğin ilk kez Anayasa’ya girmesi hüküm altına alınıyordu. Bu yasa ile 1924 Anayasası’nın 2’inci maddesindeki “ Türk Devleti’nin Dini İslam’dır” cümlesi kaldırılarak, Anayasa’nın görünürde teokratik sayılan yanlışlığı düzeltilmiş oluyordu.

Atatürk’ün ideali, Türk toplumunu, çağdaş batılı düzeye çıkarmaktı. Atatürk için yukarıda arz ettiğim hukuki ve toplumsal düzenlemelerin yanı sıra bireylerin eğitim ve kültür düzeyinin yükselmesi, kılık-kıyafet yönünden uygarlığın sergilenmesi, dil ve yazı devrimi de birinci öncelik taşıyordu. Bu düzenlemeler sanılanın dışında küçük bir bağnaz kesim dışında toplum tarafından çok hızlı kabul görüyordu.

Kısaca bu düzenlemeleri de arz etmek istiyorum.

3 Aralık 1934 tarihindeBazı Kisvelerin” yani kıyafetlerin giyilmesinin yasaklanması yasa ile kabul ediliyordu. Buna göre; diyanet işleri başkanı ve öteki ruhani liderlerin dışındaki kişilerin ve görevlilerin dinsel kıyafetler giymesi yasaklanıyordu.

Fes Kaldirildi2

Kıyafet İnkılâbı ya da Kıyafet Devrimi, Türkiye'nin kurulmasının ardından, halkın ve memurun kılık ve kıyafetinin düzenlenerek çağdaş giyime uygun hâle getirilmesi için 1934 yılında çıkarılan kanunla yapılan düzenlemedir. Atatürk devrimlerinin bir parçası olan bu kanunla belirli tipte kıyafetlerin giyilmesi ise yasaklanmıştır. Bu dönemde kadınlar ise “çağdaş kıyafet” giymeye teşvik edilmişler ancak kadın giyimine dair herhangi bir yasal düzenleme yapılmamıştır.

1 Ocak 1926 tarihinde çıkarılan yasalarla Uluslararası Saat ve Miladi Takvim,

20 Mayıs 1928 tarihinde çıkarılan yasa ile uluslararasında kullanılan rakamlar kabul ediliyordu.

Takvim, saat ve ölçülerde değişiklik, 1925 ve 1931ʼde gerçekleştirilen yasal düzenlemelerle Türkiye Cumhuriyeti'nde kullanılan takvim, saat, rakam sistemleri, ağırlık ve uzunluk ölçülerinin değişmesi ile bayram ve tatil günlerinin düzenlenmesini içeren Atatürk devrimidir.

Yeni Saasistemi

Saat sisteminde değişiklik

Türkiye'deki saat sistemi, 26 Aralık 1925'te “Günün 24 Saate Taksimine Dair Kanun’un Meclis'te görüşülüp kabul edilmesi ile değişti. 697 sayılı Kanun, 2 Ocak 1926’da Resmî Gazete ’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanun'un birinci maddesi “Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde gün, gece yarısından başlar ve saatler sıfırdan yirmi dörde kadar sayılır.” diyerek ülkede günün 24 saate bölündüğü saat sistemini yürürlüğe koyar. Kanun'un 2. maddesi ile ulusal saat sistemi İzmit'ten geçen 30. meridyen esas alınarak oluşturuldu.

Daha önce ülkede güneşin battığı anı 12.00 kabul eden “alaturka saat” sistemi geçerli idi.

Güneşin tepe noktasında battığı anı esas alan (gurubi saat) ve tamamen battığı anı esas alan (ezani saat) saatler arasında farklılık söz konusu idi.

Bir de güneşin en tepede bulunduğu anı 12.00 olarak kabul eden sistem (zevali saat)vardı. Ancak bu sistemlerin hiçbirisi ulusal birliği sağlamıyordu. Modern saat sistemine geçilmesi 1909 yılında Osmanlı Meclis-i Mebusanında tartışılmış ancak kabul görmemişti.

Yeni saat sisteminin kabulünden sonra halk alafranga saat kullanma alışkanlığı edininceye kadar güçlük yaşandı. Valiliklerin muvakkithanelerdeki ezani saatleri kaldırması ve resmî dairelerde de yeni sistemin esas alınması ile uyum sıkıntıları azaltıldı.

26 Aralık 1925'te çıkarılan 698 sayılı Kanun'la Türkiye Cumhuriyeti'nde resmî devlet takvimi olarak miladi takvim kabul edildi. Ülkede 1 Ocak 1926'dan itibaren miladi takvim kullanılmaktadır.

Daha önce Osmanlı Devleti'nde Tanzimat dönemine kadar hicri takvim uygulanmış, Tanzimat'tan sonra hicri ve Rumi takvimler birlikte kullanılmaya başlanmış, ardından sadece Rumi takvim kullanılır olmuştu. Cumhuriyet döneminde miladi takvime geçildikten sonra bu konuda yapılan son değişiklik, 1945 yılında 4696 sayılı Kanun'la “teşrinievvel, teşrinisani, kânunuevvel, kânunusani” isimleri; “ekim, kasım, aralık, ocak” olarak değişmesi oldu.

Harf Ve Rakamlar

Uluslararası rakamların kabulü

20 Mayıs 1928'de kabul edilen 1288 numaralı Kanun ile Türkiye'de 1 Haziran 1928 tarihinden itibaren uluslararası rakamların kullanılması mecburi hâle geldi. Böylece Doğu Arap rakamları bırakılıp Arap rakamları kullanılmaya başladı. Rakamların değiştirilmesi, “harflerin değiştirilmesi” konusunu da gündeme getirdi.

1 Kasım 1928 tarihindeki yasa ile de “Yeni Türk Harfleri” kabul edilerek Arap harflerinin Türk kültüründen ve eğitiminden çıkarılması kararlaştırılıyordu.

Toplum tarafından büyük bir kabul gören bu seferberlik ile her yaştan vatandaş açılan Halk Okulları’nda birkaç ay içinde okuma-yazma öğreniyordu.

Neredeyse 900 yıl Türkçe yazarken kullanılmış olan Arap harflerinin terk edilerek yerine Latin harflerinin yerleştirilmesi süreci, yani Harf Devrimi başlamış oldu.

Harfler

Türk alfabesi, Türkçenin yazımında kullanılan Latin alfabesi temelli alfabedir.

1 Kasım 1928 tarihli ve 1353 sayılı yasayla tespit ve kabul edilmiştir.

Türk alfabesi, Latin harfleri temel alınarak, 1 Kasım 1928 tarihli ve 1353 sayılı yasayla tespit ve kabul edildi.

Atatürk’ün çok önem verdiği bu konunun devamı olarak,

12 Temmuz 1932 tarihinde Türkçe’nin en doğru biçimde öğrenilmesi için hizmet verecek Türk Dil Kurumu’nun kurulmasını emrediyordu.

Aynı şekilde, Türk Tarihi’nin en iyi biçimde öğrenilmesi ve araştırılması için de

15 Nisan 1931 tarihinde de Türk Tarih Kurumu’nun kurulmasını sağlamıştı.