“Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır.” - Mustafa Kemal Atatürk

“1924 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) ve Devletin Laikleştirilmesi”

Batı’nın Aydınlanma Çağı felsefesinden esinlenen Türk Devrimleri; kulun vatandaşa, cemaatin ulusa, kişisel yönetimin ulusal egemenliğe dönüştürüldüğü laik bir devlet düzeninin yaratıcı gücünü oluşturmaktadır.

Sonradan altı ilke olarak somutlaşan bu ilkelerden cumhuriyetçilik saltanat yönetimine, ulusçuluk ümmetçiliğe, halkçılık seçkinciliğe, laiklik şeriata, devrimcilik de tutuculuğa bir tepki olarak ortaya çıktığı için, bu yeniliklere ayak uyduramayanlar eskiye özlemi olanlar, dinsel duyguları siyasal sömürü aracı yapmakta yararı olanlar tarafından sürekli yadsınmaya kalkışılmıştır.

Burada Devrimlerin ve Aydınlanmanın özünü anlayabilmek için Mustafa Kemal’in devrimcilik anlayışını da vurgulamak istiyorum. Bu anlayış iki temel öğeden oluşur:

1. Eskimiş kurumları yıkıp, çağın gereklerine uygun yeni kurumlar oluşturmak;

2. Değişmeye ve yeniliklere sürekli olarak açık kalmak, kalıplaşmamak.

Bu anlayışın birinci öğesini kendisi şöyle tanımlıyor:

“Devrim; Türk milletini son yüzyıllarda geri bırakmış olan kurumları yıkarak, yerlerine ulusun en medeni gereklere göre ilerlemesini temin edecek yeni kurumları koymuş olmaktır.”

Sürekli devrimcilik anlamına gelen ikinci öğe ise şu düşüncesinin ürünüdür:

“Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır.”

“Kemalist Türk Devrimi”, her şeyden önce bir “Aydınlanma Devrimi”dir. Dine dayalı düşünce kalıplarının yerini, aklın ve bilimin ışığından almasıdır. İnsanın doğuştan sahip olduğu “devredilemez, vazgeçilmez ve dokunulmaz” haklarının kabul edilmesidir.

Kısacası, insanın ortaçağ karanlığından kurtulup aydınlığa çıkmasıdır.

Mustafa Kemal; tarihin tanıdığı en cüretli, en büyük ve kapsamlı Kültür Devriminin ve Türk Aydınlanmasının baş mimarıdır.

Dilde, dinde, hukukta, yazıda, giyside, eğitimde, tarihte yaptığı reformlar; inanılmaz boyuttaki bir kültür devriminin, bir bütün içinde çok anlamlı olan parçalarıdır.

Mustafa Kemal’in birinci hedefi; ulusal bağımsızlığı sağlamak, ikinci hedefi ise ulusu çağdaş uygarlık düzeyine yükseltmekti.

Topluma, yirminci yüzyılın sonlarında bile hiçbir İslam ülkesinin ele almaya cesaret edemediği dönüşümleri kabul ettirebilmişti.

Kemalizm “ilerici” bir ideolojidir. Ne geçmişin bekçiliğidir, ne de kalıplaşmış bir inanç sistemidir. Değişen koşullar içinde, sürekli ve akılcı bir yenilenmeyi, aydınlanmayı ve onun ilkelerini içerir. Atatürk bu nedenle, Kemalizm’i Kemalizm, benim yerimde benden ileri olmaktır sözü ile tanımlamıştı.

Resim 1 Tbmm 1924 Anayasası

“1924 Anayasası: Teşkilat-ı Esasiye Kanunu

1924 yılına gelindiğinde, demokratik ve çağdaş ölçülerde yeni bir Anayasa’nın düzenlenmesine ihtiyaç duyulmuştu. Bu amaçla 12 kişilik Kanun-i Esasi Encümeni kuruldu. Bu komisyonun hazırladığı tasarı, 20 Nisan 1924 tarihinde TBMM tarafından kabul edilerek Türkiye Devleti’nin ikinci anayasası olarak Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adı ile yürürlüğe kondu.

İsmet Paşa’nın Hilafetin Kaldırılması görüşmelerinde TBMM’de yaptığı konuşmayı Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta şöyle vurgulamıştı:

Resim 2 İnönü Mecliste Konuşuyor.

“Devlet adamı olarak hiçbir zaman aklımızdan çıkaramayız ki, hilafet orduları bu ülkeyi baştan başa harabeye çevirmişlerdir. Hilafet orduları kurulması olasılığını hiçbir zaman gözden uzak tutmayacağız…Türk Ulusu en acılı sıkıntılarını halife ordusundan çekmiştir. Bir daha çekmeyecektir.”

“Bir hilafet fetvasının Dünya Savaşı belasına bizi attığını hiçbir zaman unutmayacağız. Bir hilafet fetvasının, ulus ayağa kalkmak istediği zaman, ona düşmanlardan daha kötü bir şekilde saldırdığını unutmayacağız”

“Tarihin herhangi bir döneminde, bir halife, aklından bu ülkenin mukadderatına karışmak isteğini geçirirse o kafayı mutlaka koparacağız”

İsmet Paşa, bravo sesleri ve alkışlarla karşılanan bu sözlerine şunları da ekledi:

“Herhangi bir halife, gelenek, düşünce ve şekil bakımından, yöntemine uyarak, üstü kapalı ve açık olarak Türkiye’nin kaderiyle ilgiliymiş gibi bir durum almak isterse, Türkiye devlet adamlarını ödüllendirirmiş, gönüllerini hoş edermiş gibi bir anlayışla düşünürse, bunları ülkenin yaşamıyla ve varlığıyla taban tabana zıt sayacağız, hareketlerini vatan hainliği sayacağız.”

Resim 3 1924 Anayasasi Ozellikleri

Altı bölüm 105 maddeden oluşan 1924 Anayasası, kuvvetler ayrılığına yer vermiş ve kamu hak ve özgürlükleri ile ilgili olarak geniş düzenlemeler yapmıştı.

1924 Anayasası’nın ilk üç maddesi şöyle düzenlenmişti.

Madde 1- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

Madde 2- Türkiye Devleti’nin dini İslam’dır, resmi dil Türkçedir, makkarı (başkenti) Ankara şehridir.

Madde 3- Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir.

Bu anayasada laikliğe karşı bazı hükümlerde bulunmakta idi. Halifeliğin kaldırılmasından hemen sonra yürürlüğe giren bu anayasada laiklikle bağdaşmayan hükümlerin bulunması bir rastlantı değildi. O günkü TBMM’deki dengeler ve toplum tepkisi gereği o maddeler konulmuş idi.

1928 yılında yapılan bir değişiklikle Anayasanın 2. Maddesi yeniden düzenlenmiş ve bu maddeden “Devletin dini İslam’dır” ibaresi çıkarılmıştır.

Ayrıca milletvekillerinin yeminindeki “vallahi” sözcüğü “Namusum üzerine söz veririm” ifadesi ile değiştirilmiştir.

Yine Meclisin görevleri arasında yer alan “Ahkâm-ı şer’iye’nin tenfizi” yani dinsel hükümlerin yerine getirilmesi hükmü de Anayasadan çıkarılmıştır.

Bu değişikliklerle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çağdaş ve laik bir devlet olması amaçlanmış ve laik devlet anlayışına yönelmiştir.

Bu Anayasayı yaratan dinamikler Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ve onun iktidara taşıdığı güçlerin eseridir.

1924 Anayasası; 1921 Anayasası ile başlayan sıçramayı belgelemiş, ulusal, demokratik ve laik bir devletin temellerini kurmuştur.

1924 Anayasası, Türk Anayasa tarihinin en uzun ömürlü metni olmuş ve kesintisiz 36 yıl yürürlükte kalmış, 1960 darbesinde yürürlükten kaldırılmıştır.

Değerli okuyucularım “NUTUK IŞIĞINDA; OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E BİR AYDINLANMA YOLCULUĞU” yazı dizimiz “Atatürk Devrimleri ve Türk Aydınlanması” konulu makalemle devam edecek.