“Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü; temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk Kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bundaki başarıyı, Türk Ulusunun ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak özverili yürümesine borçluyuz.” - Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal’e göre; Batı uygarlığı, özgür düşüncenin ürünü idi. Türk düşüncesi de özgürlüğüne kavuşmalı idi. Bu noktadan yola çıkan Atatürk, Batı uygarlığı düşüncesini bir öğretmen gibi halk arasında yaymaya koyuluyordu. Çeşitli yerlerde ve tarihlerde bu konu ile ilgili olarak söylemiş olduğu:
“Ülkemiz önünde sonunda çağdaş, uygar ve yenici olacaktır. Bizim için bu hayat davasıdır. Dünyada her toplumun varlığının değeri, özgürlük ve bağımsızlık hakkı, sahip olduğu ve yapacağı uygarlıkla orantılıdır. Uygar eserler meydana getirmek yeteneğinden yoksun olan toplumlar, özgürlük ve bağımsızlıklarından yoksun edilmeye mahkûmdurlar. Uygarlık yolunda yürümek ve başarı kazanmak hayat şartıdır." söylemi, bu niyetini açıkça ortaya koyuyordu.

Mustafa Kemal, Devrimlerin ve Aydınlanmanın etkin dönemi sayılan 1920-1938 arasında hiç durmadan yorulmadan devrimlere devam etti.
Kültürel etkinliklerin yapılabilmesi ve yeni kültür yapısının içselleştirilmesi için
9 Şubat 1932 tarihinde yurt düzeyinde Halkevleri, köylerde Halk Odaları kuruluyordu. Çeşitli sanat ve müzik alanlarında eğitim kurumları açılıp bu alanda bireyler yetişmesi sağlanıyordu.
26 Kasım 1934 tarihinde çıkarılan yasa ile de Osmanlı döneminde halk ve sınıf ayrıcalığı yaratan unvanlar kaldırılıyor, Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Bey, Beyefendi, Paşa, Hanım, Hazretleri gibi lakap ve unvanlar toplum hayatından çıkarılıyordu.
Ayrıntı ve görsel bulalım
21 Haziran 1934 tahinde çıkarılan yasa ile Soyadı Kanunu,
27 Mayıs 1935 tarihinde çıkarılan yasa ile de hafta tatili Cuma gününden Pazar gününe alınıyordu.
Görüldüğü gibi; 1923 Türk Devrimi ve ardından yapılan yasal düzenlemeler, Türk Devletini ulusu ve ülkesiyle bölünmez bir bütün olarak, çağdaş, bağımsız ve özgürlükçü Aydınlanmayı yaşama geçiren etkinlikler bütünüdür.

Büyük ölçüde, Batı’nın Aydınlanma Çağı felsefesinden esinlenen Türk Devrimi, kulun vatandaşa, cemaatin ulusa, kişisel yönetimin ulusal egemenliğe dönüştürüldüğü laik bir devlet düzeninin yaratıcı gücünü oluşturmaktadır.
Sonradan altı ilke olarak somutlaşan bu ilkelerden cumhuriyetçilik saltanat yönetimine, ulusçuluk ümmetçiliğe, halkçılık seçkinciliğe, laiklik şeriata, devrimcilik de tutuculuğa bir tepki olarak ortaya çıktığı için, bu yeniliklere ayak uyduramayanlar eskiye özlemi olanlar, dinsel duyguları siyasal sömürü aracı yapmakta yararı olanlar tarafından sürekli yadsınmaya kalkışılmıştır.
Büyük ölçüde Batı’nın Aydınlanma Çağı felsefesinden esinlenen Türk Aydınlanma Devrimleri; kulun vatandaşa, cemaatin ulusa, kişisel yönetimin ulusal egemenliğe dönüştürüldüğü laik bir devlet düzeninin yaratıcı gücünü oluşturmuştur.
Sonradan altı ilke olarak somutlaşan bu ilkelerden cumhuriyetçilik saltanat yönetimine, ulusçuluk ümmetçiliğe, halkçılık seçkinciliğe, laiklik şeriata, devrimcilik de tutuculuğa bir tepki olarak ortaya çıktığı için, bu yeniliklere ayak uyduramayanlar eskiye özlemi olanlar, dinsel duyguları siyasal sömürü aracı yapmakta yararı olanlar tarafından sürekli yadsınmaya kalkışılmıştır.
Burada Devrimlerin ve Aydınlanmanın özünü anlayabilmek için Mustafa Kemal’in devrimcilik anlayışını da vurgulamak istiyorum. Bu anlayış iki temel öğeden oluşur:
1. Eskimiş kurumları yıkıp, çağın gereklerine uygun yeni kurumlar oluşturmak;
2. Değişmeye ve yeniliklere sürekli olarak açık kalmak, kalıplaşmamak.
Bu anlayışın birinci öğesini kendisi şöyle tanımlıyor: “Devrim; Türk milletini son yüzyıllarda geri bırakmış olan kurumları yıkarak, yerlerine ulusun en medeni gereklere göre ilerlemesini temin edecek yeni kurumları koymuş olmaktır.”
Sürekli devrimcilik anlamına gelen ikinci öğe ise şu düşüncesinin ürünüdür:
“Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır.”
“Kemalist Türk Devrimi”, her şeyden önce bir “Aydınlanma Devrimi” dir. Dine dayalı düşünce kalıplarının yerini, aklın ve bilimin ışığından almasıdır. İnsanın doğuştan sahip olduğu “devredilemez, vazgeçilmez ve dokunulmaz” haklarının kabul edilmesidir.
Kısacası, insanın ortaçağ karanlığından kurtulup aydınlığa çıkmasıdır.
Mustafa Kemal; tarihin tanıdığı en cüretli, en büyük ve kapsamlı Kültür Devriminin ve Türk Aydınlanmasının baş mimarıdır. Dilde, dinde, hukukta, yazıda, giyside, eğitimde, tarihte yaptığı reformlar; inanılmaz boyuttaki bir kültür devriminin, bir bütün içinde çok anlamlı olan parçalarıdır.
Mustafa Kemal’in birinci hedefi; ulusal bağımsızlığı sağlamak, ikinci hedefi ise ulusu çağdaş uygarlık düzeyine yükseltmekti. Topluma, yirminci yüzyılın sonlarında bile hiçbir İslam ülkesinin ele almaya cesaret edemediği dönüşümleri kabul ettirebilmiştir.
Kemalizm “ilerici” bir ideolojidir. Ne geçmişin bekçiliğidir, ne de kalıplaşmış bir inanç sistemidir. Değişen koşullar içinde, sürekli ve akılcı bir yenilenmeyi, aydınlanmayı ve onun ilkelerini içerir. Atatürk bu nedenle, Kemalizm’i “Kemalizm, benim yerimde benden ileri olmaktır” sözü ile tanımlamıştır.
Eğitim; devrimin ve aydınlanmanın değişmez hedefi olmuştur. Kemalist Eğitimin amacı; ümmet anlayışına sahip bir topluma, ulus bilinci kazandırmak, kulu yurttaşa dönüştürmektir.
Bunun önemini vurgulamak için Atatürk öğretmenlere şöyle seslenmiştir;
“Biz, sizden düşüncesi özgür, vicdanı özgür, anlayışı özgür kuşaklar istiyoruz.”
Atatürk’ün, Cumhuriyeti kurarken söylediği şu sözler de son derece önemlidir;
“Cumhuriyet ne bir soy, ne bir ideoloji ne de bir din üzerine kurulmuştur; cumhuriyeti kültür üzerine kurduk”.
Atatürk’ü anlamak için cumhuriyet kazanımlarını, özgür yaşamanın mutluluğunu, ibadeti huşu içinde yapmanın huzurunu anlamak gerekir.
Bunu; “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” sözü çok iyi anlatmaktadır.
Atatürk’ü anlamak; ideallerini görmek, yaşama geçirdiği fikirleri görmek, fikirleri duygulara dönüştürmek demektir. Bunlar başarılmadıkça cumhuriyetin ve demokratik yaşamın kazanımları yaşanmadan silinir, gider.
Burada aydınlarımıza çok önemli görevler düşmektedir. Atatürk diyor ki; “Aydınlarımız içinde çok iyi düşünenler vardır. Fakat genel olarak şu hatamız vardır ki, inceleme ve araştırmalarımızda temel olarak çoğunlukla kendi ülkemizi, kendi tarihimizi, kendi geleneklerimizi, kendi özelliklerimizi ve ihtiyaçlarımızı dikkate almayız. Aydınlarımız belki bütün dünyayı, diğer milletleri tanır, ama kendimizi bilmeyiz”
Atatürk’ün ve Atatürk Aydınlanmasının temeli Aklın Diktatörlüğüdür.
Yukarıda kısa kısa vurguladığım konuların hepsi için yüzlerce kitap yazılmıştır. Elbette bunlar derinliğine incelenebilir.
Ancak, Atatürk’ün bütün aydınlanma girişimleri ve devrimlerini Nutuk’ta da vurguladığı gibi “Aklın Üstünlüğü” ve “Aklın Hükümranlığı” temeli üzerine kurguladığı bir gerçektir.
Yüzyıllarca şeriata bağlı kurallarla yönetilen bir imparatorluk, Batıdaki bütün gelişmelere kapalı kalmıştı.
Islahatçı padişahlar ile 1. ve 2’inci Meşrutiyet Yönetimlerinin cesaretle üzerine gidemedikleri hastalığa, Atatürk teşhis koymuş ve kesin kararlarla düğümü çözmüştür. Atatürk’ün akla dayanan tutumu, donmuş kalıp ve dogmalardan kurtulmanın bir ölçüsü olarak vücut bulmuştur. Atatürk Türk Toplumunu Batı uygarlığına yönelttiyse “akıl” bunu emrettiği için yapmıştır.
Hilafetin Kaldırılması, Tevhidi-i Tedrisat, Şapka Devrimi, Latin Harfleri, Dil, Cumhuriyet Yönetimi, Kadın-Erkek Kıyafeti, Medeni Yasa ile öteki bütün yasalar tek ve biricik bir temele dayanır; bu da “Akıldır”. Toplumun yükselişi ve esenliği aklın ve bilimin gösterdiği yol olduğu için böyle hareket etmiştir.
Atatürk, “Akılcı” olmasının yanı sıra “Evrenseldi.
1923 Anadolu Devrimi, Türklerin Ortadoğu Coğrafyasında yarattıkları büyük bir devrimdir. Öncelikle antiemperyalisttir ve dünyanın büyük güçlerine karşı verilen bir ulusal savaşın sonucunda gerçekleşmiştir. Sanayileşmemiş bir ulusun, en büyük emperyalist güçleri yenmesinin olanaklı olduğunun kanıtlanmasıdır. Asya ve Afrika’daki mazlum milletlerin bağımsızlık savaşları için çarpıcı bir örnek olmuştur.
Atatürk; Nutuk’ta bu olguyu şöyle betimlemişti;
“ Güneşin sabaha karşı doğduğunu nasıl görüyorsam, mazlum milletlerin de bir bir doğuşunu insanlık görecektir” diyerek uzak görüşlülüğünü ve antiemperyalist düşüncesini vurgulamıştı.
Bu yeni devletin kuruluş felsefesi; yalnıza “O” nun kafasında önceden şekillendirilmiş, dünyanın en uygar batı ülkelerinin yaşam biçimi olarak seçtikleri ve uyguladıkları ilkelerden esinlenmekle birlikte, ülkenin koşullarına uygun en iyi sistemi gerçekçi bir sentez olarak gerçekleştirmiştir.
Kendi deyimi ile “ Türk Ulusunun yürümekte olduğu ilerleme ve uygarlık yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meş’ale pozitif bilimdir”
Bunca inanılmaz işleri başaran Mustafa Kemal, kendine özgü büyüklüğünden gelen bir alçak gönüllülükle; yaptıklarının hepsini, canından çok sevdiği ulusuna mal etmiş, eşsiz başarılarını kişisel olarak sahiplenmeyip,
“Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü; temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk Kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bundaki başarıyı, Türk Ulusunun ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak özverili yürümesine borçluyuz” derken Ulusunu yüceltmeyi ön planda tutmuştur.
Kurtuluş Savaşı mucizesine baktığımızda da; bu topraklarda “Umudun Fotoğrafının” Atatürk olduğunu görürüz.

1919'da Samsun'a çıkarken ona;
“Ordu yok!” dediler; “kurulur” dedi.
“Para yok!” dediler; “bulunur” dedi.
“Düşman çok” dediler; “yenilir” dedi.
Ve gün geldi, bütün bu dedikleri oldu.
Nasıl mı oldu?
Nutuk'a baktığımızda; Atatürk'ün 1927'de kaleme aldığı ve okuduğu Nutuk da aslında “Umudun Kitabı” dır. Atatürk, Nutuk'ta en umutsuz koşullarda nasıl yoktan bir ülke kurduğunu anlatmıştır. Her türlü zorluğa inançla, azimle, akılla nasıl karşı koyduğunu belgelemiştir. “Umutsuzluğu” nasıl “Umuda” dönüştürdüğünü göstermiştir.
Atatürk’ün 1918 de Gazeteci Ruşen Eşref (Ünaydın)’e imzalayıp hediye ettiği fotoğrafının bir kenarına yazdığı, bu günlere ışık tutan şu veciz sözlerle son veriyorum;

“Her şeye rağmen muhakkak bir NUR’a doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalınız aziz memleket ve milletim hakkındaki payansız (sonsuz) muhabbetim değil, bugünün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve HAKİKAT aşkile ziya serpmeğe ve aramağa çalışan bir gençlik gördüğümdendir”.
Bu sırada Atatürk'ün Samsun'a çıkmasına daha 1 yıl, Meclisi toplamasına 2 yıl, Büyük Taarruzu kazanmasına 4 yıl vardır.
Bu öngörüsü tek kelimeyle “Umudun Fotoğrafı” dır.
Işıklı yolunda nice Atatürklü yıllara…
Değerli okuyucularım “NUTUK IŞIĞINDA; OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E BİR AYDINLANMA YOLCULUĞU” yazı dizimi Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’un sonunda Cumhuriyeti emanet ettiği “Türk Gençliğine Hitabı” konulu makalemle bitireceğim.