“Gerçeğin peşinde yürüyenlerin, susturulanların ve unutulmayanların hikâyesi”

Kızının Gözleri Önünde Öldürülen Bir Yazar

---------------------------------------------------

Doğum: 1935 – Ölüm: 11 Nisan 1980

Yazar, Öğretmen, Prodüktör, Gazeteci

(Yeni Edebiyat / 20. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

46 yıl sonra hâlâ yanıt bekleyen sorular… Bir cinayet, yarım kalan hayat ve cezasızlık…

Resim 1 Cenaze

11 Nisan 1980 sabahı İstanbul’da iki silah sesi duyuldu…

Hedefte yalnızca bir insan yoktu; Anadolu’nun sesini, halkın belleğini ve sözlü edebiyatın zenginliğini eserlerine taşıyan bir yazar vardı. Bu yazar Ümit Kaftancıoğlu idi.

Ümit Kaftancıoğlu, 45 yaşında, kızının gözleri önünde öldürüldü. Aradan geçen yıllar, geride bıraktığı eserleri susturamadı.

Ancak cinayetin bütün sorularına yanıt verilip verilmediği hâlâ tartışılmayı bekliyor.

Bazı cinayetler yalnızca bir insanın yaşamını sona erdirmez…

Bir ailenin geleceğini karartır, çocukların hafızasına silinmeyecek görüntüler bırakır, toplumun adalet duygusunda derin yaralar açar.

Ümit Kaftancıoğlu cinayeti de Türkiye’nin yakın tarihindeki siyasi şiddet ortamının ve cezasızlık tartışmalarının içinde anılması gereken acı olaylardan biridir.

Resim 2 Umit Kaftancioglu

Öğretmen, yazar, derlemeci ve radyo programcısı Ümit Kaftancıoğlu, Anadolu insanının sesini duyurmayı yaşamının merkezine koymuştu.

Halkın sözlü kültürünü, türkülerini, hikâyelerini ve yaşanmışlıklarını kayıt altına alarak unutulmaya yüz tutan bir belleği geleceğe taşımaya çalışıyordu.

Fakat 11 Nisan 1980’de, İstanbul’un Mecidiyeköy semtinde uğradığı silahlı saldırıyla yaşamı sona erdirildi. Ardında kitaplarını, çalışmalarını, ailesini ve tamamlayamadığı hayallerini bıraktı.

Bugün bu yazımla yalnızca onu anmak, yalnızca bir yazarın hayat hikâyesini anlatmak değildir…

Aynı zamanda bir cinayetin ardından adaletin nasıl işlediğini, hangi soruların yanıtsız kaldığını ve siyasi şiddetin toplumda açtığı yaraların neden hâlâ kapanmadığını sorgulamaktır…

Resim 3 Ü K

Bir Köy Çocuğundan Anadolu’nun Sesine

Ümit Kaftancıoğlu, 1935 yılında Ardahan’ın Hanak ilçesine bağlı Koyunpınarı köyünde dünyaya geldi. Çocukluğu, Anadolu’nun güçlüklerini ve köy yaşamının gerçeklerini yakından tanıdığı bir çevrede geçti.

İlkokulun ardından Cılavuz Köy Enstitüsü’nden mezun oldu. Öğretmenlik mesleğine Mardin’in Derik ilçesinde başladı. Daha sonra Balıkesir Necati Bey Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü bitirdi ve Rize’nin Pazar ilçesinde Türkçe öğretmenliği yaptı.

Öğretmenlik, onun için yalnızca bir meslek değildi...

İnsanları tanımanın, onların yaşamlarını anlamanın ve söze dökülmeyen hikâyelerini keşfetmenin bir yoluydu.

Anadolu’nun köylerinde, kasabalarında, dağlarında ve ovalarında biriken kültürel mirasın farkındaydı. Halkın anlattıklarının, söylediği türkülerin ve kuşaktan kuşağa aktardığı hikâyelerin büyük bir edebiyat hazinesi taşıdığına inanıyordu.

Askerlik görevinin ardından TRT’nin açtığı sınavı kazanarak Köy Yayınları bölümünde çalışmaya başladı. İstanbul Radyosu’nda hazırladığı Av Bizim Avlak Bizim, Dilden Dile ve Yurdun Dört Bucağından gibi programlarla halk kültürünü dinleyicilere ulaştırdı.

Onun mikrofonu, yalnızca bir yayın aracından ibaret değildi…

Resim 4 Ü K

Büyük şehirlerin dışında kalan insanların, çoğu zaman duyulmayan hayatların ve unutulmaya terk edilen kültürel değerlerin sesi olmayı amaçlıyordu.

Kaftancıoğlu, gerçek edebiyatın halkın dilinde saklı olduğunu savunuyordu. Anadolu’yu dolaşıyor..

Halk anlatılarını ve türküleri derliyor…

Sözlü kültürün kaybolmadan yazıya geçirilmesi için çalışıyordu…

Evreşe Yolları Dar ve Yüksek Yüksek Tepeler Ev Kurmasınlar gibi türküler de onun derlemecilik çalışmalarıyla anılan eserler arasındaydı.

O, halkın hikâyelerini yalnızca dinleyen değil…

Onları geleceğe ulaştırmak için kayda geçiren bir aydındı…

Edebiyatın Ödüllü Kalemi

Ümit Kaftancıoğlu’nun çalışmaları radyo programcılığı ve halk kültürü derlemeleriyle sınırlı kalmadı…

Öykü, roman, röportaj ve çocuk edebiyatı alanlarında eserler verdi.

Dönemeç adlı eseriyle 1970 yılında TRT Büyük Ödülü birinciliğini kazandı. Hakullah ile 1972 yılında Milliyet Gazetesi Karacan Armağanı’nda birincilik elde etti.

Yelatan, Tüfekliler, Çarpana ve İstanbul Allak Bullak, edebiyat dünyasına bıraktığı eserler arasında yer aldı. Çocuklar için kaleme aldığı kitaplarla da genç okurların dünyasına seslendi.

Kaftancıoğlu’nun edebiyatında Anadolu insanının gündelik hayatı, yoksulluğu, dayanışması, çelişkileri ve mücadeleleri önemli bir yer tutuyordu.

O, halkı uzaktan seyreden bir yazar değildi…

Halkın içinde yaşıyor…

Onun dilini dinliyor…

Yaşadıklarını edebiyatın konusu hâline getiriyordu.

Belki de asıl gücü buradaydı: Görünmeyeni görünür kılmak, duyulmayanı duyurmak ve sıradan insanların hayatlarında saklı olan büyük hikâyeleri ortaya çıkarmak…

Ne var ki Türkiye, 1970’lerin sonuna doğru giderek ağırlaşan

Siyasi şiddetin…

Kutuplaşmanın…

Silahlı saldırıların gölgesindeydi.

İnsanların düşünceleri, siyasi kimlikleri ve toplumsal duruşları nedeniyle hedef alındığı bir dönemde, aydınların ve gazetecilerin yaşamları da büyük tehlike altındaydı.

Resim 5 Ümit Kaftancıoğlu

Ümit Kaftancıoğlu da işte bu şiddet ortamında yaşamını yitiren isimlerden biri oldu.

11 Nisan 1980: Bir Sabah, İki Saldırgan ve Yarım Kalan Bir Hayat

11 Nisan 1980 sabahı Ümit Kaftancıoğlu, 13 yaşındaki kızı Pınar’ı okula bırakmak üzere Mecidiyeköy’deki evinden çıktı.

O sabahın sıradan bir aile telaşı vardı. Kızının beslenme çantasına elma koyup koymadığını hatırlayamayan eşi Nurcan Kaftancıoğlu, Pınar’ı geri çağırdı. Küçük kız annesinin yanına döndü, ardından yeniden babasına doğru yürüdü.

İşte o sırada saldırganlar ortaya çıktı.

Ümit Kaftancıoğlu’na ateş açıldı. Kızının gözleri önünde vuruldu. Saldırganlar, çalıntı olduğu belirtilen lacivert bir otomobille olay yerinden uzaklaştı.

Hastaneye kaldırılan Kaftancıoğlu, 45 yaşında yaşamını yitirdi.

Bir baba, bir eş, bir öğretmen ve bir yazar artık yoktu…

Bir evin kapısından çıkarken kızını okula götürmeyi düşünen insan, birkaç dakika içinde ailesinden koparılmıştı.

Pınar Kaftancıoğlu’nun o sabah tanık olduğu şey, bir çocuğun hafızasına kazınabilecek en ağır acılardan biriydi. Nurcan Kaftancıoğlu içinse hayat, eşinin ölümünden sonra bambaşka bir mücadeleye dönüştü.

Resim 6 Umit Kaftancioglu Cenaze

12 Nisan 1980’de Ümit Kaftancıoğlu, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.

İstanbul Radyosu önünde yapılması planlanan törene sıkıyönetim makamlarının izin vermediği de aktarılan bilgiler arasındadır.

Kaftancıoğlu’nun ölümü, yalnızca ailesinin yaşadığı bir trajedi değildi…

Halk kültürünü belgeleyen, edebiyat üreten ve kamusal alanda söz söyleyen bir aydının silahla susturulmasıydı.

Ümit Kaftancıoğlu’nu kim öldürdü?

Cinayetin ardından yürütülen soruşturmada Ahmet Mustafa Kıvılcım tutuklandı. Aktarılan anlatımlara göre Kıvılcım, ilk ifadelerinde cinayeti siyasi nedenlerle işlediğini, İsmail Gerçeksöz’ün öldürülmesinin intikamını almak istediğini ve Ümit Kaftancıoğlu’nu solcu olduğu için hedef aldığını söyledi. Cinayetin bir örgüt adına işlendiğini ve kendisine emir verildiğini söylediği de haber ve anlatılarda yer aldı.

İrfan Çakırca ve Yusuf Teke’nin de saldırıyla bağlantılı olduğu iddia edildi. Ancak bu kişilerin olay içindeki rollerine, ifadelerine, yargılama durumlarına ve haklarındaki kararların kesinleşip kesinleşmediğine ilişkin ayrıntılar, mahkeme dosyaları ve dönemin haberleriyle ayrı ayrı karşılaştırılmalıdır.

Kıvılcım’ın daha sonra ifadesini değiştirdiği; yargılama sürecinde ağır bir hapis cezasına çarptırıldı, kararın temyiz aşamasında bozuldu ve yaklaşık dört yıl tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı.

Ancak şu soru bütün ağırlığıyla ortada duruyor: Bir yazarın hayatına son veren saldırının ardından adalet süreci neden bu kadar tartışmalı hâle geldi?

Eğer bir cinayette;

Saldırıyı gerçekleştirenler,

Azmettirme iddiaları,

Örgütsel bağlantılar,

Kaçışa yardım eden kişiler hakkındaki sorular açıklığa kavuşturulamamışsa, Geride yalnızca bir ceza dosyası değil,

Toplumun adalet duygusunu yaralayan bir belirsizlik de kalır…

Ümit Kaftancıoğlu cinayetinin bütün ayrıntıları;

İşte bu nedenle yalnızca geçmişin bir olayı olarak değil…

Belgeler ışığında yeniden ele alınması gereken bir tarihsel dosya olarak değerlendirilmelidir.

Cezasızlık Yalnızca Bir Tahliye Meselesi Değildir

Bir sanığın cezaevinden tahliye edilmesi, tek başına hukuken beraat ettiği veya cinayetin bütünüyle cezasız kaldığı anlamına gelmez. Öte yandan, bir mahkûmiyet kararının bozulması ve sanığın kısa süre sonra serbest kalması, özellikle cinayetin diğer yönleri aydınlatılmamışsa, kamuoyunda ciddi soru işaretleri doğurabilir.

Bu nedenle Kaftancıoğlu cinayetinde cezasızlık iddiası, yargı kararlarının tamamı, bozma gerekçeleri, tahliye tarihi ve diğer şüphelilerin hukuki durumları ortaya konularak değerlendirilmelidir.

Fakat cezasızlık tartışmasının insani boyutu, dosyadaki hukuki ayrıntılardan daha geniştir. Öldürülen bir insan geri gelmez. Çocuğunun gözleri önünde yitirdiği babasının yerini hiçbir karar dolduramaz. Eşinin yokluğuyla baş başa kalan bir ailenin kaybı, yıllar geçse de ortadan kalkmaz.

Adalet, yalnızca bir ceza verilmesi değildir. Olayın bütün yönlerinin aydınlatılması, sorumluların hukuka uygun biçimde belirlenmesi ve kamuoyunun yanıt bekleyen sorularının mümkün olduğunca açıklığa kavuşturulmasıdır.

Resim 7 Umit Kaftancioglu

Bu nedenle Ümit Kaftancıoğlu cinayeti üzerine yazmak, geçmişteki bir mahkeme sürecini aktarmaktan ibaret değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin siyasi şiddetle ve cezasızlıkla hesaplaşmasının ne kadar önemli olduğunu hatırlatmaktır.

“Beni Eserlerim Yaşatacak”

Ümit Kaftancıoğlu’nun eşi Nurcan Kaftancıoğlu’nun aktarılan sözleri, bu hikâyenin en dokunaklı bölümlerinden biridir. Nurcan Kaftancıoğlu, eşinin böbreklerindeki ciddi rahatsızlık nedeniyle zaman zaman ölüm ihtimalini konuştuklarını anlatır. Çocuklarını düşünmesini söylediğinde, onun kendisini eserlerinin yaşatacağını dile getirdiğini aktarır.

Bu sözler, bir yazarın ardında bırakmak istediği mirası anlatır: Mal mülk değil; kitaplar, hikâyeler, sözcükler ve insanların belleğinde yaşayacak bir emek…

Kaftancıoğlu, çocuklarına uzun bir hayat boyunca yanında olma imkânı bırakamadı. Fakat onların ve bu ülkenin hafızasına, bir raf dolusu kitaptan çok daha büyük bir miras bıraktı.

Onun eserleri, Anadolu insanının sesini taşıyor. Derlemeleri, unutulmaya yüz tutan kültürel değerleri kayda geçiriyor. Öyküleri ve romanları, yaşadığı dönemin insanını ve toplumsal gerçekliğini anlatıyor.

Bir saldırı, yazarın kalemini elinden alabilir. Fakat yazdıklarının geleceğe ulaşmasını bütünüyle engelleyemez.

Canan Kaftancıoğlu ile bağı

Ümit Kaftancıoğlu’nun oğlu Ali Naki Kaftancıoğlu’nun eşi olan Canan Kaftancıoğlu, yazarın gelinidir. Canan Kaftancıoğlu, çeşitli söyleşilerinde Ümit Kaftancıoğlu’nun Dönemeç adlı kitabıyla tanışmasının kendisi üzerinde bıraktığı etkiden söz etmiştir.

Bu anlatım, Ümit Kaftancıoğlu’nun eserlerinin yalnızca ailesi için değil, sonraki kuşaklar için de bir düşünsel ve kültürel kaynak olmayı sürdürdüğünü gösteriyor.

Bir yazarın mirası, yalnızca yaşadığı dönemde okunan kitaplardan oluşmaz. Bazen yıllar sonra bir gencin eline geçen bir kitap, ona dünyayı başka türlü görmeyi öğretir. Bazen bir hikâye, bir insanın yalnız olmadığını anlamasını sağlar.

Kaftancıoğlu’nun eserlerinin yıllar sonra da okurlara ulaşması, ölümle kesilen yaşamının edebiyat aracılığıyla devam ettiğini gösteren en anlamlı örneklerden biridir.

Resim 8 Ödül Afişi

Eserleriyle Yaşamaya Devam Ediyor

Ümit Kaftancıoğlu’nun eserleri, farklı edebî türlere yayılan üretken bir yazarlık yaşamını ortaya koyuyor.

Öykü

  • Dönemeç (1972)
  • Çarpana (1975)
  • İstanbul Allak Bullak (1983, ölümünden sonra yayımlandı)

Roman

  • Yelatan (1972)
  • Tüfekliler (1974)

Derleme

  • Köroğlu Kolları (1974)

Röportaj

  • Hakullah (1972)

Diğer eserleri

  • Tek Atlı Tekin Olmaz (1973)
  • Kekeme Tavşan (1974)
  • Kan Kardeşim Doru Tay (1979)
  • Dört Boynuzlu Koç (1979)
  • Çizmelerim Keçeden (1979)
  • Altın Ekin (1979)
  • Hızır Paşa (1980)
  • Çoban Geçmez (1980)
  • Salih Bey (1981)
  • Şülgür Deresi (1981)

2005 yılından bu yana Ümit Kaftancıoğlu adına düzenlenen öykü yarışması da onun adını ve edebiyat anlayışını yeni kuşaklarla buluşturmayı amaçlıyor. Böylece bir zamanlar Anadolu’nun köylerinde halkın sesini kayda geçiren yazarın adı, başka yazarların kaleminde yaşamayı sürdürüyor.

Bir Yazarın Ardından Sorulması Gereken Sorular

Ümit Kaftancıoğlu, 11 Nisan 1980’de öldürüldüğünde geride yarım kalmış bir hayat bıraktı. Kızı babasız, eşi eşsiz kaldı. Türkiye ise halk kültürünü belgeleyen, edebiyat üreten ve toplumun gerçeklerini anlatan bir aydınını kaybetti.

Onu yalnızca ölüm yıldönümlerinde anmak yeterli değildir. Eserlerini yeniden okumak, derlemelerinin kültürel değerini hatırlamak ve cinayetin tarihsel arka planını belgelerle araştırmak gerekir.

Ø Kimler saldırıya katıldı?

Ø Cinayetin azmettirilmesine ilişkin iddialar hangi kanıtlara dayanıyordu? Yargılama sürecinde hangi kararlar verildi, bu kararlar neden bozuldu?

Ø Diğer şüphelilerin akıbeti ne oldu?

Resim 9 Aile

Ümit Kaftancıoğlu’nun hikâyesi, Türkiye’de siyasi şiddetin insan hayatında bıraktığı derin izlerin hikâyesidir. Aynı zamanda, bir insanın yaşamı elinden alınsa da düşüncelerinin, eserlerinin ve halkın belleğine kattıklarının yaşamaya devam edebileceğinin de hikâyesidir.

11 Nisan 1980’de bir yazarın hayatı sona erdirildi…

Ancak Ümit Kaftancıoğlu’nun kaleme aldığı hikâyeler, derlediği türküler ve Anadolu insanına duyduğu yakınlık bugün hâlâ bizimle…

Onun ardından tutulması gereken yas kadar, yanıtlanması gereken sorular da var.

Çünkü bir ülkenin adaletle ilişkisi, yalnızca verdiği kararlarla değil, geçmişin karanlıkta kalan olaylarını aydınlatma iradesiyle de ölçülür.

Resim 10 Gazete