“Gerçeğin peşinde yürüyenlerin, susturulanların ve unutulmayanların hikâyesi”
Hüseyin Kami
Doğum 1878 / Ölüm 1916)
Gazeteci, şair
"Divançe-i Dehri”
Devrinin İktidarına Kalemiyle Muhalefet Eden Bir Gazeteci
-----------------------------------------------

Osmanlı Devleti'nin son döneminde gazetecilik, yalnızca haber vermek ve yazı yazmak anlamına gelmiyordu. Basın, aynı zamanda siyasetin, özgürlük tartışmalarının ve iktidar mücadelelerinin en önemli alanlarından biriydi.
II. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte ortaya çıkan özgürlük ortamı, gazeteciler ve yazarlar açısından yeni bir dönemin başlangıcı olarak görülse de bu dönem uzun süre sorunsuz ilerlemedi. İktidar çevrelerini eleştiren gazeteciler, yazıları ve yayınları nedeniyle takip, soruşturma, gözaltı, tutuklama ve sürgün gibi uygulamalarla karşılaşabiliyordu.
Hüseyin Kâmî Bey, işte bu çalkantılı dönemin dikkat çekici gazeteci, şair ve yazarlarından biriydi.
Dağıstan kökenli bir aileden gelen Kâmî'nin babası, İbnülemin Mahmud Kemal İnal'ın aktardığı bilgilere göre İstanbul'da Vâlide Hanı'nda yaşayan Rus tebaasından Revanlı matbaacı Hacı Abbas, annesi ise Kafkasyalı Çerkes'ti. İstanbul'da yetişen Kâmî, Aksaray'daki Medrese-i Edebiyede eğitim gördü. Eğitimini tamamladıktan sonra Bâbıâli Matbuat Kalem’inde memur olarak çalışmaya başladı.
Ancak Kâmî'nin hayatı kısa süre içerisinde yalnızca devlet memurluğuyla sınırlı kalmadı.
Dönemin çeşitli gazete ve mecmualarında yazılar yazıyor, konferanslar veriyor ve edebiyatla ilgileniyordu. Abdülhamid döneminde yaklaşık üç yıl Mısır'da kaldı. II. Meşrutiyet'in 1908'de ilan edilmesinin ardından İstanbul'a döndü.)
Onun hayatındaki asıl dönüm noktalarından biri de bundan sonra başladı.
Hürriyetin ardından muhalif bir kalem
II. Meşrutiyet'in ilanı Osmanlı basınında önemli bir hareketlilik meydana getirmişti. Ancak kısa süre içerisinde İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin siyasal etkisinin artması, muhalif gazeteciler ve yazarlar açısından yeni bir mücadele alanı oluşturdu.
Hüseyin Kâmî de İttihat ve Terakki yönetimine yönelik sert eleştirileriyle öne çıkan isimlerden biri oldu.
31 Mart Hadisesi sonrasında gözaltına alındı ve Dîvân-ı Harb'de yargılandı. TEİS'teki biyografiye göre yaklaşık 18 gün hapiste kaldıktan sonra beraat etti.
Fakat beraat etmesi, üzerindeki baskıların sona erdiği anlamına gelmedi.
Kâmî ve arkadaşları, dönemin siyasi atmosferinde eleştirel yayın faaliyetlerini sürdürdüler. Kâmî özellikle dönemin yöneticilerini ve siyasi gelişmelerini eleştiren yazı ve şiirleriyle dikkat çekti.

Kaleminin adı: Dehrî
Hüseyin Kâmî'nin gazetecilik ve edebiyat hayatındaki en önemli eserlerinden biri Dîvânçe-i Dehrî oldu.
Kâmî, eserlerinde “Dehrî” mahlasını kullandı. Eserde siyasi ve sosyal eleştiri içeren şiirlerin yanı sıra çeşitli gazete yazıları ve konferans metinlerinden oluşan mensur parçalar da bulunuyordu. TEİS'e göre eser 36 manzum ve 9 mensur metinden oluşmaktadır. (Teis)
Dîvânçe-i Dehrî, Kâmî'nin yalnızca bir şair olmadığını; döneminin siyasi ve sosyal meselelerine kayıtsız kalmayan bir aydın olduğunu da gösterir.
Şiirlerinde dönemin siyasi aktörlerini ve yöneticilerini eleştiren Kâmî, özellikle Küçük Said Paşa ve Talat Paşa gibi isimleri hicvetti. Mahmûd Şevket Paşa ve İbrahim Hakkı Paşa gibi dönemin diğer siyasi aktörleri de onun eleştirilerinden payını aldı. (Teis)
Kâmî'nin eleştirileri yalnızca siyasetle de sınırlı değildi.
Şirket-i Hayriye'nin işleyişinden Boğaz seferlerindeki aksamalara, Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin adlandırılmasına ve hayvan haklarına kadar çeşitli toplumsal meseleleri yazılarında gündeme getirdi. (Teis)
Bu yönüyle onun gazeteciliği, dönemin günlük siyasal tartışmalarının ötesinde toplumsal eleştiriniteliği de taşıyordu.
Bir kitap, bir soruşturma
Dîvânçe-i Dehrî'nin yayımlanması Kâmî'nin hayatındaki en önemli kırılma noktalarından biri oldu.
TEİS'e göre eserin ilk baskısı 1327/1909-1910 yıllarında Nefâset Matbaası'nda yayımlandı. Eserin yayımlanma sürecinde Kâmî gözaltına alındı ve Ayasofya Polis Merkezi'ne götürülerek ardından Dîvân-ı Harb'e sevk edildi. (Teis)
Bu süreçte ilginç bir olay da yaşandı.
Kürdîzâde Ahmed Râmiz Efendi, eserin kendisine ait olduğunu ve Kâmî'nin eserle ilgisinin bulunmadığını söyleyerek sorumluluğu üzerine almaya çalıştı. Bunun üzerine Ahmed Râmiz Efendi tutuklanarak Kastamonu'ya sürgün edildi. Kâmî ise İstanbul'da sıkı takip altında tutuldu. (Teis)
Bu olay, dönemin yayın dünyasında siyasi eleştirinin ne kadar ciddi sonuçlar doğurabildiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Bir konferansın ardından 32 gün süren takip
Hüseyin Kâmî'nin yaşadığı baskılar yalnızca kitabıyla sınırlı değildi.
1910 yılının başlarında Rehber-i İttihâd-ı Osmânî Mektebi yararına düzenlenen bir yarışmada konferans verdi. Konferansın ardından Bebek'te gözaltına alındı.
TEİS'in aktardığı bilgilere göre Kâmî, 32 gün boyunca her gün resmî olarak karakola götürülerek ifade verdi. Aynı süreçte yararına konferans verdiği okulun tahliyesine karar verildi ve konferansı düzenleyen okul müdürü de görevden alındı. (Teis)
Bir gazeteci ve yazar için yalnızca yazdıkları değil, konuşmaları ve katıldığı etkinlikler de soruşturma konusu olabiliyordu.
Sabah-ı Hürriyet: Siyaset ve tiyatro
Hüseyin Kâmî yalnızca gazeteci ve şair değildi.
Sabâh-ı Hürriyet adlı beş perdelik bir dram da kaleme aldı. TEİS'e göre Mısır'da yazılan eserde Abdülhamid, Prens Sabahattin ve Mahmûd Şevket Paşa gibi dönemin önemli isimleri eleştiriliyordu. Eserin Madam Binemciyan ve Kumpanyası'nda sahnelendiğine ilişkin katalog kayıtları bulunmaktadır. (Teis)
Bu eser, Kâmî'nin siyasal eleştiriyi yalnızca gazete sütunlarında değil, edebiyat ve tiyatro aracılığıyla da ifade ettiğini gösteriyor.
Sürgün ve Karaman yılları
Hüseyin Kâmî'nin hayatının son dönemine ilişkin bilgiler ise diğer dönemlere kıyasla daha belirsizdir.
Kaynaklarda, Dîvânçe-i Dehrî'nin ikinci baskısının ardından Karaman'a sürgün edildiği konusunda ortak bilgiler bulunmaktadır. Ancak sonrasındaki yaşamı ve özellikle ölüm tarihi konusunda farklı görüşler vardır. (Teis)
İbnülemin Mahmud Kemal İnal'ın aktardığı bilgiye göre Kâmî, İttihatçılarla kalemiyle mücadele ettiği için 1912 yılında Karaman'a sürüldü ve muhtemelen aynı yıl hayatını kaybetti.
Buna karşılık Kafkas diasporası üzerine çalışan Sefer Berzeg, Kâmî'nin 1916 yılında Karaman'da tifüs salgını nedeniyle öldüğünü bildirmektedir. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin bir listesinde ise kaynak gösterilmeksizin 1912 veya 1914 yılında Konya'da öldürüldüğü bilgisine yer verildiği aktarılmaktadır.
Başka bir tarihsel kaynak da Karaman'da tifüs salgını bulunduğunu ve Kâmî'nin 1915 sonları veya 1916 başlarında bu hastalık nedeniyle öldüğünün aktarıldığını belirtmektedir.
Dolayısıyla “1916'da öldü” bilgisini kesin hüküm olarak vermek yerine, “bazı kaynaklara göre 1915 sonu/1916 başında tifüs salgını sırasında Karaman'da hayatını kaybetti” demek akademik açıdan daha güvenlidir.
Unutulan bir gazeteci, unutulmaması gereken bir dönem
Hüseyin Kâmî'nin hayat hikâyesi, Osmanlı'nın son döneminde gazetecilik ile siyaset arasındaki ilişkinin ne kadar keskin olabildiğini gösteriyor.
O, yalnızca siyasi yazılar yazan bir gazeteci değildi.
Şairdi.
Tiyatro yazarıydı.
Konferanslar veriyordu.
Toplumsal meseleleri gündeme getiriyordu.
Ve bütün bunları yaparken dönemin siyasi iktidarını eleştirmekten çekinmiyordu.
Onun hikâyesini önemli kılan noktalardan biri de tam burada ortaya çıkıyor:
Bir gazetecinin kalemi, yalnızca haber yazan bir araç değil; dönemin tanıklığını gelecek kuşaklara taşıyan bir hafızadır.
Bugün Dîvânçe-i Dehrî'nin sayfalarında karşılaştığımız siyasi ve toplumsal eleştiriler, üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen bize dönemin siyasal atmosferi hakkında önemli ipuçları veriyor.
Kâmî'nin hayatı aynı zamanda başka bir gerçeği de hatırlatıyor:
Basın tarihinin yalnızca gazete isimlerinden ve büyük gazetecilerden ibaret olmadığı gerçeğini.
Bazen bir gazetenin köşesinde yayımlanan bir yazı, bazen bir hiciv şiiri, bazen bir konferans ya da bir tiyatro oyunu, bir dönemin özgürlük mücadelesinin parçası olabilir.
Hüseyin Kâmî'nin hayatı da bu mücadelenin unutulmuş hikâyelerinden biridir.
Ve belki de bu nedenle onun hikâyesini bugün yeniden hatırlamak, yalnızca bir gazetecinin biyografisini yazmak değil; Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan basın özgürlüğü tarihinin kayıp sayfalarından birini yeniden okumaktır.
----------------
Basın Özgürlüğünün Kayıp Kalemleri “Öldürülen Gazeteciler” yazı dizimin gelecek haftaki makalesi; Eleştirel Düşünceleri Sebebi ile Öldürülen Türkiye basın tarihinin ilk öldürülen gazetecisi Hasan Fehmi Bey.
----------------------------------------------------------
Kaynakça:
1. Tanyıldız, Ahmet. Hüseyin Kâmî-Dehrî Dîvânçesi. İstanbul: Akademik Kitaplar Yayınevi, 2013. (Teis)
2. İbnülemin Mahmud Kemal İnal. Son Asır Türk Şairleri, Cilt II. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, 2000 baskısı. (Teis)
3. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS). “Kâmî, Hüseyin Kâmî Bey.” Haz. Doç. Dr. Ahmet Tanyıldız. Ahmet Yesevi Üniversitesi. Hüseyin Kâmî – TEİS maddesi
4. Berzeg, E. Sefer. Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü. Kafkasya Gerçeği Yayınevi. (Teis)
5. Birinci, Ali. “Hürriyet ve İtilâf Fırkası”, Tarih ve Toplum, Cilt 7, Sayı 41, Mayıs 1987. (Gaste Arşivi)
6. Gökçe, Emrah. 20. Yüzyılda Yazılmış Divanlar. Hüseyin Kâmî'ye ilişkin biyografik ve bibliyografik bilgiler. (Ötüken)