Televizyonu açtım, deprem özel yayını var. Hep bir tedbirsizliği ve vurdumduymazlığı yaşıyoruz. Göz yaşı döküyoruz, çaresiziz. Nazım Hikmet'in ''dizeleriyle ''havanın kurşun gibi ağır olduğu" günlerdeyiz. Orhan Veli'nin sözleriyle ‘’kelimeler kifayetsiz'” kalıyor.
Ortak yaşam alanlarımızı; ormanlarımızı kim yok ettiyse doğayı kim yaşanamaz hale getirdiyse hepimizi yasa boğan deprem felaketinin de sorumluları onlar.Yazınımız ülkemizdeki depremleri edebiyat eserlerinde; şiirde ,romanda ,öyküde, denemede anlatagelmiştir. Yazarlarımızın ve şairlerimizin duygularını, tepkilerini deprem konulu yazın türlerinde görürüz. Eserleri okudukça depremler bir film şeridi gibi gözümüzün önünden bir üzüntüyle geçer,acılar yeniden canlanır. Büyük Şairimiz Nazım Hikmet 2.Dünya Savaşı'nın yokluk içindeki sıkıntılı günlerinde yaşanan Erzincan depremi sırasında Bursa Cezaevindeymiş, büyük bir üzüntüyle “Kara Haber” adlı şiirini kaleme almış, dönemin “Tan Gazetesine” göndermiş tabi bir not ile birlikte “sizlere kesemden bir şey verecek bir durumda değilim ancak yüreğimden verebilirim” diyordu.
Erzincan’da bir kuş var
Kanadında gümüş yok
Gitti yârim gelmedi
Gayri bunda bir iş yok
Oy ! Dağlar, dağlar, dağlar
...
Kiminin sakalı ak.
Kimisi altı aylık
Kimi on üç, on dört yaşında
Kimi yola gidecek
Kimisi mektup bekler
Yan yana, sırt üstü yatan ölüler...
Yayıkta yağ vardı dövülmedi
Ak peynir torbaya konulamadı
Hasret gitti ölüler
Dünya'ya doyulamadı...
Sanki bugünü; bizi,sizi, hepimizi anlatıyor.Bu deprem ile birlikte bir gümüşünde yok olduğu da anlatılıyor. Yaşanılan toplumsal olaylar ve sosyal durumda gün yüzüne çıkıyor. Âşık Sümmani ise Erzurum’da yaşadığı depremde hem ülkeyi tasvir eder hem de insanımızı anlatır.
Vatan garip, ülke garip, il garip
Ben garibim iskân edem kiminen
Gelen garip giden garip,
Çöl garip
Zâr-ı feryad edem figân kiminen

Yaşar Kemal’in Veysel’i Ziyareti
Yaşar Kemal ise Anadolu'ya yolculuğa çıkmadan önce Aşık Veysel'i ziyaret etmek istemişti. Yanına dostu Ahmet Kutsi Tecer'i de alarak Şarkışla’da Veysel ile bir röportaj bile yapmıştı.Takvimler 3 0cak 1952’yi gösteriyordu.Bu sırada Sivas Milli Eğitim Müdürü Tecer'e gelen haber hem Aşık Veysel'i hem Yaşar Kemal'i çok üzdü.
Erzurum Hasankale Depremi
Erzurum Hasankale’de büyük bir deprem olmuştu. Can kaybı çok fazlaydı. Yaşar Kemal buradan Hasankale'ye doğru yola çıktı. 3 ay kaldı.Depremzedeler ile aynı çadırda onlar gibi yaşadı. İzlenimlerini Yapı Kredi Yayınlarından çıkan ''Röportaj Yazarlığında 6O.yıl Kitabında topladı''.12 Mayıs 1952 tarihinde ''Hasankale Yerle Bir'' adlı hem izlenim hem de yurttaşlar ile yaptığı röportajlarını önce Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlandı.Sonra başka bir dizi röportajla kitap oldu.Kitap kütüphanemde duruyor. Yaşar Kemal’in Şarkışla’da Koca Veysel’i ziyaret ettiği fotoğrafı da saklamıştım.
Yaşar Kemal Hiç Gelmedi Dediler
AşıkVeysel’i tanıyanlara sormuştum. Yaşar Kemal, Aşık Veysel’i ziyaret etti mi? Hep hayır cevabını almıştım .Kar beyazı kapaklı kitapla fotoğrafın üzerinde yazan ‘’3 0cak 1952’’Şarkışla ziyareti doğrulandı. Fotoğrafta Veysel bir sedirin üstünde elinde sazı var… Usta yazar Yaşar Kemal ise yer sofrasında yemek yiyordu. Röportajdan bir bölüm şöyle: “Üç gündür deprem bölgesindeydim.Pasin 0vası kar altında ...kar 80 cm...Issız bucaksız bir ovada en ufak bir kara leke yok...Ağaçlar bile bembeyaz donmuş...Bir soğuk bir soğuk havada kuşlar donup kalıyor derler ya işte öylesine öldürücü soğuk, öyle geliyor insana… Güller bile donmuş.Deprem köylerinde bir yerde not alırken ellerim donuverdi kalem yere düştü.Bu soğuk altında çadır içinde insanlar Tanrı'nın kahrı diye tam buna derler...Çadırların üstüne, ot, keçe, çul, ne bulmuşlarsa yığmışlar ama üşüyorlar..Toprak donmuş. Kurnuç, Serçe Boğazı, Sins,Kalyolaz köyleri dümdüz yerle bir...Evlerin tamamı topraktan harçtan...Un gibi olmuşlar...Etraf hayvan leşleriyle dolu...Köylere girer girmez ilk göze çarpan şey; kar üzerine yayılmış bulunan kırmızı kan görüntüsü oluyor.Ak kar ve Kırmızı kan... Karnuç Köyünde sadece bir yaprak kımıldamıyor.İnsanların gözleri toprakta.0 kadar insanla konuştum da hiçbiri dönüp yüzüme bana bakmadı...”O günden bugüne değişen ne var ki?
Hepsinin başları toprakta ve dikkat kesilmişler. Dinliyorlar, bekliyorlar yeni sarsıntıları... Aşık Veysel Şarkışala’da ,Yaşar Kemal'e okuduğu şiirde duygularını dizelere dökmüştü:
Sam değmiş de bağlar dökmüş gazeli
Hanı harap olmuş Keşan, Erzincan
Nice yiğitleri nice güzeli
Feleğin toruna düşen Erzincan
….
Bir seher vaktinde uyku çağında
Feryadı dağlardan San Erzincan
Dokuz kırk altıda uğradım gördüm
Veysel der, içimden ağladım durdum.
Bu ulu Tanrı'dan isteyin yardım.
Gayret kuşağını kuşan Erzincan
Tanpınar Beş Şehirde Anlatır
Ahmet Hamdi Tanpınar “Beş Şehir” adlı eserinin Erzurum şehrini anlattığı bölümünde Erzurum’da yaşadığı depremi anlatır: Öğle vakti öğretmenlik yaptığı lisede hisseder.Herkesin çığlık çığlığa sokaklara döküldüğünü ve caddelerde koşuştuğunu gördüğünü söyler. Erzurum merkezde sokaklarda insanların sağ olduğunu fakat köylerde can kaybının çok fazla olduğunu söyler.İnsanların evlerine girmeyip sokakta çadırda kaldığını aktarır.O sırada Erzurum'a Atatürk'ün geldiğini,Erzurumluların ona çadırda kalmayı önerdiklerini fakat Atatürk'ün halktaki korkuyu yenmek için duvarlarında çatlak olan valilik binasında kalmayı tercih ettiğini yazar...Tanpınar Erzurum’da tanıştığı ”Tahsin Efendi” isimli bir kişiden bahseder.Onu fiziksel ve kişisel özellikleriyle aktarır, çok eleştirir...
Zeliha Avni Ve Nurullah Ataç
1939 yıllında Zeliha Avni ve İskender Fahrettin Sertelli tarafından hazırlanan ''Anadolu Zelzelesi'' adlı kitap Halkevleri tarafından basılmış.Kitabın geliri Erzincan’da yaşamını kaybeden depremzedelerin ailelerine bağışlanmış.Bu kitapta Nurullah Ataç ''Erzincan Felaketi'' başlıklı yazısında şunları yazmış:Deprem insanoğlunun çaresizliğini ortaya çıkardığı için sinirlendiriyor. Bu felakete uğramışları teselli etmek de zor. Evet, yardım edilir.Yiyecek, giyecek gönderilir fakat o insanların gece gürültüler ile uyanıp soğuk havada sokaklara döküldükleri, çırılçıplak kaldıkları,ölü dostlarıyla saatlerce koyun koyuna kaldıkları unutturulabilir mi?
Aynı kitapta Vâlâ Nureddin ''Bu ölümler Cehaletimizdendir'' başlıklı yazısında şunları yazıyor :Unutmayalım ki 25 yıl önce İstanbul'a yangınlar zarar veriyordu .O da cehalettendir.Depremde yeni doğmuş yavruların tahtalar, taşlar arasından çığlıkları duyuluyor,genç kızlara kardan kefen duvak olmuş, delikanlıların açık kalmış gözlerinde gençliklerine kanmamış insanların hasreti okunuyor, depremin uğradığı her toprak; çığlıların, feryatların, acıların duyulduğu bir bölge yaratır. Depremin uğradığı her toprakta yaşayanların kalpleri delik deşik birer ıstırap heykelidir.
Peyami Safa Yazıyor
Yazar Peyami Safa ise ''Derece Şuuru'' başlıklı yazısında önemli bir uyarıda bulunuyor bugünü aydınlatıyor: Deprem geçti.Hele şuracıkta titreşen vatandaşları da bir çatı altına sokarsak, olur biter...Buda geçer yahu demeyelim.Geçmez bu geçmez. Bir gün Adana'yı sel basar, başka bir gün Erzincan'ı zelzele yıkar, daha başka bir gün limansız Karadeniz kıyılarımız önünde vapurlar batar .Rüzgara; ''esme!" Sulara'taşma!" Ve Toprağa” sallanma!"diyemeyiz. Anadolu davasına; eğitim ,tarım , kültür , ekonomi ve sanatla teknik olarak çözüm bulmazsak rüzgar eser;sular taşar; yer sarsılır.Memleket ve Anadolu yıllardan beri olduğu gibi yer yer yıkılır Erzincan harabesine döner.
Behramoğlu Ne Diyor?
21.yüzyıda ise yazınımızın büyük ustası Ataol Behramoğlu Cumhuriyet Gazetesinde 12 Şubat 2023 tarihli"Suçlusunuz"başlıklı köşe yazısında on ilimizi içine alan deprem felaketi için kaleme aldığı yazısında sözcüklerde, cümlelerde, paragraflarda suçluları arıyordu:''Bilime saygısızlık, kâr ve çıkar dışında değer tanımamazlık depreme yol açtı.Deprem enkazlarının altında can veren insanlarımıza karşı suçlusunuz ayrıca tüm insanlığa karşı suçlusunuz''diyordu Deprem cephesinde değişen bir şey yok.Böyle gelmiş böyle gider dersek biz bu olayları sürekli yaşarız.Yapılan her şey değersizleşir.Kaderin cilvesi der, geçeriz.