Yazar Orhan Kemal İstanbul'dan Oktay Akbal ise yaşamının büyük kısmını geçirdiği Muğla Akyaka'dan Cumhuriyet Kitap Kulübü'nün davetiyle imza günü için yola çıkmışlardı. Kitaplar imzalandıktan sonra söyleşi de yapılacaktı.

Orhan Kemal yolda notlar almak üzere üç kitabını yanına almıştı: Bereketli Topraklar Üzerinde, Murtaza ve Cemile. Kurşun kalemiyle ufak kâğıtlara notlar aldı. Oktay Akbal ise Hiroşimalar Olmasın ve Önce Ekmekler Bozuldu kitaplarını yanına almıştı. Akbal, Adana okurlarının entelektüel birikimi bildiği için Orhan Kemal gibi notlar alıyor, yazıyordu.. Büyük Adana Kitap Fuarı’na imza gününe gidiyorlardı. İmzadan sonra bir de okur söyleşisi vardı.

Havaalanında onları Akbal'ın her gün yazı yazdığı gazetenin Adana temsilcisi karşıladı. İki büyük yazarı önce büroda kahve içmeye davet etti. Kahveler içildi. Orhan Kemal ve Akbal çok eski dosttular. “Nereden?” diye soranlara “Babıali yokuşundan” derlerdi. Büroda İstanbul'dan Akbal'ı dinlemek için gelen dost daha vardı. Köşe komşusu Gazeteci-Yazar Ali Sirmen'de oradaydı. Kahveler yudumlandı. Akbal bir ara “Buralar Yaşar’ın Çukurova’sı İnce Memet’in diyarı.” dedi. Orhan Kemal “Canım hemşerim!” dedikten sonra Akbal, “Orhan Kemal Yaşar’ı aratmaz bize.” dedi.

Whatsapp Image 2026 09 18 At 10.04.46 (1)

İmza Günü Söyleşi Oldu

Adana şehri kültürün, sanatın Anadolu’daki merkezi gibiydi o zamanlar. İki yazarın fotoğrafları ve özgeçmişleri şehirde tüm görünür yerlere asılmıştı. Orhan Kemal'in ve Akbal'ın fotoğrafları şehri süslüyordu.İki yazar fuardaki standa geldiğinde İmza günü söyleşiye dönüşmüştü bile.Orhan Kemal, Cemile'yi andı, Murtaza’ya selam söyledi, “Bereketli topraklar üzerindeyiz.” dedi. Oktay Akbal, “Keşke dünya üzerinde savaşlar hiç olmasa.” dedi. “Nedir bu kan, gözyaşı? Hiroşimalar hiç olmasa.” dedi. Atom bombasının atılmasından 25 yıl sonra gittiği Hiroşima’ya dair izlenimlerini notlarından tek tek anlattı. Alkışlar her konuşmadan sonra uzunca sürüyordu. Orhan Kemal, “Bu eski Seyhan’dan yola çıkıp ilerideki çırçır fabrikasına gidersin.” diye başlayıp “Mahallemizdeki komşumuz Cemile ve Murtaza…” diye söze girdiği an bir alkış kopuyordu, uzun süre dinmiyordu. Orhan Kemal ön sıralarda Adana’dan kimi dostlarını görmüş çok sevinmişti. Orhan Kemal, “Kimi zaman hangimiz karşılaşmadık ki Murtazalar ile. Onlar devletin kudretli eli amirlerinden sıkı kurs almıştı.” ya da “Mahalledeki komşumuz Cemile ile…” diye alıntı yapıyordu. Kemal, bu iki romanını sosyal hayatın vazgeçilmezi olarak gördüğü için iki romanını kahraman, olay örgüsü ve mekân olarak aktarıyor; sosyal çıkarımlarda bulunuyordu. Sözlerini “Bereketli topraklar üzerindeyiz.” Cümleleriyle tekrar tekrar aktarıyordu. Oktay Akbal “Önce ekmekler bozuldu.” dedi. “Yalan mı dostlar?” dedi. Salondan topluca “Tuz da koktu.” sesleri yükseldi. Akbal “Durun!” dedi. “2. Dünya Savaşı’nın sürdüğü yıllardı.” dedi ve devam etti. Salondan bir dinleyici “Bugün bile değerini koruyan bir eser. Çok şey öğrendim.” dedi. Akbal, atom bombasının atılmasından 25 yıl sonra gittiği Japonya Hiroşima izlenimlerini Hiroşimalar Olmasın kitabıyla anlatıyor, savaşın toplumlar üzerindeki etkisini aktarıyordu. Herkes hayretler içindeydi. “Ot bile bitmiyor. Ölü bir şehir, herkes hasta.” dedi. “Doğa ve bitki örtüsü yok olmuş, en çok çocuklara üzülüyorum.” dedi.

Daha sonra kürsüye gelen belediye başkanı günün anısına iki yazara Adana’nın portakal çiçeğini hediye etti. “Yaşar Kemal’in bu toplantıya gönderdiği kısa mesajı da aktarayım.” diyerek ekledi. “Üzerimde kalmasın, elçiye zeval olmaz.” dedi. Yaşar Kemal, Aman Orhan Çukurova’da, söz uçmaz.” diyerek adliye koridorlarını hatırlatıyordu. “Çukurova’da olmak isterdim. Anavarza’da... O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler her şeyin olmamışına, pişmemişine, 'piç'ine kaldık dostlar.” dedi. “Karac'oğlan diyarındasınız, Eliflerin ,Sunaların şehrindesiniz. Nazım’ın ‘soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelir’ dediği kadınlarımız... Orhan Kemal'in Cemilesi için hatırlatayım dedim. Kadınlarımıza yapılanları gördükçe içim kan ağlıyor. Dünya binbir çiçekli bir bahçe, hangi çiçek kendisine benzemediği için diğerini istemez.” dedi.

Whatsapp Image 2026 09 18 At 10.04.45

Pavyon Öyküsü

Bir büyük okur topluluğu iki yazarı kapıya kadar uğurladı imza gününden. Ancak Orhan Kemal, eski bir dostun evinde misafir olacağı için Akbal'dan ayrılmıştı.Çünkü o Adanalı herkesin duygularını tercümanıydı her yerde kendine yer bulurdu. Akbal, Cumhuriyet Gazetesi Adana temsilcisi ve kadim dostu Ali Sirmen ile Adana Baraj Mahallesindeki gazetenin bürosuna geldi. Biraz dinlenip sohbet ettikten sonra Akyaka’ya doğru yola çıkmak istediğini söyledi Ali Sirmen ve Akbal. Gazetenin Adana temsilcisi “Olmaz, Adana'ya gelip de pavyona gitmemek olmaz.” dedi. Sirmen ve Akbal, önce mazeretlerini anlatsalar da kendilerini neon ışıkların etrafı aydınlattığı loş ışıklı meşhur bir Adana pavyonunda buldular.

Kapıdan girince, loş ortamda salonun dibine doğru yürürken, üstünde gazeteler yayılı üç dört de kitap bulunan bir masa ilişti gözüme. Başındaki sigarasının külü uzamış, önündeki kitaplardan birine dalmış adam; gürültüyü ve hareketliliği fark edince kafasını kaldırıp Oktay Akbal’a baktı.

- Ooo! dedi, Balzac gelmiş!

Bu sırada biraz ötemizde henüz mihrap yerinde emektar bir konsomatris hanım Oktay Akbal'a bakarak yüksekçe bir tonda seslendi:

- Ooo, şair dostlarımız!

Doğrusu pek üzerinde durmadım. Hatta seslenmenin Oktay Akbal’ın bir kitabının başlığı olduğunu bile fark etmedim.

Dipteki masalardan birine geçtik, oturduk. Biraz önce bize laf atan hanım da yanımızdaki masaya ilişmişti. Arkadaşlar hanımı masaya davet etmemiz gerektiğini, aslında çok entelektüel olduğunu, bütün Oktay Akbal kitaplarını okuduğunu söylediler ama o itiraz etti:

- Ne konuşacağız ki?

Hanım arkadaki masadan ses verdi:

- Öyle demeyin Oktay Bey! İnsan bir ormandır.

Oktay Akbal çaresiz döndü ve kibar bir ifadeyle davet etti:

- Böyle buyurun Hanımefendi!

Neşeyle yanıtladı kadın kendisini:

- Yaşasın edebiyat!

Sonra masamıza geldi, kalktık, yer verdik. Oktay Akbal’ın yanına oturur oturmaz “Biz de eskiden böyle değildik, sonra bozulduk ama önce ekmekler bozuldu.” deyiverdi.

Kadının, her biri Oktay Akbal’ın kitaplarından birinin başlığı olan sözlerini ağzım açık dinliyordum. O, hiçbirimize aldırmıyor; Oktay Akbal’a odaklanmış konuşmasını sürdürüyordu:

- Suçumuz ne biliyor musunuz Oktay Bey? Suçumuz insan olmak!

Artık söze girmek gerekiyordu. Sordum:

- Hanımefendi, eviniz yakınlarda mı, nerede oturuyorsunuz?

Cevap hepimizi neredeyse sandalyeden düşürecekti:

- Garipler Sokağı’nda.

Gerçeği mi yaşıyorduk, yoksa bütün bunlar rüya mıydı? Oktay Akbal da şaşırmıştı. Biraz da şöyle bir yayılmıştı.

Baktım ki Tarzan güç durumda, çimdikler gibi uyardım:

- Oktay Bey, aman dikkat! Sonra yarın Ayla’lar hesap sorar.

Gecenin sonrasını hatırlamıyorum.

Öyküyü anlattığımda kimileri inanmıyorlar. O kadar çok anlattım ki artık ben de gerçekten mi oldu, düş mü kurdum, bilmiyorum.

Ama ne fark eder? Olmamış olsa bile, olabilirdi ya!

Kimi zaman masallar gerçektir diyen büyük yazar Calvino aklıma geliyor. Diyorumki kurmacalarda gerçek herhalde Ali Sirmen Ağabey’den okuduğum pavyon öyküsü gibi…

Whatsapp Image 2026 09 18 At 10.04.46