“Ankara Yazıları” kitabımda ve Hürriyet Ankara ekindeki “Kentimle Başbaşa” köşemde mahalleyi farklı yönleriyle daha önceden anlatmıştım. Cebeci, Ankara'nın başkent olmasıyla Ulus semti ve çevresindeki ilk yerleşim yerleriyle 1930'lu yıllardan itibaren Yenişehir olarak bilinen bölge arasında kalmış bir semttir. Zamanla artan konut ihtiyacı nedeniyle yerleşime açılmıştır.

Yüksekokullar, hastaneler ve devlet kurumları artınca mahallede oturan insan sayısı da artmıştır.Ünlü yazarımız Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara romanında anlattığı bir semttir Cebeci.Kentleşme süreçleriyle ilgili bir araştırma yapılmak istendiğinde ilk incelenen bölgedir. Ankara'yı ikiye ayıran tren yolu Cebeciden geçer.İçinde tren istasyonu bulunan bir semttir. Yüksekokullar, öğrenci evleri, yurtlar, hastaneler ve askeri kurumlar bölgesi olması nedeniyle gündüz nüfusu ve gece nüfusu farklı olan semtlerdendir . Mahalle olma özelliğini de bugüne kadar koruyabilmiştir.Özellikle orta sınıf ve okur-yazar,eğitimli bir insan kaynağına sahiptir Yüksekokulların semtteki varlığı bu bölgenin bir Fakülteler Mahallesi olarak şekillenmesi fikrini önceden gündeme taşımıştır.

Uğruna Şiirler Yazılan

Uğruna şiirler yazılan bir semttir.Cahit külebi, Sezai Karakoç ve Cemal Süreya gibi bir çok şair şiirlerinde semti anlatmış ve tasvir etmişlerdir.Ortak özellikleri Mülkiye mezunu olmaları...Külebi Şiirinde Cebeci köprüsünü tasvir etmiştir. Kimileri sevdalarını” Cebeci tren istasyonunda” dizeleri hep bir sevdayı dile getirmiştir.

Adı Cebeci Ocağı’ndan

Adını, Osmanlı'nın son dönemlerinde bölgede yerleşik olan “Cebeci Ocağı'ndan” alan semt, Osmanlı ve cumhuriyetin ilk döneminide içine alarak 1892 yılında inşa edilen tren yolunun kenarından bulunan az sayıda köy evini mesire yeri olarak kullanılan geniş bir araziyi, tapu kayıtlarına taşımıştır. 1920'li yıllarda Cebecide plansız bir kentleşme süreci başlar. Şehremaneti (Belediye) izinsiz yapılaşmaya müdahale etmek istesede başarılı olamaz. Cebeci, Ankara'nın birçok diğer semti gibi kentin başkent olarak yapılanması için planlanmış bir semttir 1930'lu yılların başında Ankara'nın birçok semti gibi Cebecideki evlerin %92'sinde su yoktur. Bu nedenle birçok memur, bürokrat, milletvekili ve bakan ailelerini Ankara'ya getirememektedir. İşte bu ihtiyacın giderilmesi için devlet eliyle, demiryolu hattının güneyinde bulunan alana, devlet memurları için iki katlı, bahçeli ve modern mimari tarzında tasarlanmış konutlar yapılmasına karar verilir. Bu kapsamda 1927 yılında Şehremanet(Belediye) eliyle Cebecide ve İsmet Paşa semtinde 291 ev inşa edilir.

İki Bölgeyi Bağladı

1930 yılında ise Samanpazarı'ndan Cebeci'ye giden bir asfalt yol açılarak iki bölgenin ulaşım bağlantısı sağlanmıştır. Böylelikle eski ve yeni Ankara'dan fiziki olarak kopuk kalan ama Yenişehir'in bir parçası sayılan Cebeci büyümekte olan kente dahil edilmiştir. 1936 yılına gelindiğinde Cebeci artık konut alanı olarak herkesin bildiği bir yerdir. “Jansen Planı'na” göre Yenişehir'in Çankaya istikameti villalara ayrılırken Cebeci için mütevazı ve az katlı apartmanların yapımı öngörülmüştür.

Semtin Sınırları

Cebeci'nin eski, yeni ve Üçüncü( İlk yerleşimden en son yerleşim bölgeleri olarak adlandırılması) Yeni Ankara'ya (Yenişehir) komşu olması semte özgün bir doku kazandıracaktır. İdari bir birim olarak Cebeci Semti yedi mahalleden oluşuyor. Diğer yandan, Cebeci içindeki mahalleler ile komşu semtlerle olan farklılıkları dolayısıyla sadece “Cebeci “ismini öne çıkarıyor. Başkentin bir parçası olarak düşünülen Cebeci, uzun yıllar “taşra” yerelliği özelliğini de sürdürmüştür. Sonradan İnönü Stadyumu (zamanla Cebeci Stadyumu adını alacaktır.Depreme dayanıklı olmadığı için yıkılacak Millet Bahçesi yapılacaktır.Şimdilerde açılmayı bekliyor. Cebeci çayırı, pikniklerin, mitinglerin, tiyatro ve cambaz kukla gösterilerinin, bisiklet yarışlarının, güreşlerin mekânıdır. Sinemaları ve aile gazinoları da...TRT Sanatçısı Hacer Buluş’un çay bahçesi hep anlatılır. Cebeci’nin hemşehrilik ilişkileri, bahçe tarımı ve hayvancılığın bir ölçüde de olsa sürdürüldüğü yıllar olmuştur.Semt sakinlerinin birbirine lakaplarıyla seslendiği;...Diğer yandan, eğitim seviyesi yüksek sakinleriyle Ankara ile olan toplumsal ve kültürel özelliğini korumuştur.

Başkent Ankara Olunca

Ankara’nın başkent olmasının ardından Cebeci, Cumhuriyet’in önemli kurumlarına ev sahipliği yapmış ve semt bu kurumlarla daha da gelişmiştir. Mülkiye, Tıbbiye ve Harbiye üçlüsü Cebeci’de uzun yıllar komşuluk yapmıştır. Fakülteler, hastaneler, askeri kurumlarla semte gelen öğrenci, bürokrat, memur, asker, hekim, öğretim elemanı ve sanatçılar Cebeci’nin köklü bir semt adını kazanmasında belirleyici olmuşlardır. Harbiye’nin uzantısı olarak görebileceğimiz Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Etlik’teki binasına taşınana kadar Cebeci’deydi. Harita Genel Müdürlüğü, Askeri Dikimevi ve Askerlik Şubesi, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Demirlibahçe), Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Kampüsü (Cebeci Dörtyol), Ankara Dikimevi (Cebeci Dörtyol), Hacettepe Hastanesi (Hamamönü – Kurtuluş) de semtin sınırları dahilinde veya yakınındadır. Bir dönem Süngübayırı Sokak’ta Adli Tıp birimi olduğu, fakat mahalleli cesetlerden rahatsız olduğu için taşındığı da aktarılmaktadır.

Eğitimin Mahallesi Fakülteler

Eğitim seferberliğinin başladığı yıllarda Ankara’da güzel sanatların müzik alanında eğitim verecek bir okul açılması gündeme gelir. Bu amaç doğrultusunda 1924 yılında Musiki Muallim Mektebi kurulur. Fakat Ankara’da ihtiyaçları karşılayacak yeterli bina olmadığından Mektep, 1928 yılında Ernest Egli tarafından tasarlanan yeni binası tamamlanana kadar Cebeci’deki Şakir Ağa Oteli’nde eğitim hayatına devam eder. 1927 yılında mektebe kayıtlı 24’ü kız olmak üzere 71 öğrenci vardır.

Ardından Robert Oerly tarafından tasarlanan ve yapımı 1932 yılında tamamlanan Hıfzıssıhha Okulu gelir. Mülkiye Mektebi ise 1936 yılında tamamlanır ve 1859 yılında İstanbul’da temelleri atılan okul, 500 öğrencisiyle birlikte Ankara’ya taşınmış olur. Bruno

Taut tarafından tasarlanan Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi binasıını da yapan mimar Cebeci Ortaokulu 1938 yılında inşasını bitirir.Mimar Recai Akçay tarafından planlanlanan Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1940 yılında açılmıştır.A.Ü İlahiyat Fakültesi de 1949 ve 1966 yılları arasında bu bina içinde eğitim ve öğretime devam etmiştir.1964’te

Eğitim Fakültesi’nin eğitim hayatına başlamasıyla Cebeci bir fakülteler semti olmuştur artık. Böylelikle Otuzlu yıllarda Jansen’in planında öngörülen ve o dönemde hayata geçirilemeyen “Fakülteler Bölgesi”, yaklaşık kırk yıl sonra Cebeci’nin bir başka ismi olarak ortaya çıkmıştır. Fakülteler Mahallesi Muhtarı Dilek Hanım üç dönemdir seçilen Mahalle’nin Erzincan Kemaliyeli Muhtarı olarak bilinir. Atadan deden Cebecilidir.Mahalle sakinlerini zaman zaman Şair Enver Gökçe’yi anmaya ‘Eğin’ gecelerine de götürür. Cebeci çayırı olarak bilinen yerde yapılan eğlenceler, festivaller hâlâ mahallenin yaşlıları tarafından anlatılır.

Musiki Muallim Mektebi de Var

Yükseköğretim kurumlarının semtle ilişkisi oldukça önemlidir. Öncelikle, sonradan Konservatuvara dönüştürülen Musiki Muallim Mektebi, semte dair anlatılarda önemli bir referans olan "ünlü" simaları semte taşımıştır. Bela Bartok, Zeki Üngör, Ahmet Adnan Saygun, Carl Ebert gibi hocaların yanı sıra, öğrencilikleri sonrası ünlü olan farklı kuşaklardan sanatçılar da Cebecili olmanın farkı anlatılırken semt sakinleri tarafından sıklıkla anılan isimlerdir. Bu konuda bir anı aktarayım

Zuhal Olcay da Hemşehrimiz

Mamak'ta bir park temeli atılıyor, sunucu parkın konserinin açılışını şu anonsla yapıyor:

"Evet şimdi de hemşehrimiz Zuhal Olcay sahnede..." Süre Süre Süreyya...”

“Nereden?” Hemşehrimiz diye sordular... Dönemin Belediye Başkanı Başkanı Selahattin Öcal’dan hemen bir gülümsemeyle “Konservatuvardan” cevabı geldi.Zuhal Olcay da Cebeci Konservatuvarı mezunuydu.

Mezunlar Kapıda Karşılandı

Konservatuvarın başka bir semte taşınmasından sonra binası Mamak Belediyesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Musiki Muallim Mektebi yüzüncü yılı kutlandı.Başkan Veli Gündüz Şahin ve Eşi 147 mezunu kapıda tek tek karşıladı.Selçuk Yöndem, Zuhal

Olcay,Cihan Ünal ,Salih Güney,Sumru Yavrucuk,Tan Sağtürk,Haluk Bilginer dahil Opera ve

Bale’nin unutulmaz isimleri hepsi oradaydı

İnek Bayramı da Var

Ankara Üniversitesi'nin Cebeci Kampüsü de öne çıkar. Siyasal Bilgiler Fakültesinde ( Mülkiye) Her yıl düzenlenen İnek Bayramı, öğrencilerin ve hatta hocaların semtin sokaklarını arşınladıkları ve semt halkıyla yakın temas kurdukları halkın da heyecanla beklediği bir etkinliktir. Eski Cebecili Burhan Altan Hukuk Fakültesi'ne yakın bir gecekonduda yaşayan Ayşe Teyze'nin ineğinin bu şenlikli etkinlik için ödünç alındığını bile anlatır.

Ankara Yazılarında Bile Var

Nahid Sırrı Örik Ankara Yazılarında Ankara Temsilcisi olduğu Son Telgraf'ta 26 Ağustos 1938'de Ankara'nın tarihi semti Cebeci'yi şöyle anlatır:"Ankara'nın istasyon tarafına inen eteklerinden başlar ve yavaş yavaş yükselerek kuş tünemiş gibi çıplak kalesini seyreden tepelerle son bulur. Yine bir tarafına Hukuk Fakültesi yapılacaktır. Musiki Muallim Mektebi'nin binası vardır bir tarafında, Mülkiye Mektebi vardır. Yenişehir'e giden asfalt yolu vardır. Ön Cebeci Yenişehir'e hemen hemen bağlanmıştır. Cebeci böyle büyüyüp şenlenince oldukça iddialı bir ruh dile gelmiştir. Kendisine Ankara'nın yepyeni bir kısmı varmış burası tamamıyla ...

Avrupai bir semtmiş. Nerededir ?Lütfen söyleyin de gelip göreyim diye sorulsa, 'Ha anladım, Yenişehir'i murat ediyorsunuz. İşte o Yenişehir benim cevabını verip yalan söyleyeceğimden korkulabilir. Mülkiye Mektebi'yle Hukuk Fakültesi'nin aşağıdaki asfalta yapılacak yerde değil de yüksek yerlere yapılmayışına şehrin genel siluetine namına esef ettiğimi de kayıttan sonra ilave edeyim ki, bu tepelerin en yüksek noktasına çok sevdiğim bir yer vardır. Ve bu” Abidin Paşa “namındaki vali tarafından sayfiye yeri olarak yaptırılmış eski ve ahşap bir konaktır.Önündeki kemeriye ve çeşmesiyle şimdi biliyorum ama birkaç yıl önce öyle asude ve ferah hali vardı ki, devrinin okumuşlarından münevverlerinden olan bu Vali Paşa’nın arkasından tüfekli jandarmalar koşan arabasıyla neredeyse şehirden döneceğine ve keten gecelik entarisiyle hırkasını giyerek vücudu serin ve rahat kameriyede baş köşeye kurulup büyük memurlar ve eşraftan seçkin kimselerle çok sevdiği Mesnevi veya buna benzer mevzular üzerinde sohbete koyulacağına insanın inanacağı gelirdi. Ankara’nın muhakkak ki en nezih ve güzel noktalarından biri olan bu Cebeci semtinde , belki ileride bir güzel otel, hiç değilse bir gazino ve lokanta yapılacaktır. “ Öyküsü olan merhalle yaşıyor ve yaşatılıyor.Ne mutlu öyküsü olan semtlerde yaşayanlara o kültürü yaşatanlara