‘’Kurtuluş ve Kuruluşu’’ iyi bilmezsek, Geleceği İnşa Edemeyiz.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın İzmir’e geldiği 10 Eylül günü İngilizler, hala Türklerin taarruza kalkması; Yunanları, neredeyse 450 Km.lik bir derinlikte, 14 gün içinde İzmir’den denize dökmesinin şaşkınlığı içindeydi.
O gün Dünya Tarihinin yeniden yazılmaya başlandığı gündü, farkında değillerdi.
Mustafa Kemal Paşa, İngiliz Donanmasını İzmir’den gönderdi. Arkasından Türk Orduları rotasını Çanakkale’ye, Bandırma’ya Bursa’ya doğru kuzeye çevirdi.
Artık sadece şaşkınlık değil, İngilizler korku içindeydiler. Askerlerini, kazasız belasız İstanbul’dan ve Anadolu’dan nasıl evlerine geri getiririz telaşı içindeydiler.
Bir diğer Gelibolu faciasını yaşamak istemiyorlardı.

10 Eylül 1922, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa İzmir’de

Yaveri Salih Bozok’un anılarından

• Mustafa Kemal Paşa Vilayete geldiğinde, Vali, İngiliz konsolosu Sir Harry Lamb’la konuşuyordu. Biz gelince, ayağa kalktı ve konsolosu Paşa’yı taktim etti.
• Paşa, Vali’ye sordu: “Konu nedir?” “Sayın Konsolos, İngiliz tebaası vatandaşlarla Rum ve Ermeni azınlığın güven altında olup olmadığından endişeleniyorlar. Kendilerine güven altında olduğunu bildirdim.” Mustafa Kemâl Paşa’nın “Ee, peki daha ne istiyormuş” deyince,
• Konsolos Türkçe olarak “Tebaamız için Hükümetinizden yazılı teminat istiyorum” der.
• Mustafa Kemâl Paşa, “Ne yani, Yunanlılar zamanında siz, tebaanızı daha emniyette mi görüyordunuz?” Konsolos kasılarak ‘’evet’’ cevabını verince, Mustafa Kemal “O halde buyurun tebaanız ile birlikte Yunanistan’a gidin efendim” diye cevap verir.
• Konsolos, “Yani majestelerinin hükümetine savaş mı açıyorsunuz?” deyince,
• Mustafa Kemâl Paşa sinirlenir ve “Siz kiminle neyi konuştuğunuzu biliyor musunuz? Ben, Millet Meclisinin Başkanı ve Türk Orduları Başkumandanıyım. Savaş açmaya da barış yapmaya da tam yetkiliyim. Peki, siz kimsiniz? Hükümetiniz adına savaş ve barış görüşmelerini yapmaya yetkili misiniz? Böyle bir yetkiniz varsa görüşelim. Yoksa buyurunuz dışarıya, efendim!’’ Diye cevap verir ve konsolos dışarı çıkarılır.

Bir saat sonra, İngiliz Gemilerinin Kumandanı, Amiral Sir Osmond de Beauvoir Brock, aynı konuyla ilgili olarak gelir.

• Amiral, “Çok güç koşullar altında bir savaş kazandınız, sizi asker olarak içtenlikle kutlarım. Çanakkale’deki başarınızın rastlantıya borçlu olmadığınızı kanıtladınız. Büyük bir askerle tanıştığım için memnunum” diyerek övgüler yağdırmaya başlayınca,
• Paşa, “Bunları geçin Amiral. Çok işimiz var. Asıl konuya gelin” der. Amiral bu tavır karşısında bocalayarak “İzmir’de tebaamız ve sizin azınlıklarınız. Ermeniler, Rumlar var. Bu insanların güvende midirler?’’
• Paşa, “Hiç kuşkunuz olmasın Amiral, tebaanız ve azınlıklar Hükümetimizin koruması altındadır. Suç işlemeyenler, kendilerini güvende sayabilirler”.
• Amiral “Peki suç işleyenler?” diye sorunca; Paşa “Suç işleyenler sayın Amiral, muhtemelen ülkenizde olduğu gibi adaletin huzuruna çıkarılır”.
• Amiral “Fakat Paşa Hazretleri, fevkalade günler geçirdik. Yunan ordusundan cesaret alan Rumlar, şımarıklık yapmış olabilir. Bu ruh haliyle Yunan ordusu ile işbirliği yapmış bazı Türklere zor günler geçirtmiş olabilirler. Bunlar, fevkalade günlerin olaylarıdır, bağışlanması, hoş görülmesi gerekir.

• Amiral; ‘’Bu kişiler halkın husumetine bırakılırsa, bütün dünya aleyhinize kıyameti koparır”,
• Mustafa Kemal Paşa; sakinliğini bırakıp “Üstünlük pozunuzu derhal bir yana koyunuz. Tehdit etmekten de vazgeçiniz. İngiltere ve müttefiklerin kıyamet koparıp koparmayacağını düşünmem bile. Bunlar memleketin içişleri ve de sizin bu işlere karışmanıza müsaade etmem. Majestelerinin devleti bizim azınlıklarla uğraşmaktan vazgeçsin.. Kim ki bize saygı beslemez, bizden de saygı beklemeye hakkı olmaz.”
• Amiral, “İngiliz Hükümetinin tebaasını her yerde koruma hakkı devletler hukuku teminatı altındadır. Avrupa devletleriyle birlikte arkaladığımız Rum ve Ermenilerin güven içinde bulundurulmasını sadece rica ettik. Yoksa biz bu güvenliği sağlayacak güçteyiz” ,
• Paşa, gayet sakin bir ses tonuyla, “Arkaladığınız Yunan ordusunun denizde yüzen cesetlerini herhalde görmüş olmalısınız. Ordumuz asayişi sağlamıştır. İzmir limanını donanmanıza kapatıyorum. İsterseniz tebaanızı gemilerinize doldurabilirsiniz. Donanmanızın en kısa zamanda limanı terk etmesini istiyorum”.
• Sert sözler karşısında amiral ne yapacağını şaşırdı: ’’İngiltere’ye savaş mı açıyorsunuz?’’
• ‘’Savaş açmak mı? Siz yoksa Sevr antlaşmasının halen yürürlükte olduğunu mu sanıyorsunuz? Biz onu çoktan yırtıp attık. Karşımda serbestçe oturuşunuzu, sizi konuk saymama borçlusunuz. Fakat nezaketimizi kötüye kullanmanıza müsaade etmem. Şu anda hukuken “barış antlaşması yapmamış iki devletiz. Savaş hukuku yürürlüktedir. Gemilerinizi karasularımızdan çekmenizi size tekrar ve son defa ihtar ediyorum’’
• Bir balmumu heykeline dönen Amiral. Sert adımlarla girdiği Mustafa Kemâl Paşa’nın odasında oturduğu sandalyede küçüldükçe küçüldü ve sonunda kekeleyerek, “Affedersiniz” diyerek geri geri gidip dışarı çıktı.
• İngiliz ve Fransız gemileri birkaç saat sonra da sessizce çekilip gittiler.

HMS Iron Duke,

15 Mayıs 1919 Yunanlar İzmir’e çıkarken oradaydı,
09 Eylül 1922 Yunanlar İzmir'den kaçarken oradaydı,
11 Ekim 1922 Türkleri Ateşkese ikna için Mudanya’daydı,
02 Ekim 1923, İngilizler İstanbul’u terk ederken oradaydı

12 Eylül 1922, Türk Ordusu Çanakkale, Bandırma ve Bursa istikametine Kuzey’e yürümeye başlamıştır. İngilizlerde tehlike çanları çalmaya başladı