Bu gün değerli fikirdaşım Serap Yelkenci’nin kendi deyimiyle “karaladığı” bir yazıyı köşeme taşımak ve sizlerle buluşturmak istiyorum, emeğine sağlık.
Kelime hazneniz kadar düşünüyorsunuz. "Aynen", "Sıkıntı yok", "Hallederiz" üçgenine sıkışmış bir zihinle dünyayı kavrayamazsınız. Konuşurken sürekli "ııı...hani, yani şey..." diye takılıyor, ifadenizi uzunca anlatıyorsanız. zihninizde bir kuraklık var demektir. Bu “KAVRAM ve sözcük kuraklığıdır”.
Bir de şu ucube "Plaza Dili" çıktı. "Focuslanalım", "Confirme edelim", "Meeting set edelim"... Türkçesi varken bu kelimeleri kullanmak, marifet değildir. Kendi diline hakim olamayan, başkasının dilini de yarım yamalak konuşur. Duygularınızı, fikirlerinizi "çok güzel" veya "çok kötü" diye geçiştiremezsiniz. "Muazzam" ile "Müthiş" arasındaki farkı bileceksiniz. "Hüzün" ile "Keder"in aynı şey olmadığını hissedeceksiniz. İnce farkları bilmeyen adam, hayatın inceliklerini de göremez.
Sözlük okuyacaksınız azizim! Roman okur gibi sözlük karıştıracaksınız. Bilmediğiniz her kelime, zihninizde açılan yeni bir penceredir. Bugün kendinize bir yasak koyun. "Aynen" kelimesini sözlüğünüzden bir günlüğüne çıkarın. Bakalım meramınızı anlatmak için beyniniz ne kadar zorlanacak?
Her şey kelimelerde ve ayrıntılarda saklı aslında. Bilimde de kelimeler arttıkça düşünce derinleşiyor. Hayatımıza “elektron” “akım”, “yarıiletken”, “transistör” gibi yeni kavramlar katıldı. Bu kelimeler sadece isim değildi. Her biri, doğayı biraz daha net anlamanın kapısını açıyordu. Akıl-bilim egemen kafa bu yeni kavramların ve terimlerin üzerine kuruldu.
Yani bilimde de durum aynı: Bir şeyi adlandıramazsan, onu net düşünemezsin. Net düşünemezsen, geliştiremezsin. Kavram, kelime arttıkça sadece dil değil, insanın dünyayı değiştirme gücü de artıyor. Dil yalnızca bir iletişim aracı değil; düşünmenin, anlamlandırmanın ve muhakemenin temelidir. Kelime haznesi daraldıkça, düşünce de ister istemez yüzeyselleşiyor.
Özellikle iş dünyasında “kolaycılığa” kaçan kalıpların, ifade zenginliğini törpülediğini hep birlikte gözlemliyoruz. Oysa nüansları ayırt edebilen bir dil; daha sağlıklı kararlar, daha derin analizler ve daha nitelikli iletişim demektir.
Çünkü kelime yalnızca araçtır, derinlik içeriden gelir. Kelime zihni genişletir. Farkındalık insanı. İkisi buluştuğunda gerçek ifade başlar. Kültür, “kaç yabancı kelime bildiğinle değil; kaç duyguyu doğru kelimeyle ifade edebildiğinle ölçülür.”
Sevgili İlber hocam “dil, sadece iletişim aracı değil, düşüncenin evidir” derdi. İnsan dünyayı bildiği kelimeler kadar görür; ayırt edebildiği kavramlar kadar derinleşir. Türkçede “hasret”, “özlem” ve “iştiyak” gibi kelimelerin varlığı, aynı duygunun farklı tonlarını sezebilme imkânı verir; Tanpınar’ın zamanı anlatışıyla Yahya Kemal’in İstanbul’u hissettirişi arasındaki fark da biraz bu kelime hassasiyetinden doğar.
Belki de mesele daha çok konuşmak değil; daha doğru kelimeleri bulmak için biraz daha durmaktır. Çünkü diline özen gösteren, aslında düşüncesine de özen gösterir. Dilinin sınırı, zihninin sınırıdır; kelime hazinen ne kadar darsa dünyayı o kadar sığ algılarsın, Dil, düşüncenin evidir.. kelimeler azaldıkça odalar daralır ufuk içeriye doğru çöker. Her yeni kelime zihinde bir ışık yakar, duygulara isim verildikçe hayatın tonları belirginleşir. İnsan dilin içinde dil ile düşünür, dil düşüncenin kurucu unsurudur, yani ilk önce "düşünüp" sonra konuşmuyoruz, içimizden düşünürken bile yaptığımız şey içimizden konuşmak.
Ama sadece kelimeler ile düşünüyoruz demek de insan için küçültücü bir yaklaşım olur, çünkü çok daha az sayıda olsa da imajlar ile düşünebilen sanatçı ruhlu insanlar da var.
Sistem kurmak için makinelere ihtiyaç duyduk. Makineler 0 ve 1 ile çalışır. Bir süre sonra fark etmeden insanı da bu dile tercüme etmeye başladık. Kararları sadeleştirdik. Duyguları ölçülebilir hale getirdik. Deneyimi veriye, sezgiyi çıktıya, anlamı performansa dönüştürdük. Bir noktadan sonra artık makineyi insan için kuran değil, makinenin çalışabilmesi için insanı makine haline getirmiş bir dünyaya uyandık ve plaza dili diye bir dilimiz oldu. Aslında plaza dili dediğimiz şey makine gibi düşünen insanın dili.