Kürt medyasının günlük gazetesi Yeni Yaşam, DEM Parti’nin “Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü talebi” için İstanbul, Van, Mersin ve Diyarbakır’da düzenlediği mitinglerin haberini “Pişmanlık yok Onur var!” manşetiyle duyurdu.
Manşetin altındaki spotta da “hükümetin, yeni sürece eski yasa zihniyeti ile yaklaşmaması ve barışla pişmanlığı karıştırmaması gerektiği” vurgulanıyordu. Anlaşılan, DEM Parti çevrelerinde, Kürt siyasetçilerde PKK’nın silah bırakmasının ardından eski “Pişmanlık Yasası”na benzer yasal düzenlemeyle yetinilmesi olasılığına tepki var; o da “pişmanlık” sözcüğüne alerji yaratıyor.
Nitekim “Öcalan’ın İmralı Sekretaryası” üyesi Çetin Arkaş da Mersin’deki mitingde “pişmanlık” meselesine tepkisini dile getirdi:
“Dönüp dolaşıp pişmanlık yasasına gelecekseniz, dönüp bize bakın, meydandaki on binlere bakın, bizde pişman olmuş bir hal var mı? Bu meydanda evladım pişman olarak gelsin pişman olsun onu evlat olarak kabul eden var mı?”

Arkaş’ın, Yeni Yaşam’ın manşetiyle örtüşen bu sözleri Cumhuriyet’te, “Çetinkaya saldırısı sorumlularından terörist Arkaş mitingde meydan okudu: Bizde pişman olmuş bir hal var mı?”, Sözcü’de “Katliamcı PKK’lı Çetin Arkaş, Mersin’de konuştu: Bizde pişman olmuş bir hal var mı?”, Takvim’de, “Çetin Arkaş’tan süreci zehirleyen dil” başlıklarıyla yayımlandı. Birçok haber sitesi de benzer şekilde sundu Çetin Arkaş’ın konuşmasını.
Bu haberlerde Çetin Arkaş’ın, 1991’de İstanbul Bakırköy'deki Çetinkaya Mağazası'nın kundaklanarak ikisi çocuk 12 kişinin ölümüne neden olan PKK’lılardan olduğu, bu gerekçeyle 33 yıl cezaevinde kaldığı anımsatılıyordu.
Sözcü ve Cumhuriyet’in haberlerinde barış dili kullanılmıyordu, ama Çetin Arkaş gibi birinin meydana çıkıp, “Bizde pişman olmuş bir hal var mı?” diye konuşmasının ardından o insanların öldürülmesinin anımsatılması da doğal. Zira Çetin Arkaş, bu sözleriyle o terör eyleminden, sivil, masum insanların ölümünden dolayı en ufak bir üzüntü belirtmiyordu. Kendi saflarının mücadelesine, acılarına, beklentilerine ve hedeflerine odaklanırken karşı tarafın, en azından ölen sivil insanların yakınlarıyla empati kuramıyordu.
Barışın dili bu olamaz. Yeni Yaşam da “sadece bir tarafın acı ve korkularına odaklanan” böyle bir dili aynen yayarak barış gazeteciliği yapamaz. Barış gazeteciliği, iki tarafın da acılarına odaklanmayı gerektirir. Ancak bu şekilde duygusal kopuşlar engellenebilir.
Binlerce Türk ve Kürt genci öldü bu “düşük yoğunluklu” savaşta. Medya bütün ölümlere, bütün yaşanmışlıklara empati geliştirilmesine öncü olarak bu acıların geride kalmasına yardımcı olmalı. Her iki tarafın da acılarını dindirmeden ne geçmişle doğru düzgün hesaplaşılabilir ne de yanlışlar açık yüreklilikle itiraf edilip özür dilenebilir.
Elbette Kürt sorunun çözümü, terörün tümüyle sona ermesi ve barışın sağlanması için Kürt medyası gibi Türkiye’de ulusal medyanın tamamının da tek yanlı çatışma dilini değiştirmesi şart.
NATO Zirvesi ve yaprak sarma
Günlerdir, NATO Zirvesi’nin önemini ve de tarihi niteliğini anlatmaktan bıkmayan ulusal medyamız bir yandan da zirveyi sulandırmaktan geri durmadı:
“Trump’ın kızı olduğunu iddia eden Necla Özmer: Babama yaprak sarması hazırladım”
İHA, DHA’nın geçtiği haberler, A Haber, Halk TV, Haber Global, Hürriyet, Karar, Nefes, Sabah, Show TV, Sözcü TV ve Ülke TV’nin de aralarında olduğu onlarca mecrada yayımlandı.
Halbuki, daha önce de yazdım. Ankara’da yaşayan Necla Özmen adlı bu kadının, ABD Başkanı Donald Trump'ın biyolojik kızı olduğu iddiasını doğrulayacak bir kanıtı olmadığı gibi, mantıki açıklaması da yok. Mahkeme de babalık davasını reddetmiş zaten.

Buna rağmen medyanın bu kadını ciddiye alarak haberler yapması, NATO Zirvesi gibi büyük bir organizasyon öncesinde yeniden haberler yapması, tıklanma, beğeni, ilgi peşine düşen gazeteciliğin geldiği aşamayı gösteriyor. Haberciliğin sefaleti artık bu…
“Trump’ın kızıyım” diye ortaya çıkan kadınla bu kadar ilgilenen iktidar medyası, Ankara’da yaşamın askıya alınmasını, yasakları, erişim engellemelerini, gözaltı ve tutuklamaları ise görmezden geliyor. Onun yerine zirvenin önemini, Ankara ekonomisine katkısını anlatıyor; müjde üstüne müjde veriyorlar. Uluslararası medyaya bile konu olmasına rağmen, akreditasyon yasaklarını haberleştirmiyorlar. Oysa iktidar yanlısı Aydınlık, Ulusal Medya, TV NET ve Ersin Çelik (Yeni Şafak) da reddedilenler arasındaydı.
Bu arada bir hatamı düzelteyim. Geçen hafta reddedildiğini yazmıştım, ama yanlış olmuş, Murat Yetkin’in başvurusu onay bekliyormuş, sonunda ona izin verildi. Meslek örgütlerinin tepkileri de sonuç vermiş olsa gerek ki, akredite edilenlerin sayısı biraz arttı.
Fakat Cumhuriyet, İlke TV ve Sözcü TV’nin yanı sıra Doğan Tılıç (İspanyol Haber Ajansı) ret yanıtı aldı. ANKA ve BirGün’ün talepleri hâlâ beklemede. Bu tip zirveleri yıllardır izleyen Duygu Güvenç (Turkey in Depth) ve Deniz Zeyrek’in de (Nefes) reddedilmesi dikkat çekici.
Maalesef medyaya yönelik engellemeler akreditasyon yasaklarıyla kalmadı. Zirve öncesinde T24 Dış Haberler Editörü Buse Söğütlü ve Odatv editörü Ceren Erdoğdu gözaltına alındı. Bir de üstüne vazifeymiş gibi, RTÜK de açıklama yaparak, “ülkemizin uluslararası konumuna yakışır yayın yapılmasını” istedi; “Uzmanlarımız izliyor” diye de tehdit etti.
Belli ki, zirveye ilişkin eleştirel ve sorgulayıcı gazetecilik istenmiyor.
Davutoğlu ve 10 Ekim Gar saldırısı
Medyada pek üzerinde durulmadı, ama Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan ile Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu arasında Türk Tabipleri Birliği’nin kongresinde yaşanan tartışma yakın siyasi tarih açısından önemliydi.
Aslan, Davutoğlu’nun başbakanlığı sırasında Ankara Garı önünde, Suruç’ta ve Diyarbakır'da bombalar patladığını anımsatarak “Buna rağmen çıkıp televizyonlarda 'Oylarımız yükseliyor' diye beyan verdi. Bu olmaz” dedi.
Davutoğlu da yerinden fırlayarak, “O konuşmaya bir bakın. Mülakatın bir bölümünde Gar saldırısını anlatıyorum. Çok sonra gelen bölümde ise seçime giderken anket durumları soruluyor. Ben de anketlerde iyi gittiğimizi söylüyorum. Bu sözler birbirine karıştırılarak yalan üretiliyor.”

Bu tartışmayı görünce ben de arşiv karıştırdım. Davutoğlu, 19 Ekim 2015’te, Başbakan olarak AHaber’e çıkmıştı. Ankara’daki bombalı saldırıdan dokuz gün sonra. Davutoğlu, programda önce Murat Akgün’ün saldırıyla ilgili sorularını yanıtlıyor, sonra da konu anketlere geliyor:
Akgün: Özellikle Ankara’daki saldırının ardından yapılan anket ve sonuçları var mı?
Davutoğlu: Anketler geliyor. Öncesinde, beyanname sonrasında anket yaptık. Şimdi Ankara’da terör saldırısı sonrasında, kamuoyunun nabzını tutuyoruz. Oylarımızda bir yükseliş trendi var.
Akgün: Sonuç geldi mi? Anket var mı?
Davutoğlu: Geldi tabii, var. Ama şimdi birçok anket olduğu için tek tek onları değerlendirmek…
Akgün: Benim kastım saldırıdan sonra.
Davutoğlu: Saldırıdan sonra da yüzde 43-44 bandına doğru bir yükselme trendi devam ediyor bizim oylarımızda.…
Davutoğlu’nun, bombalı saldırıdan hemen sonra oylarının artmasından aynen böyle söz ediyor. Gerçekten de 7 Haziran 2015 seçimlerinin sonuçları tersyüz oldu, AKP 1 Kasım seçimlerinden zaferle çıktı. AKP’nin oylarının artmasında iki seçim arasında patlayan bombaların oluşturduğu karanlık ortamın etkisi büyüktü.
Sözcü ve Turkuvaz Medya’nın ortak sorunu
Tamar Tanrıyar, sosyal medyada yayımladığı videolarla dikkat çeken bir isim. Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel başta olmak üzere birçok CHP’li isme yönelik iddialarda bulundu videolarla. Çoğu da “belaltı”, özel yaşama yönelikti.
Muhatapları, Tamar Tanrıyar’ın iddialarını yalanlıyordu, ama iktidar medyası o günlerde müdahale etmeden izliyordu. Bazen haber de yapıyorlar, kimi gazeteciler de sosyal medyadan takdirlerini belirtiyordu. Fuat Uğur’un, “Cesaret ana” diye tanımladığı Tamar Tanrıyar’ı, Zafer Şahin de Özkan Yalım’ın sevgilisi ile görüntülerini paylaşırken kaynak gösteriyordu.

Tamar Tanrıyar, iktidar medyasından sadece Cem Küçük ile kavgaya girişti. Cem Küçük, kendisinin “Adnan Oktarcı” olduğunu söyleyen Tamar Tanrıyar’a, “Sırf 'mutlak butlana' itirazlarım var diye seni tetikçi olarak kullanıyorlar. Sen git sahibin gelsin” yanıtını verdi.
Hal böyle olunca Tamar Tanrıyar, suçlamalarının boyutunu giderek büyüttü; Halk TV ve Sözcü’nün sahiplerinin milyonlarca dolarlık usulsüz kredi kullandığını öne sürdü. Bu suçlaması da yalanlanınca bu kez iktidar yanlısı Turkuvaz Medya’ya yöneldi. Sözcü’yü dağıtmamasını istedi; "iktidara yakın gibi görünen bazı isimlerin hedefinde Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan olduğunu" öne sürerek Serhat Albayrak’a 1 Temmuz’a kadar süre verdi; tehdit etti açıkça.
Tamar Tanrıyar’a soruşturma açıldı, ifadesi alınıp serbest bırakıldı, ama onun suçlamaları iktidar yanlısı Turkuvaz Medya ile muhalif medyadan Sözcü Grubu’nu aynı safta buluşturdu. Her iki grup da Tamar Tanrıyar’ı aşan “organize bir saldırı”nın hedefi oldukları kanaatinde.
Sözcü, “Sözcü grubuna çökmek için tezgâh” kurulduğu açıklaması ile yetinirken, Sabah yazarı Dilek Güngör, “bir sosyal medya fenomeninin videosu üzerinden grubumuza bilinçli ve programlı saldırı” diye yazdı. Hilal Kaplan, “Tanrıyar kendi başına bir aktör değildir. Bir araçtır, ama bilerek seçilmiş, dikkatle yerleştirilmiş ve zamanı gelince soğukkanlılıkla terk edilmiş bir araç” dedi. Salih Tuna da “uyuyan hücre” olarak nitelendirdi.
CHP’liler söz konusu olduğunda suskun kalan Sabah yazarlarının bu tavrı, çifte standart. Ayrıca Serhat Albayrak kendini savunabilir, avukatları da var…
Tek cümleyle:
- İletişim Başkanlığı, yeni açılan “The Lies of Israel” (İsrail’in Yalanları) adlı sosyal medya hesabı ve sitenin linkini gazetecilerin WhatsApp grubuna göndererek tanıtımına aracılık etti.
- İHA, Habertürk, Sabah ve Yeni Şafak’ın, tutuklanan komedyen Deniz Göktaş’ın babasının “1980’de Çorum’da bir polisin şehit edilmesine karıştığı” haberini, Çorum katliamı davasının avukatlarından olan Sadık Eral, OdaTV’de belgeleriyle yalanladı.
- BirGün, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Korkusuz, Milliyet, Nefes, Sözcü, Posta, Sabah, Odatv, Takvim ve Türkiye, bir e-ticaret platformu sayfasını “reklam” uyarısıyla kullanırken, Aydınlık, Yeni Akit, Yeniçağ, Yeni Şafak ise uyarı koymadan haber sayfası gibi yayımladı.
- Tavır gazetesi, “MİT’ten operasyon haberinde kırmızı bültenle aranırken yakalandığı belirtilen “uluslararası uyuşturucu kaçakçısı”nın adını kodladı, yüzünü de flulaştırdı.
- Cumhuriyet’in, “TTB seçimleri: Mevcut Başkan Azap en yüksek oyu aldı” haberi eksikti; Alpay Azap’ın yüksek oy almasının başkanlığının devamı anlamına gelmediği bilgisi yoktu.
- Gazeteci Bahar Feyzan, bir inşaat şirketinin İstanbul Şişli’deki yeni inşaat projesini, taşıyıcı kolonlarının sağlamlığı, kullanılan betonun kalitesine kadar ayrıntılı olarak anlatarak tanıttı.
- Gazete Oksijen’deki “Yürümeyi nasıl öğrettiysem koşmayı da öğreteceğim kızıma!” başlıklı yazıdaki “doktor hatası” ifadesi tek yanlıydı.
- Cumhuriyet muhabiri Gülnur Saydam, “Çetelerin yeni adresi İstanbul’un gözde semti Göktürk mü?” haberi nedeniyle gözaltına alınıp sorgulandı; çetelerin üzerine gidilmedi.
- Hürriyet’te Zeynep Bilgehan, 100. Gazi Koşusu öncesinde kupayı daha önce dokuz kez kaldıran jokey Mümin Çılgın ile söyleşi yaparak, koşu tarihine ışık tuttu.
ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: [email protected]