Bir çocuğa bazen farkında olmadan çok ağır bir soru sorarız: “Anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı?”
Oysa birçok çocuk bu soruya yüksek sesle söyleyemediği bir cevap verir:
“İkisini de seçebilir miyim?”
Çocuklar taraf olmak istemez. Onlar ait olmak ister.
Son yıllarda ailelerle yaptığım görüşmelerde en sık karşılaştığım sorulardan biri şu:
“Çocuk için hangisi daha zararlı; boşanmak mı, yoksa mutsuz bir evliliği sürdürmek mi?”
Belki de bu soruyu başka bir şekilde sormak gerekir:
Bir çocuk için asıl önemli olan aynı evde yaşamak mı, yoksa kendini güvende hissetmek midir?
Çocuklar yalnızca bir evin içinde büyümezler. Onlar bir ilişkinin içinde büyürler.
Anne ile babanın birbirine nasıl baktığı, nasıl konuştuğu, nasıl sustuğu ve nasıl yeniden bağ kurduğu, çocuğun dünyasında derin izler bırakır.
Birçok anne baba, “Çocukların yanında tartışmıyoruz.” der.
Oysa çocuklar yalnızca kelimeleri duymazlar.
Ses tonlarını duyarlar.
Sessizliği hissederler.
Bakışları okurlar.
Kapıların nasıl kapandığını fark ederler.
Bir evin içindeki görünmez gerginliği çoğu zaman yetişkinlerden önce algılarlar.
Bazen yüksek sesli tartışmaların olduğu evlerde, bazen de hiç konuşulmayan sessiz evlerde çocuk aynı duyguyu yaşayabilir:
Güvensizlik.
Çocuk için en yorucu şeylerden biri belirsizliktir.
“Bugün yine kavga edecekler mi?”
“Ben bir hata mı yaptım?”
“Babam neden gitti?”
“Annem neden üzgün?”
Küçük çocuklar çoğu zaman yaşanan sorunların sorumluluğunu kendi üzerlerine alabilirler.
“Ben daha uslu olsaydım böyle olmazdı.”
“Benim yüzümden kavga ettiler.”
Hiçbir çocuk anne ve babasının yükünü taşımak zorunda değildir.
Çocuklar anne ya da babanın sırdaşı, hakemi veya arabulucusu değildir.
Bir çocuğun en temel ihtiyacı kusursuz ebeveynler değildir.
Onun ihtiyacı; ulaşılabilir, güven veren ve duygusal olarak yanında olan yetişkinlerdir.
Elbette her ilişkide çatışmalar yaşanabilir.
Önemli olan hiç tartışmamak değil, çatışma sonrasında yeniden bağ kurabilmektir.
Çocuk şunu da görmeye ihtiyaç duyar:
“Sorunlar konuşulabilir.”
“İnsanlar özür dileyebilir.”
“Kırılan ilişkiler onarılabilir.”
Bazen aynı evin içinde yıllarca süren çatışmalar çocuğu yorabilir.
Bazen de iki ayrı evde devam eden saygılı bir ebeveynlik çocuğa güven verebilir.
Bu nedenle mesele yalnızca aynı çatı altında yaşamak değildir.
Mesele, çocuğun hangi duygusal iklimin içinde büyüdüğüdür.
Belki bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
Çocuğuma nasıl bir ev bırakıyorum?
Belki daha önemlisi:
Çocuğuma nasıl bir ilişki iklimi bırakıyorum?
Çünkü çocuklar söylenenleri unutabilir.
Ama hissettiklerini uzun yıllar boyunca yanlarında taşırlar.