17 Ağustos 1999’un üzerinden 27 yıl geçti. 27 yıl önce o geceyi ve sonrasında yaşadıklarımı dün gibi anımsıyorum.

Deprem olduğu sırada bir dostumun evinden yeni çıkmıştık, aracın sarsıntısını ön takımlar mı değil mi diye tartışırken deprem olduğunu fark ettik…

İlk işim annemle babamı aramak oldu. Erdek’te sarsıntıyı hissetmişlerdi ve iyilerdi. Sonra Ankara’yı, Başbakan rahmetli Bülent Ecevit’in Özel kalem müdürü Zeynel Yeşilay’ı aradım, “Sarsıtıyı duydum Başbakanlığa geçiyorum, teması kaybetmeyelim” dedi.

Sonra Nasuh’u aradım ulaşamadım, Feridun’u aradım, o da aracına geçiyordu, bir buluşma noktası belirledik, Ataköy’de şimdi dev binaların yükseldiği sahildeki yemyeşil koruluğun içindeki karavan kampında buluşalım dedik ve oraya gittik.

Oradaki bir arkadaşımızın karavanına konuk olduk Feridun gelene kadar. O arada eve gidip sırt çantamı hazırladım. Kuruluşunda görev aldığım CNNTürk daha yayına başlamamıştı. Karavandaki radyo ve minik tv üzerinden haberleri almaya çalışıyorduk. Kimse ne olduğunu bilmiyordu ve iletişim kanalları çökmüştü.

Feridun ile buluşur buluşmaz Valiliğe gittik, Vali Erol Güngör’ün yanına çıktık, rengi bembeyazdı yanında merhum Spor bakanımız ve can dostum Fikret Ünlü vardı… Tanyel gelin gelin diye bizi daha hızlı yürümeye teşvik etti.

Sayın bakanım ne yapalım, nereye gidelim diye geldik dedim, vali beyden önce Fikret Ünlü, sayın valim Avcılar’dan gelen enkaz bilgisi vardı, oraya gitsinler dedi. Vali bey cebinden çıkarttığı adres bilgisini okudu ve oraya doğru eskort eşliğinde yola çıktık. Sabah saat 05’te enkazda ilk çalışmalara başlamıştık.

Yolda giderken CNNTürk Haber Müdürü rahmetli Ahmet Sever’i aradım ve enkaza gittiğimi haber verdim, buraya gel kamera al öyle git deyince “ağabey eskortla cayır cayır enkaza gidiyoruz oraya gelemem, ama Avcılar’da olacağım” dedim. Telefonu lapattıktan sonra muhtemelen kovulurum diye düşündüm, ama tabi ki öyle olmadı. Huzur içinde uyu Ahmet abim…

Avcılar’da 15 mi 17 katlı mı ne sayısını bilmediğim kadar yüksek katlı bir bina enkazında çalışmaya başladık. Devasa bir enkazdı ve her noktasından ayrı ekipler çalışıyorduk. Benim görevim koordinasyondu ve adam yokluğundan bir noktayı da ben yönetiyordum. Her malzemeden birer tane vardı, hilti, oksijen, sedye… İhtiyaç duyulan noktalara gönderiyorduk.

Gazeteci arkadaşlarımın her biri benim enkaza girmemeleri çağrıma büyük saygı gösterdiler ve enkazda kalabalık olmadan çok başarılı bir çalışma yaptık. Yiyecek hiçbir şey yoktu, sabah saatlerinde yandaki binanın altındaki baklavacıya gittim, param yok ama valilik öder diyerek birkaç tepsi baklava alıp arkadaşlara dağıttım. Sağolsun baklavacı tepsileri götürdüğümde ne parası abi dedi… Gün boyu kaç kişiyi kurtardık bilmiyorum ama akşam saatlerinde CNN’den Ken geldi, kanalın uluslararası kurulumların yöneten duayen bir gazeteciydi. Elinde kamerasıyla beni buldu. Birkaç bağlantı yaptık CNN İnternational’a ve durum ile ilgili bilgi verdim.

Derken enkaza gelirken Ahmet Sever ile yaptığımız konuşmayı anlattım… Sanki mesleğime ihanet mi etmiştim; “You did the right” diyerek benim hareketimi onayladı ve sonrasında ne yaptı biliyor musunuz? Elindeki mini kamerayı bana verdi ve bir daha da geri almadı. Gece geç saatlerde enkazdaki çalışmaları ve çevre yıkıntılardaki taramaları yaptıktan sonra kanala gittim. Ken oradaydı, beraber bir yere gidip iki lokma yemek yedik. Depremi, gazeteciliği konuştuk…

Ertesi sabah Nasuh nasıl başardı bilmiyorum ama Akdeniz’in ortasındaki yelkenliden bir şekilde İstanbul’a dönmeyi başarmıştı. Böyle zor zamanların insanlarıyız, bunu biliyorum. Sabah erkenden Avcılar’daki enkazda kısa bir toplantı yaptık. Artık tablo netleşmeye başlamıştı. Biz Yalova’yı aldık, Nasuh Gölcük tarafını aldı. Sonrasında yıkıntılar, kurtarılanlar, kurtarılamayanlar, acılar… Yalova’dan sonra Adapazarı’na kimse gitmemişti, umutlar tükenmişti ama yine de gittik, çok geç kalmıştık…

Herkesi sarstı o deprem, kiminin canını kiminin cananını aldı, hala depremin yarattığı travmanın etkisinde olan insanlar var… Oysa bizi AKUT olarak bekleyen depremler vardı… 6 ay içinde Atina depremi, Düzce depremi, Hindistan ve Tayvan depremlerine müdahale edildi. Bunların kiminde operasyonel olarak yer aldım kiminde de merkezden destek verdim.

Bugün AKUT Türkiye’nin dünya çapındaki en kıymetli sivil toplum örgütü ve öyle olmaya da devam edecek, yeter ki bizlerin açtığı patikadan sapmadan zirveye doğru yürüsünler.