Altın ilk bakışta lüks sembolü gibi görünüyor ama aslında pek çok şeyin göstergesidir.

Altını devletler, başta bankalar olmak üzere özel sektör, bireysel yatırımcılar ve en önemlisi mücevher üreticileri alırlar.

Dolayısıyla bu yukarıdakilerin oluşturduğu talebin toplamı TOPLAM TALEP olarak mikro ekonominin bir kesesini doldurur.

Bir de ARZ kesesi var malum. Burada ülkedeki altınlar iç kaynak ithal edilen altınlar da dış kaynak olarak giriyor. Açıklayalım…

Yastık altı olarak tabir edilen kayıt dışı bireysel altın tasarrufları dönemsel olarak nakit ihtiyacı doğdukça nakite döner ve kuyumcuya satılan altınların büyük bir kısmı hurda altın olarak rafinerilere gider ve külçe altın dönüştürülür. Ülkedeki altın madenlerinden çıkarılan altınlar da madenci ile anlaşma kapsamında ülke içindeki rafinerilerde işlem görüp külçe altın haline geliyorsa bu da iç kaynak olarak piyasadaki yerini alır.

İç kaynakların talebi karşılamadığı yerde dış kaynaklar devreye girer ve altın ithal edilir.

Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek göreve gelir gelmez cari açığa neden olduğunu belirterek altın ithalatını durdrumuş sonra da farklı düzeltmeler yapsa da altın ithalarını sınırlandırmıştı.

Görünen o ki altın ithalatı durdu… Artık altına ihtiyacımız kalmadı.

Elinde yüksek fiyatlı altın tutan bireysel yatırımcılar zaten zararda…

ABD/İsrail-İran savaşı nedeniyle altının istikrarsızlaşması yeni altın talebini de etkiliyor.

Mücevher ihracatı neredeyse durma noktasına gelmişti. Yapılan ihracat da altının ons bazındaki artışı nedeniyle geçtiğimiz senelere göre değer olarak yüksek görünse de aslında miktar olarak ciddi düşüş var. Mücevher ihracatçısı ne yapsın? Çaresiz yıllardır durumu anlatmaya çalışıyor, olmuyor…

Altında dünya fiyatlarının üzerinde kota farkı oluşurken artık kota farkı da yok tam tersine altın dünyadan daha ucuz, arz talep fengesi terse döndü. Vatandaş altını götürüp bozduruyor, nakte dönüyor. Makro ekonomik olarak bakınca bu iyi bir şey, yastık altındaki altınlar ekonomiye dönüyor.

Ama mikro ekonomi başka… Mikro ekonomi Kuyumcukent’in, Kapalıçarşı’nın sokaklarında…

Üretim durunca kaç kişi işsiz kaldı mesela, kaç dükkân, atölye kapandı? Milyarlarca dolar değerindeki bir endüstrinin geldiği yer kimseye gurur veremez.

Bu insanlar ellerindeki sermayeleri ile şu anda dünyanın farklı ülkelerinde ev alıp iş kurup ya da bankaya parasını yatırıp oturum izni ya da vatandaşlık alan diğer insanlar gibi yapabilirlerdi. Hayır yapmadılar. Ülkelerine inandılar, sermayelerini Türkiye’de tuttular, işlerini, yatırımlarını Türkiye’de yaptılar. Onları bu kararlarından dolayı pişman etmemeliyiz. Giden gitti, kalan sağlara sahip çıkmalıyız.

Mücevher sektörü Türkiye için çok değerli bir ithal ikamesi sektörüdür. İthalatı ikame etmeye 80-90’lı yıllarda başlayıp, 2000’li yıllardan sonra ihracat yaparak ülkeye döviz kazandırmış, en değerli ihracata imza atmıştır. Bugün çarşıda borçlarını ödemek, maaşlarını yatırabilmek için ellerindeki altınları satanlar sadece yastık altı yatırımcıları değil; kuyumcular vitrinlerindeki malı zararına satıyorlar ki ödemelerini yapabilsinler.

Gelelim mücevher müşterisine… Yani parası pulu olana, hesaba bakmadan ödeyenlere…

Diyelim ki sevgilisine ya da eşine mücevher almak istiyor birisi, ya da bir kadın kendisini şımartmak istiyor.

Alır uçak biletini, gider İtalya’ya, Dubai’ye; canı nereye isterse…

Kredi kartıyla alışverişini yapar, üstüne de 2-3 gün tatilini yapar ve Türkiye’ye geri döner hem de kar eder.

15 bin dolarlık mücevheri 10 bin dolara alır, 3 bin dolarıyla da tatilini yapar 2 bin dolar da cebinde kalır… Biz de Türkler yurt dışı kredi kartı harcamalarında Türkiye’de kredi kartı harcaması yapan 60 milyondan fazla turistten fazla harcama yaparak herkesi şaşırtır.

Ne yapsalardı sahi?