Yapay zekâ alarmı…
Yapay zekâ konusunda başından beri dikkatli olmaya çalıştım. Yazıya bir anekdot ile başlayayım…
1990’lı yıllardı, Cizre’de Nuh peygamber türbesine gitmiştik otele doğru dönerken Cizre çarşıdan geçerek geliyorduk. Sağlı sollu devasa baraka dükkanlar vardı. İçlerinden malzeme, depolar filan hani vitrinli, aydınlık değil. O nedenle koca deponun arka tarafları derin gölgeli ve sıcaktan ve güneşten korumalı…
Bir de baktım ki diplerde karanlığın içinde iki kişi satranç oynuyor. Emin olmak için şoförden rica ettim, biraz geri geldik, dikkatlice bakınca karanlığın içindeki satranç resmini gördük… Sanırım rahmetli Ersin Çakır ile beraberdik… Hemen çıktık araçtan yanlarına gittik.
Kısa bir sohbet, öğrendik ki satrancı okulda değil kahvede öğrenmişlerdi, zaten ilkokul terk ikisi de… Günümüzde okey oynanan mekanlar, gerçi çok az kaldılar ya, yakındır cafe’lerin yeniden kahveleşmesi…
O sıralarda bilgisayarla insanın satranç karşılaşması vardı ve 2 maçın sonunda beraberlik vardı. Herkes son maçı kim kazanır diye konuşuyordu.
Mikrofonu uzattım, ilki “bilgisayar kazanır” dedi; “neden” diye sorunca “E onun beyni daha büyüktür” diye yanıtladı. Sonra diğerine sordum “Sence kim kazanır” “İnsan kazanır” diye yanıt verince sordum, “Neden” Sorunun yanıtı çok basitti: Bilgisayarı da insan yaptı…
Mantık çok net. İnsan bilgisayarın tanrısıdır. İnsan nasıl kendini yaradana üstünlük kuramazsa bilgisayar da kendisini yaratana üstünlük kuramaz…
1995-96 olması lazım yani 30 yıl öncesinden söz ediyorum. İnsanla kora kor satranç oynayan bilgisayar, adına ister yapay zekâ diyelim ister başka bir şey…
İnsanoğlu 01010001101001 diye kodlayarak zekayı yarattı bir anlamda. Sevgili Serdar Akinan yapay zekâ ile ilgili bir paylaşım yaptı ve bir uzmanın makalesine atıfta bulunarak insan beynindeki hücrelerle bu hücreler arasındaki iletişim kanallarını anlattı. Tek bir beyin hücresinin hiçbir anlamı yok, 85 milyar (dedi yanılmıyorsam) beyin hücresini birbirine bağlayan trilyonlarca iletişim kanalı bu beyin hücrelerinin ortak bir platform yaratmasını sağlıyorlar.
Düşündüğüm pek çok şeyi farklı bir açıdan bakarak aydınlattın, teşekkürler Serdar…
Antik felsefede birey, aile, devlet diye bir modelleme yapılır ve aile, devletin mikro şekli olarak tanımlanır.
Her bir bilgisayar kullanıcısı, içerik üreticisi tek başına sınırlı etki yaratabiliyor. Ancak internet ile birbirine bağlanan makineler, nesnelerin interneti ile bilgisayarın ötesine uzanan network ve bunların tamamından toplanan verilerin dev bir megadata’da toplanması…
8 milyarın üzerinde insan yaşıyor. Bunların 5 milyarı telefon, bilgisayar, tablet, akıllı telefon, akıllı süpürge, akıllı tv, otomobil, iş makineleri, İHA’lar derken; iş, ev, sosyalleştiğimiz yerler de hesaplanınca yüzlerce milyar uç noktası olan bir ağdan (network) söz ediyoruz.
İnsanların tembelliklerinden doğan teknolojik gelişim nükleer enerjide olduğu gibi insanoğlu için yaşamsal tehlike haline gelebiliyor.
Bugün maliyetten kurtulmak için, daha hızlı ama niteliksiz işler yapabilmek için AI ye sarılan ve varsa yoksa AI diyerek canını, malını, işini, dünyasını yapay zekaya teslim edenler ne yaptıklarının farkında mı?
AI sınırlanmalıdır… Yapay Zekâ, sınırlı ağlarda çalışmalı ve onun dışında kesintisiz bu milyarlarca uç noktası olan ağdan bağımsız hale getirilmelidir.
Doğru AI topladığı verileri daha iyi bir dünya için işleyebilir; peki ya kontrolü çok hısrlı bir insanın eline geçerse ve bu kişi AI olanaklarını kendi çıkarları için kullanırsa ne olacak?
Dünya için nükleer savaştan daha önemli bir durumdan söz ediyoruz.
Belki de hayırlısı olur, AI bakacak ki insanoğlu dünya için en büyük düşman, belki de insanoğlunun sağlayamadığı adaleti akıllı makineler sağler.
Ben kendi zekama gücenip onunla iş yapmaya devam edeceğim, elbette AI tarafından bana sunulan olanakları da elimin tersiyle itemem, kullanırım.
Ama bir yere kadar, neticede patron benim…