İoanna Kuçuradi, felsefecilerin hocası, hocaların hocası, felsefe dünyasının tepesindeki isim huzura kavuştu, onu özlememek mümkün değil…

Onunla ilgili kısa bir yazı yazmam gerekiyor. Bu yazı aslında Kuçuradi’den çok ülkemizi, ülkemizdeki değişimi anlatacak.

1980’li yıllardı, 12 Eylül’ün artçı etkileri sürerken ben de Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde üniversite eğitimi görüyordum. Pek çok değerli hocamız vardı ancak pek çok değerli hocamız da 1402’lik olmuş, üniversiteden uzaklaştırılmışlardı.

O zamanlar Aziz Nesin liderliğinde aydınlar bir oluşum denemiş ve Ekin Bilar seminerleri ile üniversiteden dışlanan hocalara eğitim verecekleri ortamı yaratmışlardı. Ben de pek çok değerli hocamızdan Mülkiye sıralarında olmasa da konferanslar alarak onların yokluğunun yaralarını sarmaya çalışmıştım.

Ankara’ya alıştıkça yeni şeyler fark ediyordum.

Bir gün “İoanna Kuçuradi ile felsefe dersleri” diye bir yazı gördüm. Ozalitte çoğaltılan sayfalar direklere, camlara yapıştırılırdı…

Aradım o numarayı…

Kavaklıdere’de bir inşaat firmasının merkez binasıydı.

Aylarca İoanna Kuçuradi’nin derslerine katıldım, gerçek felsefe ile tanıştım. Ama daha da ötesinde onun sabırlı kişiliğine, bilgeliğine ve sadeliğine hayran oldum.

Sesini asla yükseltmeden, adeta şefkatle felsefe konuşuyorduk. O kadar gençtim ki her şeyi bildiğimi sandığım yaşlardı; onunla tartışmayı deniyordum. Asla “Sen de kimsin?” demedi, beni yücelterek heyecanımı hiç kırmadı… Oysa çoğu konuşmam felsefi kavramlara hâkim olmamamdan kaynaklanıyordu.

Neticede o dersler bitti ama bende İoanna Kuçuradi Hoca ve onun felsefeye yaklaşımı hep içimde bir yerlerde kaldı. Elbette bir felsefe üstadı değilim, haddim değil. Ama artık felsefenin çevresindeki herkesi küçük görüp aşağılayan bir şey olmadığını, tam tersine herkese yakın olabilecek bir iletişim fırsatı olduğunu öğrenmiştim.

Sonraki yıllarda bir iki kez karşılaştık ama tabii hoca nereden anımsasın?

Nermin Abadan Unat, Mümtaz Soysal, İoanna Kuçuradi gibi hocalardan toz zerresi kadar bir şeyler öğrenebildiysem ne mutlu bana…

Gelelim yazının sonuna…

Yazının tek bir yerinde geçen tek bir ifade aslında Ankara’daki, Türkiye’deki değişimi özetliyor arkadaşlar.

Kavaklıdere’de şirketinin merkezini, toplantı/konferans odasını İoanna Kuçuradi’nin felsefe derslerine açan firmanın adını anımsamıyorum ama bir inşaat, müteahhitlik firmasıydı. O zamanlar demek ki müteahhitlik firmaları şimdiki gibi mütaitlik yapmıyormuş, diye düşündürdü bana…

Bu arada PR çalışması olarak yapılan göstermelik bazı işleri burada telaffuz etmek ihtiyacı duymuyorum; sağlam elmayla çürük armudu karıştırmak olur bu.

Adını anımsamasam da bu şansı bana veren o müteahhitlik firmasına müteşekkirim.

Umarım Türkiye yine mütaitlik yapanlar değil, gerçek müteahhitlerin Türkiye’yi gerçekten inşa ettiği yıllara geri döner.