39 liraya palamut görünce akın etti millet. Ekonomiyi bilmeyenler başka hikâye okudular, bilenler de vahşi balıkçılığın hediyesi olarak gördüler.
Yunanistan ve Türkiye, iki ülke de ortak denizleri, kültürleri olan ülkeler.
Yunanistan’da balıkçılar belirli kurallarla avlanırlar, ölçüyü kaçırmazla. Dolayısıyla da ülkelerinde belirli bir balık kapasitesini korurlar.
Oysa Türkiye’de kimse kural tanımadığı için öyle bir balıkçılık yapılır ki ne balık kalır ne yuvası…
Trol balıkçılığından söz ediyorum. Deniz diplerini tarayan trol ağları yüzünden yok olan balıkların yaşam, üreme alanlarından.
Neticede hücum edip balıkları alıyoruz da sonucunu düşünüyor muyuz?
Sonuç fiyasko…
Öncelikle denizleri talan eden balıkçılar o kadar sonrasını hesaplamadan vahşi bir şekilde avlandılar ki, talebin çok ama çok üzerinde bir balık arzına neden oldular.
O balıkları istedikleri fiyata satamayınca da ölü balıkları deniz attılar.
Öncelikle bunu yapanlara karşı ne işlem yapıldı bilmiyorum ama en azından 2 yıl bu insanların denize çıkmayı bırakın yüzmeye bile şansı olmaması lazım.
O balıkları o şekilde tutumak nasıl bir kabahat ise onları denize atmak daha da ötesinde bir şey.
Hiç olmadı yoksullara dağıtın, devlete verin yardım kurumlarında, kimsesizler yurtllarındaki çocukların karnı doysun.
Community yani toplum olamayan kalabalıklara özgü bir hareket.
Matematik bilmeden, arz talep nedir bilmeden, yaptıklarının sonucunu düşünmeden hareket edenlerin neden olduğu durumlar bunlar.
Günün sonunda kendileri zarar edecek elbette.
İş bilmezliğin sonuçları ülkemizdeki girişimciliğin de düşmanıdır.
Girişimci, risk alarak yeni bir işi yapmaya cesaret eder. Bir caddede dönerci açar ya da uzakdoğu mutfağı… Etraftakiler dalga geçer velakin bakarlar ki adamın dükkânı iş yapıyor hemen aynı işin kopyasını yanına açıverirler…
İkinci dükkân rekabet edebilmek için daha düşük fiyat politikası uygular. Günün sonunda o caddede o işi yapan o kadar çok işyeri açılır ki ilk ve en kaliteli olan da dahil hepsi zarar eder, batar gider.
Antalya, bence dünyanın en önemli turizm merkezlerinden biri. Ama ne oldu? Önüne gelen otel açtı… Kimine deyin ki kara parasını akladı, kimine deyin ki iş bilmezlik yaptı… Mütaitler turizmci olmaya kalktı, tabii ki çok azı başarılı olabildi.
Asıl zararı gerçek turizmciler gördü.
Şimdi Antalya’da talebin çok üzerinde ve kalite çıtasının çok altında bir yatak kapasitesi var. Bu da doğal olarak uluslararası tur şirketlerine fiyat kırma fırsatı yaratıyor. Kaliteyi değil fiyatı esas alanlar zarara koşuyor. Fiyatı düşük diye otel seçenler günü geliyor mağdur oluyor. Ama asıl sorun Türk ekonomisine oluyor. Firmalar kar edemiyor, zarar ediyor. Kamu maliyesi vergi gelirinden oluyor, insanlar işsiz kalıyor.
Son akım cafe… Önüne gelen cafe açtı, şimdi kapanmalar başladı. Kuyumcuların başı çok ağrıyor. 3 kilo altını olan açıyor bir kuyumcu ve gidip silah ruhsatına başvuruyor. İyi de bu kişi kuyumcu değil ki? Galerici ya da mütait diyelim… Ya da o kadar altını nereden bulduğu belli bile değil.
Bu tarz insanlar hangi sektöre girerse orayı kirletir ne yazık ki… Tanıdığım çok değerli kuyumcular, mücevher firmaları var, kimisi atadan dededen bu işi yapıyor kimisi tırmağıyla kazıya kazıya işini kurmuş. Bu insanlar ile sonradan olma kuyumcuları bir tutmak haksızlık.
Dolayısıyla herkes her işi yapamamalı. Müteahhitlik, madencilik, kuyumculuk, emlakçılık, her ne iş yapacaksa insanlar bir yeterlilikleri olmalı. Burada bence Ticaret Bakanlığı bir çalışma yaparak esasları belirleyebilir.
Dubai’de mesela istediğiniz kadar paranız olsun, devlet size o işle ilgili llisans vermeden o işi yapamıyorsunuz. Lisansı aldınız mı, bankalar başta olmak üzere herkesin nezdinde itibarlı bir şirket olarak işlerinizi yapıyor, kar ediyor, verginizi ödüyorsunuz.
Dolayısıyla palamut gibi denize dökülmek istemiyorsak işimizi doğru yapalım, sadece kendimizi değil sistemi ve paydaşlarımızı da düşünelim. Ben kar edeyim de varsın o zarar etsin, batsın demeyelim…