2008-2009 yılları küresel ekonomik kriz ve ardından Yunanistan’da başlayan kriz olarak anımsıyoruz. Ciddi bir kamu maliyesi krizi yaşandı. Zira 9-10 milyon nüfuslu ülkede 4,5 milyon insan emekli ya da devlet memuru olarak gelirini kamudan alıyordu. Dolayısıyla kamu gelirleri bu giderleri karşılamaya yetmiyordu. Acı reçeteyle, ek vergiler ve maaşlarda indirimlerle sorun geçici olarak çözüldü.
Peki Yunanistan’da ne oldu?
Yunanistan küçük de olsa kendi sanayisi olan bir ülkeydi, AB üyesi olduktan sonra kendi ürettikleri ürünleri, üretim maliyetinin çok altına satmayı teklif eden başta Almanya olmak üzere AB ülkelerinin ürünleri yüzünden sanayi tesisleri tek tek kapandı.
Bana o yıllarda bunları anlatan iş insanı salçayı örnek verdi.
Salça yani domates… Ki domates Yunan mutfağının başrolündedir. Oysa antik Yunan’da domates yoktu, Amerika kıtasının keşfinden sonra 16. yüzyılda domatesle tanıştı dünya. Osmanlı ise 1800’lerde, dolayısıyle Yunanistan…
Yunanlılar salçayı 5 EUR’ya mal ederken Almanlar “3 EUR’ya verelim neden pahalıya üretiyorsunuz” deyince içerideki yüksek üretim maliyetleri yerli sanayiyi vurdu, yok etti. Salça örneği pek çok ürün kategorisi için geçerli. Bugün Yunanistan’da organize sanayi bölgeleri kiralık, Türkiye ile karşılaştırmayalım. Çok iyi bildiğim bazı OSB yöneticileri benden Türk yatırımcı istiyor…
Gelelim Türkiye ile karşılaştırmaya…
2013 sonrasında krizin en sert dönemlerinde Yunanistan’a sık sık gittim, iş adamlarıyla sürekli görüştüm, gelişmeleri gün gün gözlemledim. Krizin kamu maliyesiyle alakalı olduğunu anladım. Mesela kapital kontrol dedikleri bankadan nakit çekme limitinin amacı insanların para harcamasını önlemek değildi, kayıtdışı harcamaları sıfırlamaktı… Hesabında 5 milyon EUR olduğu halde 400 EUR nakitle dolaşanları biliyorum. Türkiye’de ise sadece garsonlara, valelere binlerce lirayı dağıtanları.
Yunanistan ile Türkiye’de yaşananları karşılaştırdığımda o yıllardaki bir yazımda “Bu kriz Türkiye’de çok daha farklı yaşanacak, vatandaş iflas edecek” diye yazmıştım. Ne yazık ki yıllar bunu doğruladı.
Bugün Türkiye’de rantiye kesim sorunsuz yaşıyor. Herbirinin evleri, yazlıkları, Türkiye yetmez yurtdışında gayrimenkulleri var. Türkiye’den ABD, Yunanistan, İngiltere, Portekiz başta olmak üzere Türkiye dışı gayrimenkul alımlarına akan para trilyon dolara ulaşmış mıdır bilmiyorum ama ulaşmışsa şaşırmam.
NEDEN?
Bu insanlar neden Türkiye değil de yurtdışından ev alıyor, iş kuruyor?
İş kursa kar edemeyecek, mülk alsa rahat edemeyecek…
Türkiye’yi yönetenlerin gerçek sorunları tespit edip çözmesi gerekiyor.
Ama onlar fonlar, ihaleler, garantili ödemeler ile o kadar meşgul ki gerçek sorunlara dair en ufak fikirleri bile yok.
Gemi battı batacak, her şey yolunda açıklamalarıyla sorun çözdüklerini sanıyorlar.
Hayır, hiçbir şey yolunda değil.
İtalya Başbakanı Meloni daha yeni açıklama yaptı.
Banka ve finans kuruluşlarına ek vergi koyan Meloni, konut kiralarında da belli koşullarda evini kiraya verenlerden yüzde 1 vergi alınacağını açıkladı.
Bakın ülkeler sermaye çekmek için olmadık cambazlıklar yaparken biz ne yapıyoruz?
Vatandaş iflas ederken başta kamu bankaları olmak üzere bankalar kar rekorları kırıyor. Vatandaşa vergi yükü binerken bankalara ek vergiler konmuyor.
Türkiye ekonomisinin yapısal sorunları var, yapısal reformlar yapılmalı, yapılmıyor.
Her ne olursa olsun yatırım yapan, istihdam eden, ihracat yapan firmaların kar etmesi gerekiyor. Müteahhitlik önemli ama sadece inşaata yapılan yatırımın sonuçlarını gördük. Boş evler değer kazanmayı bekliyor, seyretmeyelim. İnşaatı tamamlanan evlerin belirli bir süre içinde satış ya da kiralama yoluyla ekonomiye kazandırılmaması halinde kamu eliyle belirlenecek rakamlarla kiraya verelim.
Bakın nasıl dengeleniyor durum, sorunları çözeriz; yeter ki bir yerden başlayalım…