Mülkiye’deki ilk senemizdi. Uluslararası ve Kamu yönetimi bölümlerinin beraber gördüğü Siyaset Bilimine Giriş dersinde hocamız Bülent Daver bizleri aslında okuldaki ve siyasetteki geleceğimize hazırlıyordu.
Kimler yoktu ki o sınıfta… İçlerinden biri de eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’ydu. Büyükelçiler, valiler çıktı sınıfımızdan.
O zamanların en önemli olayı Lübnan’daki içi savaştı. Aslında iç savaş derken yıllar sonra anladık ki çıkarılmış bir iç savaştı, sonraları benzeri senaryo Suriye’de de oynandı.
Bomba yüklü bir kamyon ABD deniz piyadelerinin karargahına dalmış yüzlerce ABD deniz komandosu ölmüştü.
Hoca bunu kim yaptı? diye sordu. Her birimiz kendi içinde mantıklı gerekçelerle ABD’den İsrail’e, İran’dan Rusya’ya kadar olası tüm şüphelileri sıralıyorduk.
Kırmızı bir yeleğim vardı. Rahmetli Bülent Hocamızın gözlerinde ciddi bir sorun vardı ve gözleriyle baktığı yer ile eliyle gösterdiği farklı olduğu için birden fazla kişi kalkıyordu kimi zaman… “Kırmızı yelekli sen” dedi. Ayağa kalktım ve “Hocam bence kimin yaptığı önemli değil, kimin yaptırdığına bakmak lazım” dedim.
Budur dedi hoca… Kimin yaptığına bakmaya gerek yok, bizi ilgilendiren o işi yapanın arkasındakiler… Polisler yakalar kim yaptıysa ama siyasetçi yapanla değil yaptıranla ilgilenmelidir.
Gelelim bugüne…
Sayın Adalet Bakanı çok değerli soruşturmalara imza atıyor. Öncelikle altını çizelim.
Faili meçhul kalmış cinayetlerin aydınlanması gidenleri geri getirmez ama en azından geride kalanların kafasındaki soru işaretlerini giderir, boşlukları doldurur. Bu ülkenin istihbarat örgütleri, içişleri bakanlığı gibi kurumları da bu soruşturmalarda gerekeni yaparsa ilk aşamada cinayetlerin faili meçhul kalmayacak.
Ancak asıl önemli nokta, bu faillerin arlasındakilerdir.
Türkiye’nin yakın geçmişinde Uğur Mumcu dahil ülkemizin çok değerli aydınlarının, Adnan Kahveci, Recep Yazıcıoğlu gibi çok değerli siyaset adamlarının ve Turgut Özal gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanının ölmesi/öldürülmesi üzerindeki soru işaretleri de Kaşif Kozinoğlu vakasında olduğu gibi aydınlatılmalıdır.
Yeter mi?
Elbette yetmez…
Mehmet Ali Ağca örneği ortada… Abdi İpekçi’yi öldürdükten sonra yakalandı ve cezaevine kondu; onu kullanan güçler böyle bir teröristin cezaevinden kaçmasını da hesaplayacak kadar etkili ve güçlüydüler… Sonrasında adam gidip Papa’yı vurdu…
Abdi İpekçi ve Papa suikastinin arkasındaki güçleri aydınlanmadığı sürece Mehmet Ali Ağca sadece gerçekleri örten bir maske olarak kalır.
Tarihteki ilk suikast örgütü Hasan Sabbah ve fedaileriydi. Zamanla kiralık katiller olarak insan öldürmeye başladılar. Onların en korkutan tarafı, cinayetlerini en kalabalık yerlerde gerçekleştirmeleri, katillerin kaçmayarak kalabalık tarafından feci şekilde linç edilmeyi beklemeleriydi. Ölümden korkmayan fedailer ölümün kendisinden bile daha korkutucuydu…
11 Eylül saldırıları yaşandıktan sonra herkes El kaide’yi suçladı; Usame Bin Ladin baş suçlu olarak yakalandığı ve cesedinin okyanusa atıldığı açıklandı; kimbilir?
Akabinde ABD’nin düzenlediği askeri operasyonlar, 11 Eylül’ün göründüğünden farklı bir organizasyon olduğuna dair şüpheleri güçlendiriyor. Özellikle İsrail’in günümüzde kazandığı mevziler ve Ortadoğu’da gelinen nokta 25 yılda nereden nereye geldiğimizi gösteriyor.
Dolayısıyla suçu işleyenleri bulmak önemlidir ve değerlidir ama asıl arkalarındaki azmettiriciyi bulmak gerekiyor. Onları bulmadığımız sürece onların amacına hizmet etmiş oluruz sadece.