Tekke ve zaviyelerin kapatılması diye yazınca Google şöyle bir özet veriyor: “30 Kasım 1925 tarihli ve 677 sayılı kanunla gerçekleşti. Bu kanunla tarikat faaliyetleri yasaklandı, türbeler kapatıldı, şeyhlik, dervişlik ve müritlik gibi unvanlar kaldırılarak toplumsal alanda laik ve çağdaş bir düzen hedeflendi.”
Üzerinden yıllar geçtikçe Mustafa Kemal Atatürk’ün kıymetini daha iyi anlıyoruz.
Atatürk öncelikle inançlı biriydi, bunu zaten bilenler biliyor. Türk halkının dinini anlaması ve öğrenmesi için ibadeti ve Kur’an-ı Kerim’i Türkçeleştirdi. Kısa süreli bir aydınlanma bile fazla geldi Türkiye üzerine planlar yaparken dini ve milliyetçiliği istismar etmek isteyen güçlere…
Atatürk 1925 yılında Tekke ve zaviyeleri kapattı kapatmasına da gizliden gizliye süren tarikat oyunları onun vefatının ardından daha güçlenmeye başladı ve siyasetçilerin oy alma umuduyla kullandığı araçlar haline geldi.
Nurcular, FETÖ’cüler, Menzilciler, Süleymancılar, say say bitmiyor.
Bana sorarsanız, inancın renkleri olarak tasavvuf sınırları içinde kaldıkları sürece saygı duyarım.
Ancak her seferinde yeni bilgiler çıkıyor, Türkiye’deki tarikat meselesi inançla, kültürle, tasavvufla zerrece alakasız. FETÖ dosyasında bilinmeyenler ayrı ama bilinenler bile yeterli değil mi?
Bugün tarikatlar, en karlı sektör olarak vatandaşın parasına puluna talip olmuştur.
Tek kuruş yatırım yapılmaz mesela, fabrikalar, üretim yapan tesisler kurulmaz. Okullar, hastaneler, şirketler hep tarikatın finansmanında kullanılır.
Tarikat üyelerinden toplanan paralar FETÖ örneğindeki gibi bazı üyelere verilir ve iş yapmaları desteklenip bir tür haraç ya da tefecilik misali himmet paraları toplanır.
FETÖ ekonomisinin büyüklüğünü hala bilmiyoruz.
Hükümete karşı oldukları için operasyon yapıldığını iddia eden Süleymancıların da kasalarından 200 kilo altın ve miktarını bilmediği tomar tomar dolarlar, EURO’lar çıkıyor. Bu adamların nasıl bir ekonomik faaliyet göstererek bu paraları kasaladıklarını bilmiyorum. Bu kadar para kazananların ne kadar vergi ödediklerini mesela yine bilmiyorum. Bu paraların YASTIK ALTI olarak ekonomiye ne yararı var onu da bilmiyorum.
Bilmediğim bir başka şey daha var…
Diğer tarikatlarde durum nedir?
Kimbilir ülkemizde yaşayan insanlar yoksulluk çekerken, emekliler, emekçiler açlık sınırının altında gelirle akayta durmaya çalışırken bu din bezirganları paraya para demiyor…
Burada siyasetçilere büyük sorumluluk düşüyor. Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in mesajı umut verici… “İnanç ve dini değerler, hiçbir şekilde suç faaliyetlerinin aracı veya kalkanı haline getirilemez" diyerek hükümetin yaklaşımını özetleyen Sayın Gürlek, umarım bu sözlerin ifade ettiği icraat ile Türkiye’nin en önemli sorununun çözümüne katkıda bulunur.
Her türlü düşünce ve inanç toplulukları ülkemizin zenginliği olabilir, bunun sınırı da bu tarz yapıların adına ister mason diyelim ister tarikat, kendi çıkarlarını toplumun çıkarının üzerinde tutmamalarıdır. Düşün ve inanç dünyamıza katkı sağladıkları ve ticaret ve siyasete karışmadıkları sürece bu tasavvufi inanç ya da düşünce topluluklarına karşı yasaklamacı olmamayı kabul edebilirim. Ama insanların açgözlülüğünün bu sınırda durmayacağını bildiğimden Atatürk’ün 101 yıl önce attığı adımı desteklemeye devam edeceğim.