2005 yılında İngiltere’de 37 yaşındaki Elaine Bromiley, rutin bir sinüs ameliyatı için hastaneye girdi. Anestezi sırasında solunum yolu açılamadı ve kandaki oksijen düzeyi tehlikeli biçimde düştü. Ameliyathanede deneyimli hekimler, gerekli ekipman ve bilgili bir sağlık ekibi bulunuyordu.
Hemşirelerden biri acil solunum yolu açılması için gereken malzemeyi getirmiş, bir diğeri yoğun bakım yatağını hazırlamıştı. Ancak ekip ortak bir karar veremedi; zamanın hızla geçtiği fark edilemedi ve hiyerarşinin alt basamaklarından gelen uyarılar etkili biçimde dinlenmedi. Ağır oksijensizliğe bağlı beyin hasarı gelişen Elaine Bromiley, 13 gün sonra yaşamını kaybetti.
Bu trajik olayda eksik olan tıbbi bilgi, deneyim ya da teknoloji değildi. Eksik olan; açık iletişim, ekip çalışması, sorumluluk alabilen bir liderlik ve herkesin güvenle konuşabildiği profesyonel bir çalışma ortamıydı. Elaine o ameliyathaneye yalnızca tedavi edilmesi gereken bir hastalıkla girmemiş; yaşamını, güvenini ve geleceğini sağlık ekibine emanet etmişti. Onun hikâyesi, tıbbın neden yalnızca doğru tanı koymak ve uygun tedaviyi uygulamaktan ibaret olmadığını çarpıcı biçimde göstermektedir.
İşte “tıpta profesyonellik” dediğimiz kavram tam da burada başlar.
Bir hasta hastanenin kapısından içeri girdiğinde yalnızca hastalığını getirmez. Korkusunu, kaygısını, mahremiyetini, ailesini ve geleceğe ilişkin umutlarını da beraberinde getirir. Karşısındaki hekime yalnızca bedenini değil, kimi zaman yaşamının en kırılgan anını emanet eder. Bu nedenle tıp, yalnızca doğru tanı koyma ve uygun tedaviyi seçme işi değildir. Tıp; bilimsel bilgi kadar güven, sorumluluk, vicdan ve insan onuruna saygı gerektirir.
İyi Hekimlik Bilmekten Fazlasıdır!
Profesyonellik, çoğu zaman ciddi görünmek, duygularını belli etmemek, beyaz önlüğü kusursuz taşımak ya da unvan sahibi olmak gibi algılanır. Oysa gerçek profesyonellik, kimsenin görmediği anda da doğru olanı yapabilmektir. Hastanın sözünü kesmeden dinlemek, anlayabileceği bir dille bilgi vermek, mahremiyetini korumak, ayrımcılık yapmamak ve kendi bilgi sınırlarını fark edebilmek profesyonelliğin temelidir.
Bazen en profesyonel cümle, “Bilmiyorum ama araştıracağım” ya da “Bu konuda başka bir meslektaşımın görüşünü almalıyım” demektir. Çünkü iyi hekimlik, her şeyi biliyormuş gibi davranmak değil; bilginin sınırlarını dürüstçe kabul ederek hasta için en doğru yolu aramaktır.
Profesyonellik, yapılan bir hatayı saklamak yerine açıklayabilmeyi de gerektirir. Tıpta bütün dikkat ve özene rağmen istenmeyen sonuçlar yaşanabilir. Böyle bir durumda hastaya ve ailesine karşı açık olmak, sorumluluk almak, özür dilemek ve benzer bir olayın tekrarını önleyecek düzenlemeleri yapmak hem mesleki hem de etik bir yükümlülüktür. Hata karşısında sessizlik kurumu koruyor gibi görünse de gerçekte güveni aşındırır. Oysa dürüstlük, sarsılan güveni yeniden kurabilmenin ilk adımıdır.
Etik, tıbbın dışarıdan eklenmiş süslü bir kavramı değildir; tıbbi kararların kalbidir. Hangi tedavinin uygulanacağı, hastaya ne kadar bilgi verileceği, yaşamın sonunda nasıl bir bakım sunulacağı, sınırlı imkânlardan kimin önce yararlanacağı gibi her kararın etik bir yönü vardır.
Hasta kendi bedeni ve yaşamı hakkında karar verme hakkına sahiptir. Hekimin görevi, hastanın yerine karar vermek değil; ona seçenekleri, yararları ve riskleri anlaşılır biçimde anlatarak özgür ve bilinçli bir karar vermesini sağlamaktır. “Ben doktorum, en iyisini ben bilirim” anlayışının yerini, “Bilgimi sizin değerleriniz ve tercihlerinizle birlikte değerlendirelim” yaklaşımı almalıdır.
Adalet de profesyonelliğin vazgeçilmez bir boyutudur. Hastanın ekonomik durumu, toplumsal konumu, cinsiyeti, yaşı, etnik kökeni, inancı ya da yaşam tarzı sunulan sağlık hizmetinin niteliğini değiştirmemelidir. Hekim, kapısından giren herkese eşit insanlık değeriyle yaklaşmalıdır. Çünkü sağlık hizmeti bir ayrıcalık değil, temel bir insan hakkıdır.
Liderlik yalnızca yöneticilik değildir
Tıpta liderlik denildiğinde çoğumuzun aklına başhekimler, bölüm başkanları ya da hastane yöneticileri gelir. Oysa liderlik yalnızca bir makam değildir. Liderlik; zor bir anda sorumluluk alabilmek, ekibi ortak bir amaç etrafında buluşturmak, farklı görüşleri dinlemek ve gerektiğinde yanlış bir uygulamaya itiraz edebilmektir.
Bir ameliyathanede, acil serviste ya da yoğun bakımda liderlik bazen yüksek sesle emir vermek değil, herkesin konuşabilmesini sağlamaktır. Genç bir hemşirenin ya da asistan hekimin fark ettiği riski korkmadan dile getirebildiği ekipler daha güvenlidir. Çünkü sağlık hizmetinde sessizlik her zaman uyum anlamına gelmez; bazen korkunun göstergesidir.
Gerçek lider, kendisine itiraz edilmesini tehdit olarak görmez. Ekip üyelerinin düşüncelerini dinler, başarıyı paylaşır, hatanın sorumluluğunu üstlenir. İnsanları korkutarak değil, güven vererek yönetir. Etik liderlik, gücü başkaları üzerinde baskı kurmak için değil, hastayı ve çalışanları korumak için kullanmaktır.
Sağlık çalışanlarından sürekli fedakârlık ve kahramanlık beklemek de doğru değildir. Uykusuz, tükenmiş ve sürekli baskı altında çalışan bir hekimin ya da hemşirenin hata yapma riski artar. Bu nedenle çalışanların iyi oluşunu korumak yalnızca kişisel bir mesele değil, hasta güvenliğinin de gereğidir. Etik bir sağlık sistemi, tükenmişliği bireyin zayıflığı olarak görmez; çalışma koşullarını, nöbetleri, personel yetersizliğini ve kurum kültürünü sorgular.
Kadınlar tıpta var; peki karar masalarında?
Bugün tıp fakültelerinde ve sağlık hizmetinin birçok alanında kadınların sayısı giderek artıyor. Ancak bölüm başkanlığı, hastane yöneticiliği, akademik üst yönetim ve karar mekanizmalarına bakıldığında aynı eşitliği görmek her zaman mümkün olmuyor.
Kadın liderliğini savunmak, kadınların doğuştan daha şefkatli, daha uzlaşmacı ya da daha etik olduğunu ileri sürmek değildir. Böyle bir yaklaşım, kadınları başka bir kalıbın içine yerleştirir. Asıl mesele; yetkin kadınların önündeki görünmez engelleri kaldırmak, fırsatları adil biçimde dağıtmak ve karar masalarında toplumun bütün kesimlerinin temsil edilmesini sağlamaktır.
Kadınlar meslek yaşamlarında çoğu zaman iki farklı ölçüyle değerlendiriliyor. Kararlı bir kadın “sert”, aynı tutumu gösteren erkek ise “güçlü lider” olarak nitelendirilebiliyor. Kadınlardan hem kusursuz bir meslek insanı hem de bütün bakım sorumluluklarını sessizce üstlenen kişi olmaları bekleniyor. Annelik ve aile sorumlulukları kariyerin önünde bir eksiklik gibi gösterilebiliyor. Toplantıların düzenlenmesi, öğrencilerin sorunlarının dinlenmesi ve kurum içindeki duygusal yükün taşınması gibi görünmeyen işler de çoğu zaman kadınlara bırakılıyor; ancak akademik yükseltmelerde bu emek dikkate alınmıyor.
Bu durum yalnızca kadınların kişisel sorunu değildir; açık bir adalet ve etik sorunudur.
Etik bir kurum; görev dağılımını, yükseltme ölçütlerini ve yönetici seçimlerini şeffaflaştırır. Kadınlara yalnızca öğüt veren değil, onların önünü açan mentorluk ve destek mekanizmaları kurar. Eşit işe eşit ücret, güvenli çalışma ortamı, taciz ve mobbinge karşı etkili koruma, gebelik ve ebeveynlik süreçlerinin cezalandırılmaması kurumsal profesyonelliğin göstergeleridir.
Kadınların liderlikte daha fazla yer alması, sağlık hizmetinin sorunlarına farklı deneyimlerin de taşınmasını sağlar. Ancak amaç kadınların erkeklerin kurduğu yönetim modeline uyum göstermesi değildir. Amaç; gücün paylaşıldığı, farklı seslerin duyulduğu, şeffaf ve insan odaklı yeni bir liderlik kültürü oluşturmaktır.
Hastanın aradığı şey güvenilir bir insandır
Bir hasta için hekimin diploması ve bilimsel yeterliliği elbette önemlidir. Ancak hasta aynı zamanda şu soruların cevabını da arar:
“Beni gerçekten dinleyecek mi?”
“Anlayacağım biçimde açıklama yapacak mı?”
“Mahremiyetimi koruyacak mı?”
“Param, konumum ya da kimliğim nedeniyle bana farklı davranacak mı?”
“Bir hata olduğunda gerçeği söyleyecek mi?”
Tıpta profesyonellik, bu sorulara güven veren yanıtlar sunabilmektir. Liderlik ise bu güvenin yalnızca tek tek hekimlerin iyi niyetine bırakılmadığı; bütün kurumun işleyişine yerleştirildiği bir ortam yaratmaktır.
Bugün tıp, yapay zekâdan robotik cerrahiye, genetik uygulamalardan uzaktan sağlık hizmetlerine kadar büyük bir hızla değişiyor. Ancak teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, tıbbın temel sorusu değişmeyecektir: “Yapabiliyor muyuz?” sorusunun yanında mutlaka “Yapmalı mıyız, kimin yararına ve hangi değerler pahasına?” soruları da sorulmalıdır.
Bilgi hekime güç verir; etik ise bu gücün sınırlarını gösterir. Liderlik, gücü doğru yönde kullanma sorumluluğudur. Profesyonellik de bu sorumluluğu her gün, her hasta ve her karar karşısında yeniden taşıyabilmektir.
Tıbbın geleceği yalnızca en çok bilenlerin değil; bilgisini insan onurunu koruyarak kullanan, adaletten ayrılmayan ve başkalarına güvenli bir yol açabilen kadın ve erkek liderlerin ellerinde yükselecektir.