İnsanlık tarihi boyunca iletişim kurmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Bir tuşla dünyanın öbür ucundaki insanlara ulaşabiliyor, görüntülü konuşabiliyor, saniyeler içinde haberleşebiliyoruz. Buna rağmen çağımızın en büyük paradokslarından biriyle karşı karşıyayız: İnsanlar birbirine hiç olmadığı kadar bağlı görünürken, hiç olmadığı kadar yalnız hissediyor.

Dünya giderek dijitalleşirken yalnızlık da sessiz bir salgın gibi yayılıyor. Özellikle yaşlılar, gençler ve büyük şehirlerde yaşayan bireyler arasında yalnızlık duygusu her geçen gün daha fazla hissediliyor. Oysa yalnızlık yalnızca bir duygu değildir; fiziksel ve ruhsal sağlığı etkileyen önemli bir risk faktörüdür. Uzun süreli yalnızlığın depresyon, anksiyete, uyku bozuklukları, kalp-damar hastalıkları ve erken ölüm riskini artırdığı bilimsel olarak ortaya konulmuştur.

Sosyal medya platformlarında yüzlerce arkadaşımız olabilir; ancak zor bir günümüzde kapısını çalabileceğimiz kaç gerçek dostumuz vardır? Binlerce takipçimiz olabilir; fakat gözlerimizin içine bakarak bizi gerçekten anlayan kaç insan hayatımızda yer almaktadır?

Teknoloji iletişimi hızlandırdı, ancak insan ilişkilerinin derinliğini aynı ölçüde güçlendiremedi. Aynı evde yaşayan aile bireylerinin bile bazen birbirleriyle konuşmak yerine telefon ekranlarına baktığı bir dönemdeyiz. Sofralarda sohbetler azalıyor, ortak yaşam deneyimleri yerini bireysel ekran zamanlarına bırakıyor.

Yıllarca kadın çalışmaları, aile yapısı, toplumsal dayanışma ve insan ilişkileri üzerine çalışan bir akademisyen; Gazi Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin (GÜKÇAM) kurucu müdürü olarak gözlemlediğim önemli gerçeklerden biri şudur: Güçlü toplumların temelinde güçlü aileler vardır.

Aile yalnızca aynı çatı altında yaşayan insanların oluşturduğu bir birliktelik değildir. Aile; bireyin ilk değerleri öğrendiği, sevgiyi tanıdığı, güven duygusunu geliştirdiği, dayanışmayı ve sorumluluğu deneyimlediği en önemli sosyal kurumdur. Çocukların kişilik gelişiminde, gençlerin kimlik oluşturma süreçlerinde ve yaşlıların yaşam kalitesinde ailenin rolü tartışılmazdır.

Bugün yaşadığımız yalnızlık sorununun önemli nedenlerinden biri de aile içi iletişimin zayıflamasıdır. Birlikte geçirilen zamanın azalması, kuşaklar arasındaki bağların zayıflaması ve bireyselleşmenin aşırı biçimde öne çıkması, insanları görünmez duvarlarla birbirinden uzaklaştırmaktadır.

Özellikle yaşlılarımız açısından durum daha da dikkat çekicidir. Bir zamanlar üç kuşağın aynı evde yaşadığı toplumumuzda bugün birçok yaşlı birey yalnız yaşamaktadır. Oysa yaşlılarımız yalnızca bakım bekleyen kişiler değildir; onlar toplumun hafızası, kültürel mirasın taşıyıcıları ve yaşam deneyimlerinin en değerli kaynaklarıdır.

Tıp etiği açısından da insan yalnızca biyolojik bir varlık değildir. İnsan; ilişkileri, duyguları, değerleri ve yaşam öyküsüyle bütündür. Bu nedenle yalnızlıkla mücadele yalnızca psikolojik bir mesele değil; aynı zamanda sosyal, kültürel ve etik bir sorumluluktur.

Belki de bugün yeniden hatırlamamız gereken şey, teknolojiyi reddetmek değil; insanı merkeze almaktır. Daha fazla takipçiye değil daha fazla dostluğa, daha fazla ekrana değil daha fazla göz teması kurmaya, daha fazla sanal etkileşime değil daha fazla insani yakınlığa ihtiyacımız var.

Çünkü insanı iyileştiren yalnızca ilaçlar değildir. Bazen bir aile sofrasında paylaşılan ekmek, bir dostun omzuna dokunan el, bir annenin duası, bir babanın sessiz desteği ya da bir torunun gülümsemesi de en az ilaçlar kadar iyileştiricidir.

Yazımı, aile kurumunun önemli kahramanlarından biri olan babalara birkaç söz söyleyerek tamamlamak istiyorum.

Babalık yalnızca bir biyolojik bağ değildir. Babalık; sorumluluk almak, korumak, rehberlik etmek, değer aktarmak ve gerektiğinde sessizce fedakârlık yapabilmektir. Çocuklarının geleceği için emek veren, ailesinin huzuru için çalışan, sevgisini bazen sözle bazen davranışlarıyla gösteren tüm babalarımız toplumun en önemli yapı taşlarından biridir.

Bu vesileyle başta şehit ve gazi babalarımız olmak üzere, evlatlarına yalnızca hayat vermekle kalmayıp onlara insan olmayı da öğreten tüm babaların Babalar Günü’nü içtenlikle kutluyor; sağlık, huzur ve sevdikleriyle birlikte nice güzel yıllar diliyorum.

Çünkü güçlü ailelerin temelinde sevgi vardır; sevginin en önemli taşıyıcılarından biri de babalardır.