CNN Live ekranına yansıyan son dakika haberi, ilk bakışta güçlü bir insan hakları müdahalesi izlenimi veriyor: Trump yönetimi, zorla çalıştırılarak üretilen malların ithalatını yeterince engellemedikleri gerekçesiyle 60 ülkeye yüzde 10 ila yüzde 12,5 oranında ek gümrük vergisi uyguluyor.

Ama etik değerlendirme yalnızca ilan edilen amaca bakmaz; kullanılan aracın adil, ölçülü ve tutarlı olup olmadığını da sorgular.

Zorla çalıştırma, çağımızın görünmez kölelik biçimlerinden biridir. Borçlandırılarak çalışmaya mecbur bırakılanlar, pasaportlarına el konulan göçmen işçiler, tehdit altında üretim yapan kadınlar ve çocuklar, küresel tedarik zincirlerinin çoğu zaman görülmeyen yüzünü oluşturuyor. Uluslararası Çalışma Örgütüne göre dünyada yaklaşık 27,6 milyon insan zorla çalıştırılıyor ve bu sömürü düzeni her yıl yaklaşık 236 milyar dolar yasa dışı kazanç üretiyor. Dolayısıyla zorla çalıştırılarak elde edilen ürünlerin dünya pazarlarına girişinin engellenmesi hem hukuki hem de ahlaki bir zorunluluktur. (ILO verileri⁠)

ABD Ticaret Temsilciliği, 1974 tarihli Ticaret Yasası’nın 301. maddesine dayanarak yürüttüğü incelemede 60 ekonominin zorla çalıştırma ürünü mallara karşı yeterli bir ithalat yasağı koymadığı veya mevcut yasağı etkili biçimde uygulamadığı sonucuna vardı. Buna göre belirli adımlar atmış ülkelere yüzde 10, diğerlerine ise yüzde 12,5 ek tarife uygulanması öngörüldü. Türkiye de soruşturmaya dâhil edilen ülkeler arasında ve açıklanan sınıflandırmaya göre yüksek oranlı grupta yer alıyor. (USTR açıklaması⁠)

Burada önemli bir ayrım yapılmalıdır: Türkiye’nin bu listede bulunması, Türkiye’den ihraç edilen bütün malların zorla çalıştırmayla üretildiği anlamına gelmiyor. ABD’nin iddiası, Türkiye’nin başka ülkelerden zorla çalıştırma yoluyla üretilmiş malların ithalatını açık ve etkili biçimde yasaklayan yeterli bir sisteme sahip olmadığı yönündedir. Ancak böylesine ağır bir insan hakları başlığının, ülke ve ürün temelinde somut kanıtlar sunulmadan bütün ihracata yayılan bir ekonomik yaptırıma dönüştürülmesi ciddi adalet sorunları doğurur.

Çünkü genel bir gümrük vergisi, zorla çalıştırmadan yararlanan şirket ile bütün etik kurallara uyan üreticiyi birbirinden ayırmaz. Temiz ve izlenebilir bir tedarik zinciri kuran işletme de cezalandırılır. Vergiyi ilk aşamada ithalatçı öder; maliyet daha sonra fiyatlara, üreticiye ve tüketiciye yansıyabilir. Böylece yaptırımın bedelini, sömürü düzenini kuranlar yerine küçük işletmeler, çalışanlar ve sıradan tüketiciler ödeyebilir.

Üstelik kararın zamanlaması da tartışmalıdır. Reuters’ın aktardığına göre yeni uygulama, Trump yönetiminin daha önceki geniş kapsamlı tarifelerinin mahkeme kararlarıyla sınırlandırılmasının ardından 301. madde üzerinden geliştirilen yeni bir hukuki yol olarak görülüyor. Bu durum, zorla çalıştırmayla mücadele gibi evrensel bir değerin korumacı ticaret politikasının gerekçesine dönüştürülüp dönüştürülmediği sorusunu gündeme getiriyor. Reuters değerlendirmesi⁠

İnsan hakları, ekonomik rekabetin aracı hâline getirildiğinde ahlaki gücünü kaybetme tehlikesi taşır. Eğer amaç gerçekten zorla çalıştırmayı ortadan kaldırmaksa yaptırımlar ülkelere toptan değil; kanıta dayalı olarak belirli şirketlere, ürünlere ve riskli tedarik zincirlerine yöneltilmelidir. Etik üretimini belgeleyen firmalara muafiyet sağlanmalı, bağımsız denetim ve itiraz mekanizmaları kurulmalı, mağdur işçilerin korunması ve zararlarının giderilmesi esas alınmalıdır. Aksi hâlde insan hakları söylemi, ticaret savaşlarının ahlaki ambalajına dönüşebilir.

Türkiye açısından doğru tutum yalnızca karara tepki göstermek olmamalıdır. Bir yandan ayrım gözetmeyen tarife uygulamasına karşı diplomatik ve hukuki girişimlerde bulunulurken diğer yandan zorla çalıştırma ürünü mallara yönelik açık bir ithalat yasağı, risk temelli gümrük denetimi, şirketler için tedarik zinciri özen yükümlülüğü ve güçlü izlenebilirlik sistemi kurulmalıdır. Böyle bir düzenleme yalnızca ABD tarifesinden kaçınmak için değil, insan onuruna dayanan sorumlu bir ticaret politikası oluşturmak için gereklidir.

Zorla çalıştırmayla mücadele ertelenemez. Ancak insan haklarını savunmanın yolu da toplu ekonomik cezalandırmadan geçmemelidir. Bir gümrük tarifesi malların fiyatını değiştirebilir; fakat tek başına hiçbir işçiyi özgürleştiremez.

Asıl ölçüt şudur: Alınan karar sömürülen insanların yaşamını gerçekten iyileştiriyor mu, yoksa insanlık dramını yeni bir ticaret savaşının gerekçesine mi dönüştürüyor?

İnsan onuru, ülkeler arasındaki ekonomik mücadelenin silahı değil, bütün ülkelerin uyması gereken ortak değeri olmalıdır.