Yeni nesil ilişkiler…
Hiç olmadığı kadar hızlı başlayan,
hiç olmadığı kadar belirsiz ilerleyen
ve çoğu zaman adı konmadan biten bağlar…
Sanki herkes birbirine çok yakın, ama kimse kimseye gerçekten temas etmiyor.
Bu bir tesadüf değil.
Sosyolojik olarak bakıldığında; bireyselleşmenin arttığı, seçeneklerin çoğaldığı ve bağlanmanın risk olarak algılandığı bir çağdayız.
Psikolojik olarak ise; bağlanma stillerinin giderek daha kaçıngan hale geldiği, yakınlığın arzulanırken aynı anda tehdit gibi algılandığı bir düzlemdeyiz.
Ve bu iki zemin birleştiğinde ortaya bir “ilişki düzeni” çıkıyor:
İlişki kuramayan ama bağ kurmadan da duramayan insanların oluşturduğu bir düzen.
Mesaj var…
çekim var…
yakınlık var…
Ama netlik yok.
Sorumluluk yok.
Süreklilik yok.
Bu yüzden insanlar artık bir ilişkiyi yaşamıyor,
bir ihtimalin içinde oyalanıyor.
Bu noktada çoğu kişi dışarıyı işaret ediyor:
“İnsanlar çok değişti.”
“Kimse sadık değil.”
“Herkes çıkar peşinde.”
Ama mesele sadece bu değil.
Çünkü bu düzen sadece “çakallardan” oluşmuyor.
Aynı zamanda o düzenin içinde kalmaya devam edenlerden de besleniyor.
Bekleyenlerden…
Umut edenlerden…
Netlik istemekten çekinenlerden…
Ve en önemlisi,
kendi değerini karşısındakinin davranışına göre belirleyenlerden…
Burada daha derin bir katman devreye giriyor:
İnsanın ilkel benliği.
İçimizde hâlâ yaşayan o “avcı” taraf…
Doğada avcı olmak; sabır, strateji, odak ve emek gerektirir.
Gerçek bir avcı, neyin peşinde olduğunu bilir ve onun için çaba gösterir.
Ama bugünün ilişki dinamiklerinde bu avcı kimliği çoğu zaman yanlış yorumlanıyor.
Emek vermek yerine kovalamak,
derinleşmek yerine elde etmek,
bağ kurmak yerine “fethetmek”…
İşte tam burada “çakal” metaforu devreye giriyor.
Çünkü çakal, avını kendisi üretmez.
Kolay olanın peşinden gider.
Hazır olana yönelir.
Risk almaz, sorumluluk taşımaz.
Bugünün bazı ilişki dinamiklerinde de benzer bir örüntü var:
Emek vermeden yakınlık kurmak,
sorumluluk almadan ilgi görmek,
bağ kurmadan bağ hissi yaşamak…
Bu yüzden birçok insan aslında bir ilişki yaşamıyor,
ilişki hissi tüketiyor. ”-mış” gibi
Ama en kritik soru;
Bu düzenin neresindesin?
Çünkü insan, değer verdiği şey için sınır koyar.
Sınır koymadığı yerde ise zamanla kendini kaybeder.
Ve bir noktada şunu fark eder:
Sorun, karşıma çıkan insanlar değil…
O insanlara hayatımda ne kadar yer açtığım.
Çakallarla vals yapmak zorunda değilsin.
Ama o müzik susturulmadıkça,
dans hep devam eder.
Ve bazen en büyük dönüşüm,
dans etmeyi bırakmaktır.