BBC Türkçe’nin, “Türk-Yunan ilişkileri neden son dönemde 'gerilim' sürecine girdi?” haberinde başlığın yanıtı verilememişti.
“Son dönemde yaşanan gelişmeler ve başkentlerden atılan karşılıklı adımlar gerilimin yeniden artmasına neden oldu” tespiti yapılıyor, “Taraflar bu konuda da birbirlerini suçlamaya devam ediyor” deniliyordu.
Yıllardan beri böyle. İki devlet ve iki tarafın politikacıları birbirini suçlar; anlaşmazlıkları gidermek yönünde kalıcı adım atılamaz ve gerginlik, hatta düşmanlık öylece sürer gider.
Maalesef medyamızda bu havanın tersine haber ve girişimler olsa da bunlar zayıf kalıyor; devam etmiyor; medyada da baskın olan devlet politikasının uzantısı niteliğinde yayınlar…

Hatta son zamanlarda daha da fena bir çizgi izleniyor; Yunanistan devleti ve politikacılarının uygulamalarından Yunan ulusu sorumlu tutuluyor; ayrımcı ve düşmanlık saçan bir dil kullanılıyor haberlerde. Yer yer bu dil nefret söylemine de kayıyor.
Sözünü ettiğim ayrımcı ve düşmanlık içeren haberlerden birkaç örnek vereyim. BBC Türkçe’nin haberindeki gibi Akşam’ın, “ABD’den Yunan’a terörist tepkisi”, Yeni Akit’in, “Yunan’da dijital gözetleme paniği” ve Nefes’in “Kopyacı Yunan’ın mavi stratejisi” haberlerinde devlet ile ulus ayrımı yapılmıyordu. Yunanistan devletinin haberlere konu olan icraatlarını sanki bütün Yunan ulusu birlikte yapmış gibi bir yaklaşım sergileniyordu.
Ensonhaber sitesinin “Sana şöyle gelsek ne yapabilirsin ki Yunan” haberinde bir tatbikattan sahile çıkarma yapan zırhlıların görseli yer alıyordu. İki ulus arasındaki düşmanlığı besleyen, savaş kışkırtıcılığı yapan bir haberdi bu. Türkiye gazetesi, F-16’ların, Meis üzerinde alçaktan uçan Yunanistan jetlerini uzaklaştırmasıyla ilgili habere “KAŞınıyorlar” başlığı atarak kışkırtıcılık yapıyordu.
Medyada iki ülke arasında savaş çıkması, gerilimin artması isteği o kadar yerleşik ki, işkembenin hangi kültürden olduğuna dair tartışmalar bile “savaş” ve “gerilim” sözcükleriyle haberleştiriliyor. Selanik’teki bir Yunan restoran sahibinin işkembeyi “gelenekse Yunan yemeği” olarak tescil ettirmek istemesi, “Yunanistan ile paça ve işkembe gerilimi” (Nefes), “Yunanistan ve Türkiye arasındaki 'işkembe' savaşı” (EuroNews) ve “Yunanlılar bu kez şifa kaynağımıza göz dikti” (Sözcü) başlıklarıyla yayımlandı. İki ulusun ortak tarihini, aynı topraklardan beslenen ortak kültürünü yok sayan haberler bunlar.
Türkiye Gazeteciler Hak ve Sorumluluk Bildirgesi, gazetecilerin, “tüm uluslara saygı göstermesini”, “uluslar arasında nefreti, düşmanlığı körükleyici yayından kaçınmasını” ve “ulusların kültürel değerlerini küçümsememesini” öngörür. Zira gazeteciliğin, uluslar arasında düşmanlığı ve nefreti değil, dostluğu geliştirmek gibi bir yükümlülüğü vardır.
Ülkemizde bu ilkenin önde gelen savunucusu Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’ydi. Türk - Yunan dostluğunun gelişmesine çok emek verdi. O yüzden de 1979’da öldürülmesinin ardından Milliyet ve Elefterotipia gazetelerinin sahiplendiği “Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü” oluşturuldu. Ancak bu ödüller 2000 yılına kadar devam edebildi.
Ne yazık, gazetecilik barış ve dostluk bayrağını taşıyamıyor artık, onun yerini düşmanlık besleyen, kışkırtıcı yayınlar aldı.
Rahmi Koç’un fıkrası ve paranın gücü
İşinsanı Rahmi Koç’un, İzmir’deki hastane açılışı sırasında Kürt kadınları aşağılayan, cinsiyetçi ve ırkçı bir “fıkra” anlatırken yanındakilerden en ufak bir itiraz gelmemiş. Dahası Binali Yıldırım ve oradaki herkes gülüyor...
Etraflarında gazeteciler de yok. Bir tek yerel gazeteci Erhan Gülenç yakalıyor görüntüyü. O da “Rahmi Koç’tan güldüren fıkra: Doktor önce sen soyun” başlığıyla paylaşıyor sosyal medyadan.
Fakat anında itirazlar yükseldi sosyal medyada; kadın örgütleri, barolar ve çeşitli kuruluşlar birbiri ardına tepki gösterdi. Rahmi Koç’un, bu kez “Kürt” demeden özür dilemesi de durumu kurtarmaya yetmedi; Adalet Bakanı Akın Gürlek, soruşturma açıldığını duyurdu.

Ancak o zaman Erhan Gülenç’in de yaklaşımı değişti, “Tehdide rağmen direndik ve videoyu kaldırmadık. Bu bizim miras bırakacağımız bir gazetecilik oldu” paylaşımı yaptı.
Elbette davetli onca gazeteci varken, o sohbeti sadece Erhan Gülenç’in görüntülemesi bir başarı. Ancak ayrımcılığı, aşağılamayı fark edemeden “güldüren fıkra” diye paylaşması yanlış.
Ayrıca açıklamalar, tepkiler ve soruşturma açılması, olayın “haber değeri”ni, önemini daha da artırmıştı. Nitekim hemen tüm haber sitelerinde yayımlandı da.
Haberi yayımlamayan az sayıdaki medya kuruluşu arasında Gazete Oksijen’in olması dikkat çekiciydi. Zira geçen hafta Koç Holding için “100. yıl gazetesi” adlı 40 sayfalık reklam eki çıkaran Oksijen, “Koç Holding'ten 150 milyon dolarlık sağlık yatırımı” haberinde ne fıkradan söz etti, ne de Rahmi Koç hakkında soruşturma açılmasından…
Paranın gücü, gazeteciliği yendi ama bereket hayli sınırlı kaldı etkisi…
“Çarpıldı” karikatürünün çizeri
Özgür Özel, TBMM’deki konuşmasında “Canımız Ferdi Zeyrek'in elektrik çarpması sonucu canıyla uğraştığı o gün, Yeni Akit gazetesine 'Çarpıldı' diye dalga geçen karikatürü çizen kadın, bugün çikolata dağıtıyor babaevinde” dedi.
Sözünü ettiği kişi, CHP üyesi olan, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde çalışırken bir süre önce işten çıkarılan Gülşah Alyans’tı. Polislerin, Özgür Özel ve partilileri biber gazı ve plastik mermiyle Genel Merkez’den çıkardığı gün, makam odasına gelenlere çikolata dağıttığı doğruydu. Fotoğraflar, görüntüler vardı.
Ancak Özgür Özel’in, neye dayanarak Gülşah Alyans’ı, Yeni Akit’teki karikatürle ilişkilendirdiği belli değildi. Gülşah Alyans, bir açıklama yaparak, hayatı boyunca karikatür çizmediğini, o karikatürle ilgisi olmadığını, sosyal medyada paylaşmadığını belirtti.
Hakikaten, Gülşah Alyans’ın X hesabı Kasım 2025’te açılmış; oysa Ferdi Zeyrek’in ölümü 10 Haziran 2025’te. Özgür Özel’in sözünü ettiği karikatür de Yeni Akit’te 11 Haziran 2025’te, ölümünün ertesi günü yayımlanmış. Zaten Yeni Akit’teki “Manşetüstü” karikatürlerini, karikatürist Kemal Güler çiziyor. “Çarpıldı” karikatürü de Kemal Güler’in çizgileri, belli.

Ayrıca bu karikatür, “Akit’i iftiralarla susturamazsınız. Geberdi diyenin de lince kalkışanın da…” manşetinin altında yayımlanmış. O günlerde Akit’in, Ferdi Zeyrek için “Geberdi” başlığı kullandığı paylaşımları yapılmıştı; gazete o iddiayı reddediyordu. Karikatür de bu manşeti destekliyor; Yeni Akit’in, “iftira” atanları çarptığını gösteriyordu!
Ben de o günlerde yazmıştım, Yeni Akit’in “Geberdi” başlığı attığı doğru değildi; montajdı. Ancak Yeni Akit, ilk haberinde “Çarpıldı” yazarak nefret saçmıştı. Onunla da kalmamış, Ferdi Zeyrek yaşam mücadelesi verirken “lüks villası” haberi yayımlamışlardı; kötücüllerdi.
Yeni Akit’in istediği özgürlük!
Basın İlan Kurumu, resmi ilan ve reklamların adil dağıtımını düzenlemek için oluşturulmuş bir kurum ama içerik denetimini de görev edinmiş durumdaydı.
Para gücünü elinde bulunduran bir kurumun içerik denetimi yapması etik açıdan sorunluydu. Nitekim “Basın Ahlak Esasları” denilen ilkeler, iktidarı desteklemeyen medyayı cezalandırmak için “silah” haline getirilmişti.
Gazeteciler Cemiyeti’nin, “Basın Ahlak Esasları”nı içeren hükmün iptali istemini Anayasa Mahkemesi’nin kabul etmesi, daha özgürlükçü bir düzenleme için umutlandırmıştı. Fakat iktidarın TBMM’ye sevk ettiği yeni yasa teklifinde, “Basın Yayın İlkeleri” başlığı altında “Basın Ahlak Esasları”ndan çok daha ağır, çok daha belirsiz, istenildiği gibi yorumlanabilecek 15 maddeye yer verildi. Eskiye göre, Kurum’a daha geniş yetkiler veriyordu bu düzenleme.

Fakat düzenlemeye ilk itiraz meslek örgütlerinden değil de önce HÜDAPAR’dan, ertesi gün de Yeni Akit’ten geldi. “Yeni bir 5816 zulmü yolda: Bu yasa, basına pranga vurur” başlıklı haberde, “Atatürk ilke ve inkılapları aleyhine yayın yaptığı değerlendirilen medya kuruluşlarına ilan ve reklam kesme cezası uygulanmasının önünün açılmak istenmesi tepki çekti” deniyordu. 15 madde içerisinde bir tek “Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılamaz” maddesine takılmışlardı! İktidar ile yıldızı hiç barışmayan Yeni Asya ve Milli Gazete de “163. Madde geri mi geliyor?” haberleriyle düzenlemeye karşı çıktı; Yeni Akit ile aynı paydada buluştular.
Yasa teklifinin TBMM Bütçe ve Plan Komisyonu’ndaki görüşmeleri sırasında bir gelişme oldu; iktidar, teklifin “Basın Yayın İlkeleri” bölümünü geri çekti. Bu bölümün neden geri çekildiği açıklanmadı. Ancak Yeni Akit’in kampanyalarının iktidar üzerindeki etkisi malum. Anayasa Mahkemesi’nin “süresiz” nafakayla ilgili yasayı iptal kararı da Yeni Akit’in aylarca devam eden kampanyasının ardından geldi. Şimdi de “Muhalif gazetecilerin döviz vurgunu deşifre oldu” gibi haberlerle bağımsız gazetecilere yönelik iftira kampanyası sürdürüyorlar.
Gazetecilik örgütlerinin süreci izlemesinde ve yeni bir düzenlemeye karşı hazırlıklı olmasında yarar var. Bugünkü haliyle Basın İlan Kurumu içerik denetimi yapamıyor; doğrusu da bu…
Tek cümleyle:
- Cansu Çamlıbel, CHP’li Bülent Kuşoğlu ile T24’te yaptığı başarılı ve siyasi gündemde iz bırakan söyleşiyle, iyi hazırlanılmış, konuyu irdeleyen, konuğunu zorlayan gazetecilik geleneğini medyamıza anımsatmış oldu.
- CHP Milletvekili Mustafa Adıgüzel ile yaptığı söyleşisi nedeniyle Şule Aydın’a yöneltilen eleştiriler de haksızdı; o da başarılı, sorgulayan bir söyleşiydi; kendi duruşunu sergilemesi konuğunun söz hakkını kullanmasına engel olmuyordu.
- Kısa Dalga’da Canan Coşkun’un yazdığı ve yankı uyandıran “Vize imparatorluğu” araştırma dosyasına erişim engelleri konuldu; araştırmada adı geçen eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da “cevap hakkı” olarak Kısa Dalga’ya değil Cüneyt Özdemir’e yanıt gönderdi.
- İktidar medyası “Büyümede kesinti yok” ve “Türkiye ilk çeyrekte yüzde 2.5 büyüdü” başlıkları kullanırken, Yeni Şafak, “Sanayideki yüzde 0,8’lik daralma”ya dikkat çekti.
- Hürriyet internet, Özgür Özel’in TBMM’de bir grup gazeteciyle sohbetini Özgür Özel, “Hürriyet'e konuştu; merak edilen soruları yanıtladı” diye yanıltıcı başlıkla verdi.
- Milliyet’in, “Kurultay Arapsaçı” manşetinde kullanılan “arapsaçı” sözcüğü, “ırkçı çağrışımları olan, nefret söylemine kapı aralayan bir sözcüktü. (Prof. Dr. Süleyman İrvan)
- Anadolu Ajansı, Aydın’ın Söke ilçesinde eşini ve yanındaki kişiyi öldüren erkeğin videosunu yayımlayarak, katilin cinayeti meşrulaştırma çabasına katkıda bulundu.
- Show TV ve Sözcü intiharların bulaşıcı olduğu bilinmesine rağmen Antalya’daki bir hemşirenin intiharını, yöntemi de ayrıntılı biçimde aktararak haber yaptı.
ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: [email protected]