İçinde bulunduğumuz hafta futbolda gündem Avrupa maçlarımızdı ve tabii ki transferler idi. Bugünkü yazımızda gözlerden kaçan bir haberden yola çıktık ve gündemimize gelmeyen bir konuyu köşemize taşıyalım istedik.

“Adana Demirspor’da ekonomik kriz devam ediyor ve bağışlarla ayakta kalmaya çalışıyor”.

Aslında ülkemizde birçok kulüp mali sıkıntı çekiyor ve zor durumda. Neden diğerleri değil de Adana Demirspor’u yazdık.

Çünkü Demirspor kültürü farklı bir kültür ve bu kültür yok olma ile yüz yüze…

Bizler son dönemlerde futbolun hikayesini sadece büyük şehirlerin, büyük sermayelerin ve büyük transferlerin hikâyesi olarak görüyoruz. Çünkü bize bu empoze ediliyor son yıllarda…

Hafızamızı biraz gerilere doğru zorlasak ve birazcık araştırsak futbol tarihimizde çok güzel hikayeler var aslında.

İşte o hikayelerden biri de demiryollarıdır.

Eskişehir Demirspor, Ankara Demirspor ve Adana Demirspor.

Bir dönemin “işçi takımlarıydı.”

Demiryolu çalışanlarının kurduğu spor kulüpleri, bu kültürün sahadaki temsilcileriydi.

Makinistler, tornacılar, kaynakçılar, ustalar, memurlar…

Mesaisi biten işçi, formasını çıkarıp tribüne giderdi. Ya da hafta sonunda takımının peşinden başka bir şehre düşerdi.

Ankara Demirspor, Türk futbolunun ilk yıllarında önemli başarılar elde etti.

Eskişehir Demirspor, Anadolu futbolunun köklü temsilcilerinden biri oldu. Eskişehir’in sanayi ve demiryolu kimliğiyle bütünleşti.

Ve Adana Demirspor…

Mavi-lacivert forma, Adana’nın emeğini temsil etti.

Süper Lig’de mücadele etti, Avrupa hayalleri kurdu, milyonların sevgisini kazandı.

Ancak bugün gelinen noktada o büyük kulüp, ekonomik sorunlarla ve belirsizliklerle mücadele ediyor.

Bir zamanlar tribünleriyle rakiplerine korku salan kulübün adı artık çoğu zaman borçlarla, transfer yasaklarıyla ve mali krizlerle birlikte anılıyor.

İnsanın içi acıyor.

Bir zamanlar Türk futbolunun önemli temsilcilerinden olan Ankara Demirspor ise bugün alt liglerde yaşam mücadelesi veriyor.

Ankara futbolunu konuşurken Gençlerbirliği ve Ankaragücü’nü konuşuyoruz ama Ankara Demirspor’un hikayesini yeterince konuşmuyoruz.

Eskişehir Demirspor’un hikayesi ise daha da semboliktir.

Çünkü Eskişehir denildiğinde demiryolu, işçi kültürü, sanayi ve üretim akla gelir.

Ve elbette… Devrim otomobili.

Türkiye’nin ilk yerli otomobil girişimlerinden biri olan Devrim’in ortaya çıkışında Eskişehir’deki demiryolu ve sanayi birikiminin önemli bir yeri vardı.

Eskişehir Demirspor da işte bu üretim kültürünün içinden doğmuş bir kulüptü.

Bugün Eskişehir Demirspor’un Bölgesel Amatör Lig seviyelerinde bulunması, yalnızca sportif bir gerileme değildir.

Bu, bir anlamda Türkiye’nin üretim kültürüyle spor kültürü arasındaki bağın da zayıflamasıdır.

Özetle; bir zamanlar kulüplerin hikayesi vardı.

Demiryolu kulüpleri vardı.

Şeker fabrikalarının, madenlerin, kurumların spor kulüpleri vardı.

O kulüplerin arkasında büyük paralar yoktu.

Ama büyük bir şey vardı: Bir hikaye.

Bugün biri ekonomik krizle boğuşuyor, diğeri alt liglerde, biri de Bölgesel Amatör Lig’de…

Oysaki bu üç “işçi takımı”ndan ikisi, 1959 öncesi Türkiye futbolunun resmi organizasyonlarında Türkiye şampiyonluğu yaşamış kulüpler. Eskişehir Demirspor’un 1940, Ankara Demirspor’un ise 1947 şampiyonluğu, bugünkü “1959 öncesi şampiyonluklar” tartışmasında önemli bir tarihî ayrıntı olarak önümüzde duruyor. Adana Demirspor’un Türkiye şampiyonluğu yok ama onlar da 1947 Türkiye Futbol Şampiyonası’na katılarak finallerde mücadele etti.

Bugün ne şampiyonlukları konuşuluyor ne de sıkıntıları medyamızda gündem oluyor.

Çünkü futbolun büyük bölümü paranın etrafında dönüyor.

Adana Demirspor’un tribün kültürünü, Ankara Demirspor’un futbol mirasını, Eskişehir Demirspor’un üretim ve demiryolu tarihindeki yerini unutmamamız gerekiyor.

Demiryolları takımları bir zamanlar bu ülkenin futbolunda hızla ilerleyen trenler gibiydi.

Bugün bazıları istasyonda bekliyor.

Bazıları ise adeta raydan çıkmış durumda.

Hızlı trenlerimizi hızla yapıyoruz ama geçmişimizi de hoyratça unutuyoruz.

Emeği, aidiyeti ve futbolun özel hikayelerini unutmamak dileğiyle.