Gençlerbirliği-Fenerbahçe maçında yaşananlar, Türk futbolunun geldiği noktayı bir kez daha suratımıza çarptı.
Forması zorla çıkartılan bir çocuk var: Göktuğ.
Korkmuş ve ağlayan bir çocuk.
Yıllardır tribünlere “aileler gelsin, çocuklar gelsin” diyoruz.
Sonra çocuk tribünde korkuyor, ağlıyor, gerilim yaşıyor.
Bu olay yaşandı ve sonrasında Fenerbahçe kulübü hem aileyi, hem çocuğu hem de komiser yardımcımızı Lyon maçına davet etti. Güzel gelişmeler yaşandı. Ve güzel görüntülerle yüreğimize su serpildi.
Yani son bir haftada ortaya çıkan tablo şu:
Fenerbahçe: Sahip çıktı.
Gençlerbirliği: Açıklama yaptı ve aileyi tesislerde ağırladı.
Emniyet mensupları: Olay anında müdahale etti.
Futbol kamuoyu: Olayı tartıştı.
TFF: Kamuoyuna yansıyan biçimiyle sessiz kaldı.
Şu ana kadar olayla ilgili TFF açıklaması veya somut girişim görülmedi.
TFF’nin görevi sadece maç programı açıklamak, ceza vermek, talimat yayınlamak ve sezon başında fair-play pankartları hazırlamak mı?
Bir çocuk, futbol ortamındaki gerilimin ortasında kalıyorsa; o federasyonun olayı sadece izlemeye hakkı yoktur.
TFF’nin bu konudaki sessizliği kabul edilemez.
Çünkü 6222 sayılı yasa, stat kapısında kimlik kontrolü yapmak için çıkarılmış basit bir prosedür değildir.
6222, spor alanlarında şiddeti ve düzensizliği önlemek için var olan bir yasadır.
Rakibe ya da hakeme yumruk atmak, koltuk kırmak, sahaya yabancı madde atmak gibi eylemler şiddet ise “bir çocuğu korkutan atmosfer” şiddet kapsamına girmiyor mu?
Bu mu fair-play?
Fair-play, afişe yazılan bir İngilizce kelime değildir.
Fair-play, rakip taraftarın çocuğunu da kendi çocuğun gibi koruyabilmektir.
Fair-play, küçük Göktuğ korktuğunda hangi takımın formasını giydiğine bakmadan onun yanında durmaktır.
Ve en önemlisi:
Çocuk korkarken sustunuz.
TFF’nin artık susma lüksü yok.
Ya 6222’nin ruhunu gerçekten uygulayacak, ya da fair-play’i tabeladan çıkarıp hayata indirecek.
Çünkü çocukların korktuğu yerde futbol kazanmaz.
Sadece şiddet kazanır.