Kötü pas, yanlış kadro ya da kaçan gol değil bizim meselemiz.

En büyük sorun, iletişim, sosyal medya ve söylemlerimiz aslında.

Oyunu konuşmuyoruz, taktiği tartışmıyoruz, eksikleri analiz etmiyoruz...

Peki biz ne yapıyoruz?

Bir basın toplantısını veya bir röportajı ülke meselesi haline getiriyoruz.

Montella’nın basın toplantısındaki sözleri, Arda Güler ile yapılan röportaj, bir anda futbolun önüne geçti.

Sosyal medya devreye girdi. Görüntüler kesildi, cümleler bağlamından koparıldı, herkes kendi cephesine malzeme üretti.

Olan yine Milli Takım’a oldu.

Türkiye’de futbol artık sonuç üzerinden değil, algı üzerinden yönetiliyor.

Bir futbolcu güldü mü gündem...

Kaşını çattı mı kriz...

Selam verdi mi mesaj...

Vermedi mi saygısızlık...

Futbol konuşacak yerde mimik konuşuyoruz.

İşin daha düşündürücü tarafı ise yönetimsel sıkıntılar...

Başarı varsa kameralar açılıyor, tebrik mesajları peş peşe geliyor, herkes başarı fotoğrafının içinde olmak istiyor. Kötü sonuç geldiğinde ise ortada kimse kalmıyor.

Asıl hesap verilmesi gereken yer de burasıdır.

Yıllardır milyarlarca lira harcanıyor.

Yıllardır tesisler yapılıyor.

Yıllardır “altyapı devrimi” deniliyor.

Peki sonuç nerede?

Birkaç maç kazanınca kendimizi dünya devi ilan ediyor, ilk yenilgide ise yerin dibine sokuyoruz?

Çünkü planımız yok, istikrarımız yok.

Ama algımız çok.

Siyasi ve yönetimsel şovumuz çok.

Taraftar da artık maç izlemiyor; cephe seçiyor.

Bir futbolcu ya tamamen kahraman ya tamamen hain.

Ortası yok.

Sürekli suçlu arıyoruz.

Suçlu aramayalım artık.

Futbolu yönetenler şapkalarını önüne koymalı ve kendileri “nerde yanlış yaptık” demeliler.

Çözüm yeni bir polemik değil.

Çözüm; liyakatin esas alındığı, hesap verebilir bir yönetim anlayışıdır.

Çünkü futbol, tribünleri dolduran milyonların ortak değeridir.

Ve sonuç olarak da milli forma; günlük tartışmaların üstündedir.