Dünya Kupası yolunda milli takım kadrosu açıklandı. Her zamanki gibi listeden memnun olanlar da var, olmayanlar da...

Teknik direktör Montella ve ekibi, aylardır takip ettikleri, güvendikleri ve sistemlerine uygun gördükleri oyuncularla yola devam etmeyi tercih etti.

Ülkemizde milli takım kadroları açıklanır açıklanmaz futbol konuşmak yerine taraftarlık refleksleri devreye giriyor. Bir kesim, “Bizim takımdan neden oyuncu alınmadı?” diye tepki gösterirken, başka bir kesim kadroya çağrılan rakip takım futbolcularına hakaret etmeye başlıyor.

Oysa bu bizim takımımız ve adı üzerinde “milli” takım...

Burada sadece ay-yıldız vardır ve forma renkleri yoktur. Burada derbi hesapları yoktur. Burada kulüp aidiyetleri ikinci plandadır. Burada milli ruh vardır.

Bir oyuncu milli takıma çağrıldı diye sorgulanamaz. Çağrılmadı diye de karar verenlere hakaret edilemez. Tabii ki tercihler tartışılır, eleştirilir. Ancak eleştiri ile hakaret arasındaki çizgiyi kaybettiğimizde milli takım ruhuna zarar vermeye başlarız.

Milli takım söz konusu olduğunda kulüp rekabetlerini unutmalıyız. Farklı renklere gönül versek de aynı bayrağın altında birleşmeliyiz.

Son yıllarda genellikle ne yapıyoruz? Bazen kendi oyuncumuzu rakip takım formasından dolayı alkışlamaktan çekiniyor, bazen de milli takım formasını giymiş futbolcumuzu kulüp kimliği üzerinden yargılıyoruz.

Bunu sadece taraftarlar yapmıyor.

Sosyal medyada kendilerine başka bir yol tutturmuş kendini bilmezler yapıyor.

Kendini spor uleması sanan ama basın etiğinden zerrece nasibini almamışlar yapıyor.

Bu tarzdaki kişileri çoğaltabiliriz

Unutulmamalıdır ki Dünya Kupası’nda başarıya giden yol, sosyal medyada açılan taraftar kavgalarından değil, saha içinde kurulan birliktelikten geçer. Basındaki kavgalardan değil, anlayışlı olmaktan geçer.

Bugün destek vermemiz gereken şey, kadroya giren ya da giremeyen oyuncular değil; ülkemizi temsil edecek olan takımın başarısıdır.

Montella başarılı olursa kazanan Türkiye olacaktır. Başarısız olursa da sorumluluğu yine teknik heyet üstlenecektir.

Şimdi yapılması gereken, isimlerin peşine düşmek değil, ay-yıldızın arkasında durmaktır.