M. Ferhat Yüksel - Türkiye’nin Avrupalı olduğunu vurgulayan Van de Velde, “Türkiye’nin geleceğinin Avrupa’nın içinde olduğuna inanıyorum, Türkiye’nin gerçekten bir Avrupa ülkesi olduğunu düşünüyorum” dedi. Van de Velde, Türkiye’ye gelmeden önce birçok Avrupalı gibi Türkiye hakkında yerleşik bir algısı olduğunu, ancak Ankara’da yaşayıp Anadolu’nun farklı bölgelerine seyahat ettikçe bu algının değiştiğini söyledi.
Türkiye–AB ilişkileri kişisel önceliğim
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilere özel bir önem atfeden Van de Velde, bu konuyu yalnızca kurumsal değil, görev süresi içinde ilerleme sağlamak istediği kişisel bir hedef olarak gördüğünü söyledi. Türkiye’ye gelmeden önce birçok Avrupalı gibi kendisinin de Türkiye’yi “doğulu” bir ülke olarak algıladığını belirten Van de Velde, “Birçok Avrupalı gibi benim de eskiden Türkiye’ye dair belirli bir algım vardı. Türkiye’yi doğulu bir ülke olarak görüyorduk, doğuda yer alan bir ülke. Geleneksel algı buydu” dedi.
Ankara’da yaşayıp Anadolu’yu gezdikten sonra bu algının değiştiğini vurgulayan Van de Velde, Orta Doğu’da uzun yıllar görev yaptığını ve dünyanın farklı bölgelerini yakından tanıdığını hatırlatarak, bir yıllık Türkiye deneyiminin ardından vardığı sonucun net olduğunu ifade etti. Van de Velde, Türkiye’nin kültürü, refleksleri ve zihniyetiyle kesinlikle Avrupalı olduğunu, farklı kültürlerle iç içe geçmiş olsa bile her şeyden önce Avrupa’nın bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Tamamen Belçikalı, tamamen Türk”
Belçika’daki Türk topluluğuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Van de Velde, entegrasyonun genel olarak bir başarı hikâyesi olarak görüldüğünü söyledi. Belçika’da sayıları 300 bine yaklaşan Türk kökenli vatandaşların önemli bir bölümünün Eskişehir’in Emirdağ ilçesi kökenli olduğunu belirterek, bu nedenle kısa süre önce Eskişehir’de fahri konsolosluk açtıklarını ifade etti.
Türkiye’ye büyükelçi olarak gelmenin bu ilişkiyi kendisi için de farklı bir boyuta taşıdığını belirten Van de Velde, Emirdağ’da gerçekleştirdiği ziyaretin kendisi için güçlü bir anlam taşıdığını dile getirerek, “Çocukluğunuzdan beri gördüğünüz bütün o insanların geldikleri yerin tam burası olduğunu bilerek o kenti görmek çok etkileyici. O insanlar buradan benim şehrime, Gent’e gitmişti” dedi.
Belçika’daki Türklerin ikinci ve üçüncü kuşakta hem ekonomik hem kültürel açıdan son derece başarılı olduğunu vurgulayan Van de Velde, “Türk topluluğuna özgü olan şey, aynı anda tamamen Belçikalı, yani tamamen Avrupalı ve tamamen Türk olabilme kapasitesine sahip olmalarıdır. Kim olduklarına dair bir mücadele yoktur. Bu durum, iki kültürün birbirleriyle son derece uyumlu olduğunun açık bir kanıtıdır” ifadelerini kullandı.

Belçika diplomasisinin odağı ekonomi ve ticaret
Belçika’nın ekonomi ve sanayi ağırlıklı bir ülke olduğunu vurgulayan Van de Velde, Türkiye’deki görevinde ekonomik ilişkileri geliştirmeyi temel önceliklerinden biri olarak gördüğünü belirtti. Bu yaklaşımın Belçika diplomasisinin temel unsurlarından biri olduğunu ifade eden Van de Velde, “Geleneksel hedeflerimizin yanı sıra şirketlerimiz için daha fazla ekonomik ve ticari ilişki sağlamak ana hedefimizdir. Çünkü bir ülke için en önemli unsur, müreffeh bir ekonomi ile güçlü şirketler ve sanayilere sahip olmaktır. Belçika’nın da bunlara sahip olduğunu söyleyebilirim. Bu bizim hammaddemizdir” dedi.
Belçika kraliyet ekonomik misyonu Mayıs’ta Türkiye’ye geliyor
Mayıs ayında Türkiye’yi ziyaret edecek Belçika kraliyet ekonomik misyonunun önemine dikkat çeken Van de Velde, ziyaretin zamanlaması ve kapsamının özel olduğunu söyledi. Belçika’nın bu tür misyonları yılda iki kez düzenlediğini hatırlatan Van de Velde, “Türkiye’ye en son 2012’de, Veliaht Prens Philippe’in başkanlığındaki ekonomik misyonla gelmiştik. Hükûmetimizi Türkiye’yi yeniden ziyaret etme zamanının geldiğine ikna ettik” dedi.
Mayıs ayında yapılacak misyonun 150 ila 200 şirketin katılımıyla gerçekleşeceğini ifade eden Van de Velde, ağırlığın KOBİ’lerde olacağını, inşaat, mühendislik, sağlık, havacılık ve savunma sanayinden büyük firmaların da yer alacağını söyledi. Ana odağın İstanbul olacağını, ancak bunun İstanbul’a değil, Türkiye’ye yapılan bir misyon olduğunu vurgulayan Van de Velde, ziyaretin önemini şu sözlerle özetledi: “Tüm ülkeyi ve iş dünyasını İstanbul’da bir araya getirmek istiyoruz. Ziyaret üç ya da dört gün sürecek. Yaklaşık 200 şirket, iki ya da dört bakan ve başında Majesteleri Kraliçe olacak. Bunun yalnızca Belçika–Türkiye ilişkileri açısından değil, son yılların en büyük Avrupa ticari misyonlarından biri olacağını düşünüyorum” dedi.
Belçika–Türkiye ticaret hacmi 12 milyar dolar
Türkiye’de ekonomik zorluklar bulunduğunu kabul ettiklerini ancak ülkeye ve ekonomiye duydukları güvenin güçlü olduğunu vurgulayan Van de Velde, “Nüfus 87 milyon. Büyüme hâlâ iyi. Ülkede çok fazla inovasyon var, ticaret ve sanayi sektörleri son derece dirençli” değerlendirmesinde bulundu.
Van de Velde, Belçika’nın Türkiye’de doğrudan yabancı yatırım yapan ülkeler arasında bildiğim kadarıyla sekizinci sırada yer aldığını, bu payın son yıllarda arttığını ve Belçika–Türkiye ticaret hacminin yaklaşık 12 milyar dolar seviyesinde olduğunu belirtti.
“Bu ülkeyi gezmemek delilik olurdu”
Yoğun şekilde ülke içinde seyahat ettiğini belirten Van de Velde, Türkiye’nin büyüklüğü, doğal güzellikleri ve tarihsel zenginliğinden etkilendiğini vurgulayarak, “Bu ülkeyi gezmemek delilik olurdu. Asya kıtasının neredeyse tüm uygarlıkları burada yaşamış” dedi.
Kapadokya’yı Machu Picchu, Petra ve piramitlerle aynı düzeyde değerlendirdiğini söyleyen Van de Velde, Kapadokya (Türkiye)’nın tarihsel değer ve özgünlük açısından dünyanın en önemli yerlerinden biri olduğunu ifade etti. Hattuşa (Çorum)’nın ise kendisini özellikle etkilediğini belirten Van de Velde, “Doğanın bozulmamış bir parçasında, sessizce orada bulunup 3 bin 500 yıl öncesini hayal edebilmek mümkün. Hattuşa beni gerçekten çok duygulandırdı” dedi.
Favorisi, Türk kahvaltısı
Türk mutfağını dünyanın en iyilerinden biri olarak tanımlayan Van de Velde, “Her gittiğim ülkede en az üç ya da dört yıl yaşarım ve ilk kez burada her şeyin iyi olduğunu düşünüyorum. Kötü olan hiçbir şey yok. Sevmediğim hiçbir şey yok” dedi.
En sevdiği şeyin kahvaltı geleneği olduğunu vurgulayan Van de Velde, pazar kahvaltılarının ailesi için özel bir zaman olduğunu, kızıyla geleceğe dair en iyi sohbetleri bu sırada yaptıklarını anlattı. Bir yemek seçecek olsa menemen diyeceğini belirten Van de Velde, Adana kebabı sevdiğini ancak biraz yağlı bulduğu için her zaman tercih etmediğini söyledi.
“Zavallı büyükelçi”
Ankara’ya hayran olduğunu söyleyen Van de Velde, Türkiye’de bunun zaman zaman tartışma konusu yapıldığını bildiğini, hatta “Ankara’nın en güzel yerinin İstanbul yolu olduğu” şeklindeki espriyi sık duyduğunu anlattı. İstanbul’da Belçika’nın bir başkonsolosluğu bulunduğunu ve resepsiyonlar ile millî gün etkinliklerinin orada da yapıldığını hatırlatan Van de Velde, buna rağmen Ankara’yı sevdiğini söylediğinde İstanbul’dakilerin şaşırdığını, çoğu kişinin kendisine “zavallı büyükelçi” diye acıyarak baktığını ifade etti.
Van de Velde, Ankara insanını sevdiğini ve kenti “harika bir şehir” olarak gördüğünü vurguladı. Şehirde çok sayıda üniversite ve devlet kurumu bulunduğunu, mühendislerin ve nitelikli insan kaynağının burada yoğunlaştığını belirten Van de Velde, Ankara’da güçlü bir enerji hissettiğini, entelektüel seviyenin yüksek olduğunu ve bu şehrin bir parçası olmanın kendisine iyi geldiğini söyledi.
3 farklı Ankara bir arada
Van de Velde, Ulus çevresindeki tarihi Ankara’yı, Atatürk döneminin ilk yapılarıyla şekillenen Ankara’yı ve bugün yeni mahalleler ile modern kulelerin öne çıktığı “yeni Ankara”yı bir arada görmenin hoşuna gittiğini anlattı.
Ankara’da yaşamın görece kolay olduğunu, trafik artsa da yoğun saatler dışında rahat hareket edilebildiğini söyleyen Van de Velde, kentin tarihinin de çoğu zaman gözden kaçırıldığını vurguladı. Ulus’a sık gittiğini belirten Van de Velde, bölgenin yenilendiğini, Roma kalıntıları ve Osmanlı camilerinin Ankara’nın yalnızca 1920’lerde kurulmuş idari bir başkent olmadığını gösterdiğini söyledi.
Galatlar, Keltler ve Romalılardan kalan izlerin kendisini etkilediğini ifade eden Van de Velde, “Asya’nın tüm imparatorluklarını görmüş bir ülkenin merkezinde olma” hissini her gün yaşadığını dile getirdi.
Van de Velde, Anıtkabir’i ziyaret ettiklerini, yalnızca yürümek için bile oraya gitmeyi sevdiğini ve Anıtkabir’e giden güzergahta sevdiği restoranların bulunduğu bir cadde olduğunu da aktardığını söyledi. Atatürk’ün Ankara vizyonunun şehirde hâlâ görülebildiğini, binalarda ve genel ruh hâlinde hissedilebildiğini belirten Van de Velde, modernizmle geleneklerin bir arada oluşunu, dinamizmi ve itici gücü “benzersiz bir modern tarih deneyimi” olarak tanımladı.
“Burada kalmak istiyorum”
Türkiye’deki görevinin kendisi için özel bir anlam taşıdığını söyleyen Van de Velde, diplomatik yaşamın doğası gereği sürekli ülke değiştirdiğini, ancak Türkiye’de ilk kez farklı hissettiğini dile getirdi. Van de Velde, “İlk defa ‘sonrasında ne olacak’ diye düşünmek istemiyorum. Burada kalmak istiyorum. Burada iyiyim, burada mutluyum, burayı seviyorum. Hayatımda hiç burada olduğum kadar iyi olmamıştım. Bu da gerçekten çok dikkat çekici” dedi.




