Quick Art Space, 31 Aralık’a kadar devam edecek olan yeni grup sergisi "Kısmet Büfesinden Dolaşarak" ile izleyiciyi hem görsel hem de zihinsel bir yolculuğa çıkarıyor. Küratörlüğünü Nergis Abıyeva’nın üstlendiği sergi, ismini ve kavramsal omurgasını Türk edebiyatının usta kalemi Bilge Karasu’nun ‘Kısmet Büfesi’ kitabından ödünç alıyor.
Karasu’nun “gerçek ya da kurmaca resimler” üzerine kurduğu metinlerindeki o meşhur görsel-düşünsel gitgeller, bu sergide üretim sürecinin kendisine yöneltilen bir soruya dönüşüyor: Bir sanatçı, eseri yaratırken kontrolü ne kadar elinde tutar? Süreç nerede tesadüfe, belirsizliğe ya da gündelik dildeki o hafif tevekkülüyle “kısmet”e bırakılır? Sergi, eserin nihai formunu belirleyen dinamiklerin peşine düşerek, bilinçli tercih ile beklenmedik olan arasındaki sınırda geziniyor.
Malzemeden hafızaya bir rota
Sergide Çınar Eslek, Şafak Şule Kemancı, Kerem Giriş, Yekateryna Grygorenko, Seda Oturmak ve Cansu Sönmez’in yapıtları yer alıyor. Her sanatçı, Abıyeva’nın Karasu’dan ödünç aldığı o “düşünsel kıvılcımı” kendi pratiğinde bambaşka formlara dönüştürmüş durumda.
Sergideki işler arasında dolaşırken; Çınar Eslek’in sokaktan bulduğu kumaşın belleğini dönüştürerek ona bir “iç ses” kazandırdığına tanık oluyoruz. Seda Oturmak, toplumsal cinsiyet rollerinin “ödüllendirilme” ritüellerini, sünnet düğünleri üzerinden kurduğu nostaljik ama bir o kadar da eleştirel bir mizansenle hicvediyor.

Mekânın hafızası ve kentin dönüşümü ise Kerem Giriş ve Cansu Sönmez’in işlerinde yankılanıyor. Giriş, bir yanda “köpek yalasa doyar” yazılı sepetle mahalle kültürünün yitip giden dayanışmasına, diğer yanda kinetik bir iple çocukluk oyunlarının yok oluşuna, “oyunsuzluğa” işaret ediyor. Sönmez ise Bayrampaşa’nın çok katmanlı tarihini, bölgeyle özdeşleşen enginar bitkisi üzerinden kurguladığı hibrit formlarla; sosyopolitik ve ekolojik bir gelecek tahayyülüyle sunuyor.

Şafak Şule Kemancı, Quick Art Space’in yüksek tavanlı, bol camlı ve ışık alan o “nefes alan” yapısına özgü ürettiği yerleştirmesiyle iç ve dış arasındaki sınırları yumuşatırken; Yekateryna Grygorenko spekülatif bir hayal gücüyle zamanı sabitlemek yerine onu parçalayarak “insan-sonrası” bir bellek alanı açıyor.
Quick Art Space’in kurucusu Mine Erdemoğlu’nun da vurguladığı gibi, burası sanatın gündelik yaşamla bütünleştiği, “kısmet”in sadece kaderci bir kabulleniş değil, bir karşılaşma ihtimali olarak da okunduğu bir yer. Sergi, birbirinden farklı duraklara sahip bir rota öneriyor: Zamanla, mekânla ve hafızayla ilişkilenmenin çoğul biçimlerini arayan bir rota.
Biz de bu rotayı takip ederek; hem serginin oluşum sürecini hem de “kısmet” kavramının sanatsal üretimdeki karşılığını konuşmak üzere serginin küratörü Nergis Abıyeva ve Quick Art Space Kurucusu Mine Erdemoğlu ile bir araya geldik.

Nergis Abıyeva: “Sergide her iş kendi ‘kısmet’ tanımını üretiyor”
Sergi alanı, Quick Art Space’in yapısal özelliklerine göre özel olarak tasarlanmış. Bu mekânın, sanatçıların üretim süreçlerine nasıl bir etki sağladığını düşünüyorsunuz?
Quick Art Space’in akışkan yapısı, yüksek tavanları, doğal ışık geçişleri, yapının genel “nefes alma” hissi ve izleyiciyle kurduğu yakınlık, sanatçıların düşünme ve üretme biçimlerini doğrudan etkiliyor. Mekân kendini dayatmıyor, tam tersine sanatçıya açılan bir alan hâline geliyor. Bu açıdan Quick Art Space, sanat üretiminin olanaklarını genişleten bir yapı sunuyor. Sanatçıların çoğu, hem süreci hem de mekânı birlikte düşünerek işlerinin ölçeğini, malzemesini ya da yerleştirme yöntemini yeniden kurguluyor.
Dolayısıyla, Quick Art Space sadece işlerin sergilendiği bir yer değil; üretimin kendisine eşlik eden, onu dönüştüren ve bazen görünmez biçimde destekleyen bir ortak. Bu karşılıklılık da hem sanatçılar hem de kurum için her sergiyi yeniden düşünmeye, mekânı her seferinde farklı ihtimaller alanı olarak değerlendirmeye imkân veriyor. İkinci sergiden itibaren sergi tasarımını birlikte düşündüğümüz Kubilay Özmen’in mekâna dair titiz, incelikli ve sezgisel yaklaşımı da bu sürecin çok değerli bir parçası hâline geldi.

Yola çıkış noktasını Bilge Karasu'nun "Kısmet Büfesi" kitabından alıyorsunuz. Öte yandan sergiyi gezerken “kısmet” sözünün yaygın olarak kullanılmaya başladığını da konuşmuştuk. Bu kitabın görsel ve düşünsel boyutları arasındaki geçişin, serginin kurgusunu nasıl şekillendirdiğini anlatabilir misiniz? Ayrıca bu temanın, sanatçıların kişisel süreçlerine ne kadar etki ettiğini gözlemlediniz?
Bilge Karasu Türkçesinin kurduğu o eski İstanbul hissiyle, çocukluğun kırılgan belleğiyle ve nostalji kavramının kendisiyle uzun zamandır ilgileniyorum. Bilge Karasu’nun kurmaca ya da gerçek resimler üzerine kaleme aldığı denemelerinden oluşan kitabına “Kısmet Büfesi” başlığını vermesi beni hep düşündürmüştür. “Kısmet Büfesi” Karasu’nun zihninde ne anlama geliyordu? Gündelik dilde “kısmet” neredeyse hafif bir tevekkül, bir kabulleniş gibi kullanılıyor. Edebi derinlik ve gündelik dolaşım kanadının yan yana gelmesi, serginin zihinsel omurgasını oluşturdu. Kurguyu bu iki uç arasında gidip gelen bir gerilim hattı olarak tasarladım.
“Sanatçılar üretim sürecinde kontrolü ne kadar ellerinde tutar? Nerede işi belirsizliğe, tesadüfe ya da “kısmet”e bırakırlar?” gibi sorularla devam ettim. “Kısmet Büfesinden Dolaşarak” sergisi, malzemeyle ilişki kurma biçimlerinden, düşünsel yönlendirmelere ve sezgisel kararlara kadar üretim sürecinin çeşitli anlarına, eserin nihai formunu belirleyen dinamiklere odaklanıyor. Bilinçli tercih ile beklenmedik olan arasındaki sınırda gezinen bir yaratım sürecine dikkat çekmek istedik. Sergide yer alan işlerin, doğrudan anlatılmayanın, görselle dile gelenin, çağrışım gücüyle genişleyen anlamların peşine düşsün. “Kısmet Büfesinden Dolaşarak”, birbirinden farklı duraklara sahip bir rota öneriyor: Zamanla, mekânla, hafızayla, kimlikle ve bakışla ilişkilenmenin çoğul biçimlerini arayan bir rota.
Sergide yer alan her bir sanatçının işine özgü bir dil ve anlatım biçimi var. Bu çeşitlilik ve farklı tekniklerin serginin genel temasıyla nasıl bir uyum içinde olduğunu düşünüyorsunuz?
Karasu’dan ödünç aldığım o düşünsel kıvılcım, sanatçıların kişisel süreçlerinde farklı biçimlerde karşılık buldu. Sergi tam da bu nedenle tek bir okuma sunmuyor; her iş kendi “kısmet” tanımını üretiyor ve bu çoğulluk, serginin ritmini ve de izleyiciyle kurduğu ilişkiyi belirliyor. Her iş kendi yerinde duruyor; ama birlikteyken bambaşka bir anlam alanı açıyor. Bu her sergide böyle işler aslında.
Çınar Eslek sokaktan bulduğu kumaşın belleğini dönüştürerek ona bir beden ve iç ses kazandırırken; Seda Oturmak toplumsal cinsiyetin “ödüllendirilme” ritüellerini nostaljik bir mizansenle hicvediyor. Kerem Giriş bir yandan çocukluğun kirlenmeye alan açan oyunlarını, diğer yandan kaybolan mahalle kültürünü sınıfsal bir sorgulamayla ele alıyor; kinetik ip yerleştirmede oyunun kendisinin yok oluşuna işaret ediyor. Yekateryna Grygorenko, spekülatif bir hayal gücü alanı açarak zaman, bellek ve beden ilişkisini insan-sonrası bir bakışla yeniden kuruyor. Şafak Şule Kemancı mekâna özgü yerleştirmesinde geçirgen kumaşlarla organik formları buluşturarak iç-dış arasındaki sınırları yumuşatıyor. Cansu Sönmez ise Bayrampaşa’nın çok katmanlı tarihini enginar bitkisi üzerinden yorumladığı hibrit formlarla sosyopolitik ve ekolojik bir “gelecek arşivi” kuruyor.

Serginin bir başka önemli teması, geçmiş ile bugünün ilişkisi. Mekân ve hafıza bağlamında izleyicilerin tepkileri nasıl?
Quick Art Space, beklenmedik bir yerde belirdiği için buraya ilk kez gelen izleyiciler önce şaşkınlık, sonra da “hayranlık” duyduklarından bahsediyor. İzleyici defterine bazen anonim olarak, bazen mahlasla, bazen de kendi isimleriyle yazdıklarından da bu duygular bize geçiyor. Bir izleyici, “Kısmet Büfesinden Dolaşarak, sanatçılar birbirleriyle, sanatçılar yapıtlarla, yapıtlar başka metinlerle konuşuyor.” diye not düşmüş. Sanat alanındaki en büyük problemlerden birinin, QAS danışma kurulu üyesi olan Emre Erbirer’in de her fırsatta belirttiği gibi izleyici geliştirme olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda Quick Art Space, izleyici geliştirmeye önem veren bir yapıyı önceliklendiriyor. Mevcut izleyicimizi derinleştirmeyi ve yeni izleyicilere ulaşmayı amaçlıyoruz.
Sergi, “kısmet” temasının peşinden gidiyor. Bu tema, izleyiciye toplumsal koşullar ve bireysel seçimler arasındaki dengeyi düşünme fırsatı sunuyor. Toplumda "kader" ve "tesadüf" arasındaki ilişkiyi sanat yoluyla sorgulamak sizce izleyiciye ne tür düşünsel bir alan açar?
Bu soruya da kendi varsayımlarımdan değil, izleyicilerin kendi ifadelerinden yanıt vermek isterim: “Kısmet büfesinden, kendi içine dönen, oradan dünyaya bakan, bakışın içinde incelen, sıyrılan, bozulan ve yeniden inşaa olan bir giz çıktı kısmetime. Ne mutlu, ne şahane...Sizin serginiz bir tohum ekti, benden ne güzel filizlendi işler.”
Bu ifade, kader–tesadüf ekseninin izleyicide nasıl kişisel bir dönüşüme alan açtığını çok iyi gösteriyor. Serginin amacı da tam olarak buydu: “kısmet”i yalnızca yazgısal bir teslimiyet olarak değil, bireysel seçimler, toplumsal koşullar ve kişinin kendi iç dünyası arasında sürekli müzakere edilen bir kavram olarak düşünmek. İzleyici bu temayı kendi yaşamının kıvrımlarına taşıdığında, kaderin pasif bir kabullenişten ibaret olmadığını; kimi zaman bir yüzleşme, kimi zaman da kendini yeniden kurma ihtimali sunduğunu fark ediyor.
Bu nedenle sergi, izleyiciye soyut bir kavramsal tartışma sunmanın ötesinde, kendi içsel anlatısını keşfedebileceği bir düşünsel alan da açıyor. Bu alan çoğu zaman, izleyicinin ifadesinde olduğu gibi, hem incelen hem de yeniden inşa edilen bir yer hâline geliyor.

Mine Erdemoğlu: "Sanatın dönüştürücü etkisini daha fazla insanla paylaşmak istedim"
Sanat ve sergi mekanları denilince akıllara belli başlı yerler geliyor Quick Art Space esasında bu yerlerin dışında. Çağdaş sanatın farklı mekân ve semtlerde yayılmasını önemsiyorum. Bu kapsamda Quick Art Space'in kurulma amacını anlatır mısınız?
Quick Art Space 2023’te Maher Holding girişimiyle Quick Tower’da bir kültür sanat platformu olarak kuruldu. Quick Art Space kar amacı gütmeyen, dinamik, sürdürebilir, esnek ve yenilikçi bir platform. Bu platformda farklı disiplinlerde sergi, atölye, performans konuşma gibi etkinliklere yer veriyoruz. Quick Art Space Quick Tower’ın lobi ve bahçesini kullanarak sanatçıların eserlerini sergilemekte ve etkinliklerini düzenliyoruz. Amacımız yaşayan sanatçılarının eserlerini sergileyerek onları desteklemek ve görünür kılmak.
Quick Art Space kurma amacımızın diğeri ise çağdaş sanatın yalnızca belirli semtlerde veya alışılmış mekânlarda var olmasıydı. Quick Tower ise Anadolu yakasında ve iş insanların dışında, farklı kültürlerde ve farklı semtlerden kişilerin de uğrak noktası olan, kolay erişebilir bir mekân. Böylelikle Quick Art Space, Quick Tower’ı ziyaret eden kişiler ile sanatçılar arasında doğal bir buluşma ortamı oluşturmakta ve gelen ziyaretçilerin gündelik hayatlarının akışının içinde sanat ile buluşmasını sağlamaktadır. Bundan dolayı Quick Art Space, klasik galeri anlayışının dışına çıkarak; izleyicinin sanatla beklemediği alanda karşılaşmasını sağlar. Yani, Quick Art Space sadece bir sergi mekânı değil; çağdaş sanatın kapsayıcı, çoğulcu ve özgür bir şekilde gelişebileceği alternatif bir buluşma alanı.
Özellikle son 10 yılda iş dünyasının sanata ilgisi giderek artmakta. Sizce iş dünyası sanatla ilişkisini neden daha da güçlendirmeli?
Son yıllarda iş dünyasının sanata ilgisinin artması doğal bir dönüşümün sonucu. Çünkü bir kurumun başarısı artık sadece finansal göstergelerle değil, kurumun topluma, kültüre, eğitime ve geleceğe nasıl katkı sunduğuyla ölçülmekte. Biz grup olarak bu sosyal sürdürebilirliği eğitim, sanat, spor ve kültür alanlarında gerçekleştiriyoruz.
İş dünyasının sanatla ilişkisini daha da güçlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü sanat; yaratıcılığı besler, yenilikçi düşünmeyi teşvik eder ve kurumların vizyonunu derinleştirir. Sanatla temas eden şirketler, sadece estetik bir değer yaratmış olmaz; aynı zamanda çalışanlarının ilham kaynaklarını zenginleştirir, toplumsal duyarlılık geliştirir ve markalarının kültürel sermayesini artırır.
Ayrıca, sanata yatırım yapan kurumlar şehirlerin kültürel ekosistemine katkıda bulunarak sürdürülebilir bir toplumsal gelişimin parçası olurlar. Bu da uzun vadede hem topluma hem de kurumun itibarına doğrudan etki eder.

Quick Art Space bir buluşma alanı olarak da kurgulanmış. Sadece bina çalışanlarına değil çevre sakinlerine de açık bir ortam. Quick Art Space’in iki yılda Anadolu yakasının öne çıkan bir sanat mekânı olmasının ardında nasıl bir düşünce var?
Quick Art Space’i tasarlarken temel yaklaşımımız, yalnızca bir sergi alanı oluşturmak değil; sanatın herkes için erişilebilir olduğu, etkileşime açık bir buluşma noktası yaratmaktı. Bu nedenle mekânı, sadece bina çalışanlarına değil, çevre sakinlerine ve bölgeyi ziyaret eden tüm sanatseverlere açık, kapsayıcı bir yapı olarak kurguladık.
Anadolu yakasında iki yıl gibi kısa bir sürede öne çıkan bir sanat mekânı haline gelmemizin ardında, sanatın gündelik yaşamla bütünleşmesi gerektiğine yönelik güçlü bir vizyon yer alıyor. Amacımız, çağdaş sanatın belirli merkezlerle sınırlı kalmadan farklı semtlere yayılmasını teşvik etmek ve bölgenin kültürel çeşitliliğini desteklemek. Bizim için önemli olan; sanatçıya alan açmak, izleyiciye yakın olmak ve çevreyle organik bir bağ kurmak. Quick Art Space bu yüzden sıcak, ulaşılabilir ve yaşayan bir yer.

Bir iş insanı olarak uzun süredir eğitime yönelik destek çalışmalarınız var. Quick Art Space ile sanata da destek veriyorsunuz. Kişisel ve iş yaşamınızı düşündüğünüzde sanatla yakın olmak size neler katıyor?
Eğitim alanındaki uzun süreli çalışmalarımın temelinde, toplumsal gelişimin ancak insana yatırım yapılarak mümkün olacağına olan inancım yatıyor. Sanatla yakın olmak hem kişisel hem de profesyonel yaşamımda bana önemli katkılar sağlıyor. Öncelikle sanat, bakış açısını genişleten ve yaratıcılığı besleyen çok güçlü bir alan. İş dünyasında stratejik düşünme, yenilikçi çözümler üretme ve değişimi yönetme gibi konularda farklı perspektifler geliştirmeme yardımcı oluyor.
Aynı zamanda sanat, kurum kültürünün güçlenmesine, toplumsal duyarlılığın artmasına ve daha kapsayıcı bir vizyonun benimsenmesine katkı sağlıyor. Bu da hem liderlik yaklaşımımı hem de iş süreçlerimizi olumlu yönde etkiliyor. Sanat bana ilham, denge ve vizyon katıyor. Quick Art Space’i kurarken de aslında bu kişisel deneyimimden güç aldım: Sanatın dönüştürücü etkisini daha fazla insanla paylaşmak istedim.



